HAMSE SİYASETİ: Bir Kelimenin Ardındaki Devlet Aklı ve Türk Yolunun Doğuşu
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Tarih bazen uzun savaşlarla yazılır, bazen de tek bir kelimeyle…
Devletler yalnızca ordularıyla büyümez; bazen bir liderin doğru anda söylediği tek bir söz, yıllarca sürecek jeopolitik dengelerin yönünü değiştirir. Diplomasinin en güçlü silahı çoğu zaman yüksek ses değil, doğru zamanda yapılan doğru müdahaledir.
Türkiye ile Irak arasında Temmuz 2026 sonunda imzalanan ve Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı'nın yeniden etkin kullanımını hedefleyen günlük 750 bin varillik kapasiteyi kapsayan anlaşma, ilk bakışta enerji diplomasisinin sıradan bir adımı gibi görülebilir. Oysa uluslararası siyaseti yalnızca metinlerden okuyanlar ile satır aralarını okuyabilenler aynı sonucu çıkarmaz.
İmza töreni sırasında yaşanan kısa süreli protokol duraksamasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'a hitaben kullandığı Arapça "Hamse" ifadesi, kamuoyuna yansıyan görüntülerde dikkat çeken anlardan biri oldu. Bu müdahalenin ardından planlanan beş anlaşmanın tamamının imzalanması, diplomatik sürecin kesintisiz ilerlemesini sağladı. Bu anın arkasındaki niyet ve anlam üzerine farklı yorumlar yapılabilir; ancak görünen gerçek şudur: Devlet yönetiminde tecrübe, ayrıntılara hâkimiyet ve anlık karar alma kabiliyeti, bazen müzakerelerin kaderini belirleyen unsurlar hâline gelir.
Uluslararası ilişkiler tarihinde semboller çoğu zaman her şeyin habercisidir.
Bugün dünya enerji hatları üzerinden yeniden şekillenmektedir. Petrol boru hatları, doğal gaz koridorları, limanlar ve demiryolları artık yalnızca ekonomik yatırımlar değildir; bunlar yeni yüzyılın görünmeyen cepheleridir. Çünkü enerjiye hükmeden, ticareti yönlendirir; ticareti yönlendiren ise jeopolitiği şekillendirir.
Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı da tam olarak böyle bir stratejik değere sahiptir. Günlük 750 bin varillik kapasite yalnızca ekonomik bir rakam değildir; bu kapasite, Türkiye'nin Avrupa ile Orta Doğu arasında enerji merkezi olma hedefini destekleyen önemli araçlardan biridir. Ankara'nın uzun yıllardır izlediği enerji çeşitlendirme ve transit ülke stratejisi açısından bu anlaşma, yeni bir sayfanın açıldığına işaret etmektedir.
Fakat mesele yalnızca enerji değildir.
Asıl mesele coğrafyanın yeniden konuşmaya başlamasıdır.
Son yıllarda dünyanın gündeminde stratejik ulaşım eksenleri öne çıkmaktadır.
Bunlardan en önemlisi, Azerbaycan'ı Nahçıvan üzerinden Türkiye'ye bağlaması öngörülen Zengezur Koridoru'dur. Türk dünyasının fiziki bütünleşmesi açısından büyük önem taşıyan bu hat, yalnızca lojistik bir proje değil; aynı zamanda jeopolitik bir vizyonun parçasıdır. Beyaz Saray'da imzalanan mutabakat sonrasında "Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Yolu (TRIPP)" olarak anılan bu ulaşım koridoru, küresel güçlerin yeni ticaret yolları üzerindeki rekabeti ve ulaştırma hatlarının artık askerî üsler kadar stratejik olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Tam da bu noktada Türkiye'nin Irak ile geliştirdiği enerji iş birliği farklı bir anlam kazanmaktadır.
Çünkü Türkiye yalnızca mevcut koridorlara eklemlenen bir aktör olmayı değil, kendi jeopolitik ağırlığını artıracak yeni bağlantılar kurmayı hedeflemektedir.
Belki de bugün yaşanan gelişmeleri "Türk Yolu" fikrinin enerji eksenli ilk adımlarından biri olarak okumak mümkündür.
Bu ifade bugün resmî bir politika tanımı değildir; ancak stratejik perspektiften bakıldığında Anadolu'dan başlayarak Mezopotamya'ya, Kerkük'e, Basra Körfezi'ne ve daha geniş bir coğrafyaya uzanan ekonomik ve lojistik entegrasyon vizyonu, Türkiye'nin son yıllardaki dış politika hamleleriyle uyumlu bir yönelim sergilemektedir.
Irak ve yıllardır gözlerden ırak kalan, akrebin kıskacıyla acı içinde yoğrulan ama bir o kadar da tunçlaşan Kerkük, Türk tarihinin Mezopotamya'daki en önemli kültürel ve toplumsal merkezlerinden biridir. Bugün Kerkük'e ilişkin atılan her diplomatik adım, yalnızca ekonomik çıkarlarla değil; tarihî, kültürel ve insani bağlarla da değerlendirilmektedir. Bu nedenle Türkiye'nin Irak ile geliştirdiği ilişkiler, enerji güvenliği kadar bölgesel istikrar ve tarihsel bağların korunması açısından da önem taşımaktadır.
Bugün dünya yeni bir jeopolitik çağın eşiğindedir.
Artık devletler yalnızca sınırlarını korumuyor.
Koridorlarını koruyor.
Limanlarını koruyor.
Enerji hatlarını koruyor.
Veri merkezlerini koruyor.
Ticaret yollarını koruyor.
21. yüzyılın büyük güç mücadelesi cephelerde değil, haritaların üzerinde yürütülmektedir.
Türkiye'nin son dönemde Kafkasya'dan Karadeniz'e, Doğu Akdeniz'den Körfez'e kadar uzanan diplomatik hamleleri birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo, çok boyutlu bir jeostratejik yaklaşımı işaret etmektedir. Enerji güvenliği, ulaştırma koridorları, savunma sanayii, bölgesel diplomasi ve ekonomik bağlantılar birbirini tamamlayan unsurlar hâline gelmiştir.
Belki de "Hamse" kelimesi bu yüzden yalnızca bir sayı değildir.
Belki de o an, devlet yönetiminde ayrıntının ne kadar önemli olduğunu hatırlatan sembolik bir kare olarak hafızalarda kalacaktır.
Çünkü büyük devletler bazen yüksek sesle değil, doğru zamanda söylenen tek bir kelimeyle konuşurlar.
Ve tarih…
Çoğu zaman en sessiz anları kaydeder.
Bugün enerji üzerinden kurulan her yeni bağ, yarının diplomatik güvenlik mimarisini şekillendirecektir. Türkiye'nin Irak ile geliştirdiği bu iş birliği de yalnızca bir petrol anlaşması olarak değil; enerji güvenliği, bölgesel bağlantısallık ve jeostratejik etkinlik perspektifinden değerlendirilmesi gereken önemli bir gelişmedir.
Belki gelecekte tarihçiler Temmuz 2026'yı yalnızca yeni bir enerji anlaşmasının tarihi olarak değil; Anadolu'nun yeniden doğudan batıya uzanan stratejik ağlar içinde ağırlığını artırdığı dönemin sembolik başlangıçlarından biri olarak da değerlendireceklerdir.