HİÇBİR ŞEY YAPMADIM! PEKİ YA SUSARAK YAPTIYSAN?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Suçun mutlaka bir hareketi olması gerektiğini kim söyledi?
Bir yumruk, bir mesaj, bir tehdit, bir imza…
Bunları görmeye alışığız. Çünkü hareket görünürdür. Görünen şey kayda geçer, delile dönüşür ve sonunda bir dosyanın içine girer.
Oysa ceza hukukumuz çok daha eski bir gerçeği zaten kabul ediyor:
Bazen insan yaptığından değil, yapması gerekirken yapmadığından da sorumlu olabilir.
İhmali suçların varlığı bunun en açık göstergesidir. İhmali davranışla öldürme, ihmali davranışla yaralama veya belirli yardım ve bildirim yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi gibi düzenlemeler bize temel bir şey söyler:
Eylemsizlik her zaman hukuken “hiçbir şey” değildir.
İşte sessiz manipülasyon tartışmasını tam burada başlatıyorum.
Sessizlik suç mudur?
Hayır.
Cevap vermemek suç mudur?
Hayır.
Bir insan iletişimi kesebilir, uzaklaşabilir, konuşmak istemeyebilir. Bunların her biri tamamen meşru bir sınır koyma biçimi olabilir.
O hâlde mesele sessizlik değil.
Mesele, sessizlikle ne yaptığındır.
Ben “sessiz manipülasyon” derken; sessizliğin karşıdaki insanın algısı, kararı veya davranışı üzerinde belirli bir sonuç yaratacağı bilinerek, bu etkinin oluşturulması ya da sürdürülmesi amacıyla araçsallaştırıldığı bir davranış örüntüsünü tartışıyorum.
Çünkü insan yalnızca söylenenlerle yönlendirilmez.
Bazen söylenmeyenlerle de yönlendirilir.
Belirsizlikle.
Beklentiyle.
Cevapsızlıkla.
Yaklaştırılıp geri çekilmekle.
Tam uzaklaşırken gelen küçücük bir işaretle.
Sonra yeniden sessizlikle.
Burada ilginç olan, manipülasyonun kendisinden çok ortaya çıkabilecek rol değişimidir.
Çünkü sessiz kalan görünmezken, sessizliğe maruz kalan hareket etmeye başlayabilir.
Önce sorar.
Sonra tekrar sorar.
Arar.
Yazar.
Açıklama ister.
Öfkelenir.
Kontrolünü kaybedebilir.
Sınırı aşabilir.
Ve sonunda, somut olayın özelliklerine göre, bizzat bir suçun faili hâline gelebilir.
İşte paradoks:
Maruz kalan fail olabilir.
Üstelik o andan itibaren bütün projektör onun üzerindedir.
Onun mesajları vardır.
Onun aramaları vardır.
Onun hakareti vardır.
Onun tehdidi vardır.
Onun paylaşımı vardır.
Onun hareketi vardır.
Diğer tarafta ne vardır?
Belki yalnızca sessizlik.
Ve böylece ortaya son derece tuhaf bir delil asimetrisi çıkabilir:
Bir taraf sessiz kaldıkça görünmezleşirken, diğer taraf tepki verdikçe kendi aleyhine delil üretir.
Tam burada çok önemli bir sınır çizmek gerekiyor.
Manipülasyona maruz kalmak kimseye suç işleme hakkı vermez.
Ceza sorumluluğu şahsidir.
Her sessizlik haksız tahrik değildir.
Her manipülasyon azmettirme değildir.
Her psikolojik etki de cezai sorumluluğu kaldırmaz.
Dolayısıyla “beni manipüle etti, öyleyse yaptıklarımdan sorumlu değilim” şeklinde bir hukuk anlayışından söz etmiyorum.
Ben çok daha farklı bir soru soruyorum:
Hukuk yalnızca suç anına mı bakmalıdır, yoksa suça giden davranış zincirini de incelemeli midir?
Çünkü bazen yalnızca son kareye bakıyoruz.
Ben buna “son kare adaleti” diyorum.
Bir fotoğraf düşünün.
Bir kişi bağırıyor.
Karşısındaki susuyor.
Fotoğrafa bakın.
Saldırgan kim?
Muhtemelen bağıran.
Şimdi fotoğrafı bırakın ve filmi başa sarın.
Ne oldu?
Kim ne yaptı?
Kim ne yapmadı?
Kim neyi başlattı?
Kim neyi sürdürdü?
Kim hangi davranışın karşı tarafta ne yarattığını gördü?
Ve bunu gördükten sonra ne yaptı?
İşte adaletin fotoğrafla film arasındaki farkı görebilmesi gerekiyor.
Belki filmi izlediğimizde hiçbir şey değişmeyecek.
Belki son karede gördüğümüz kişi gerçekten tamamen haksız çıkacak.
Ama filmi izlemeden bunu bilemeyiz.
İhmali suçların hukuk düşüncesine verdiği önemli ders de tam burada ortaya çıkıyor:
Hukuk yalnızca hareketi değerlendirmez. Belirli şartlarda hareketsizliğe de hukuki anlam yükler.
Elbette buradan “sessiz manipülasyon bir ihmali suçtur” sonucu çıkarılamaz.
Çünkü ihmali suçlarda hukuki yükümlülük, netice, nedensellik ve suç tipinin diğer unsurları ayrıca değerlendirilir.
Ben yeni bir suç tipi icat etmiyorum.
Ben başka bir bakış öneriyorum:
Sessizliği suç saymak yerine, sessizliğin davranış zincirindeki işlevini araştırmak.
Çünkü “bir şey yapmadı” demekle “hiçbir davranışta bulunmadı” demek aynı şey değildir.
Bazen yapmamak da bilinçli bir tercihtir.
Bazen beklemek bir tercihtir.
Bazen cevapsız bırakmak bir tercihtir.
Ve bazen bütün bunların ne sonuç yaratacağı bilinmektedir.
O hâlde soru yalnızca:
“Ne yaptı?”
olmamalı.
Şunları da sormalıyız:
Ne yapmadı?
Neden yapmadı?
Yapmamasının karşı tarafta ne yaratacağını biliyor muydu?
Ortaya çıkan tepkiyi gördüğünde davranışını değiştirdi mi?
Yoksa aynı örüntüyü sürdürdü mü?
Ve en aykırı soru:
Yapmamakla ne yaptı?
Sessiz manipülasyonun hukuki tartışmasını değerli bulmamın nedeni tam olarak bu.
Çünkü geleceğin manipülasyonu mutlaka emir vermeyecek.
“Bunu yap” demeyecek.
Tehdit etmeyecek.
Belki vaat bile vermeyecek.
Bazen yalnızca bir ortam yaratacak.
Sonra geri çekilecek.
Ve karşısındaki insan hareket ettikçe kendisi daha da görünmez hâle gelecek.
Sonunda mahkemenin karşısında hareket eden kişi bulunacak.
Sessiz kalan ise:
“Ben hiçbir şey yapmadım.”
diyecek.
Belki gerçekten hiçbir şey yapmamıştır.
Hukuk bu ihtimali de korumalıdır.
Ama artık ikinci ihtimali de sormanın zamanı gelmiştir:
Ya hiçbir şey yapmamak, tam olarak yaptığı şeyse?
Çünkü ceza hukukumuz bize çoktan bir kapı açtı:
İnsan bazen yaptığından sorumludur.
Bazen yapması gerekirken yapmadığından.
Sessiz manipülasyon tartışması ise o kapının önüne üçüncü bir soru bırakıyor:
Bir insan eylemsizliği bilinçli biçimde başka bir insan üzerinde etki yaratmanın aracına dönüştürürse, hukuk o sessizliğe nasıl bakmalıdır?
Belki de hukukta yeni soruların doğduğu yer tam burasıdır.
Çünkü suçun her zaman sesi çıkmaz.
Bazen asıl gürültü, sessizlik bittikten sonra başlar.