HAYAT, ADAM GİBİ YAŞAYABİLENE EMANETTİR
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Geçtiğimiz günlerde, bizim Mustafa Erdoğan'ın yani namı değer Mudo'nun paylaştığı bir söz dikkatimi çekti.
"Baban seni nüfusa kaydettirir, ilk kıyafetini alır. Sen de bir gün babanı nüfustan düşürür, son kıyafetini alırsın..."
Bir cümle... Ama içine koskoca bir ömür sığdırılmış.
İnsan o satırları okuyunca anlıyor ki; hayat, sahip olduğumuz bir mülk değil, bize bir süreliğine emanet edilmiş bir vakittir.
Doğduğumuz günü biz seçmedik. Gideceğimiz günü de biz belirlemeyeceğiz.
Biz sadece iki tarih arasındaki kısa çizgide nasıl yaşadığımızdan sorumluyuz.
Ne gariptir ki insan, bir gün öleceğini bildiği hâlde, hiç ölmeyecekmiş gibi yaşar. Planlar yapar, hırslar biriktirir, kırar, döker, gönüller yıkar... Sonra vakit gelir; ne mal kalır, ne makam, ne alkış...
Emanet alınan hayat, sahibine geri teslim edilir.
Asıl mesele uzun yaşamak değildir.
Asıl mesele, adam gibi yaşamaktır.
Adam gibi yaşamak; dürüst olmaktır.
Adam gibi yaşamak; ahlaklı olmaktır.
Vicdanını kaybetmemektir.
Yalana, hileye ve ihanete bulaşmamaktır.
Vatanına, bayrağına ve milletine sadakat göstermektir.
Çünkü insanı büyüten serveti değil, karakteridir.
Ne yazık ki yaşadığımız çağda doğrular çoğu zaman ödüllendirilmiyor.
Cömert olursun, "aptal" derler.
İyi olursun, kullanmaya kalkarlar.
Doğruyu söylersin, eleştirirler.
Başarırsın, kıskanırlar.
Seversin, kıymet bilmezler.
Peki bütün bunlar oluyor diye doğruluktan vaz mı geçelim?
Dürüstlükten vaz mı geçelim?
İnsana kul olup, hakikati terk mi edelim?
Elbette hayır...
Biz kula değil, Allah'a kul olmakla emrolunduk.
İnsanların alkışı gelip geçicidir; Allah'ın rızası ise ebedîdir.
Çocukluğum Mecitözü'nde geçti.
O zamanlar insanlar bir işe başlarken, bir şey alırken, bir şey verirken birbirlerine hep aynı duayı ederdi:
"Allah utandırmasın inşallah."
Bu söz, sadece bir temenni değildi.
İnsanı doğru yaşamaya çağıran sessiz bir nasihatti.
Çünkü o yıllarda insanlar Allah'tan korkar, kuldan utanırdı.
Şimdi ise utanmak zayıflık, yalan ise marifet sayılıyor.
Kim daha iyi kandırıyorsa akıllı...
Kim daha iyi rol yapıyorsa başarılı...
Kim daha iyi kıvırıyorsa becerikli kabul ediliyor.
Oysa hakikat hiç değişmedi.
Allah, Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor:
"Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder."
Hayat da bir emanettir.
İsim de emanettir.
Makam da emanettir.
Evlat da emanettir.
Vatan da emanettir.
Ve emanetin hesabı mutlaka sorulacaktır.
Bu yüzden mesele, bu dünyada ne kadar yaşadığımız değil; geride nasıl bir isim bıraktığımızdır.
İnsan öldüğünde nüfustan düşer...
Ama doğruluğu, ahlakı, vefası ve güzel adı insanların gönlünden düşmez.
Rabbim bize; malıyla değil, ahlakıyla zengin olmayı...
Makamıyla değil, karakteriyle hatırlanmayı...
Ve ömrünü, emanetin hakkını vererek tamamlayan kullarından olmayı nasip etsin.
Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.