KAŞİF KOZİNOĞLU DOSYASI: FETH-İ KABİR YETMEZ, ESKİ ADLİ TIP RAPORLARI DA YENİDEN İNCELENMELİ

KAŞİF KOZİNOĞLU DOSYASI: FETH-İ KABİR YETMEZ, ESKİ ADLİ TIP RAPORLARI DA YENİDEN İNCELENMELİ

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Eylül 15, 2026 - 21:09

Kaşif Kozinoğlu 12 Kasım 2011'de Silivri Cezaevi'nde hayatını kaybetti. Makamı âli, mekânı cennet olsun.

Aradan yaklaşık on beş yıl geçti. Bugün mezarı açıldı ve ölüm nedeni yeniden araştırılıyor. Feth-i kabir kapsamında alınan örnekler yeniden bilimsel incelemeye tabi tutuluyor.

Ancak Kozinoğlu dosyasında yeniden ele alınması gereken yalnızca mezardan elde edilecek bulgular değildir.

2011 yılında yürütülen otopsi ve adli inceleme süreci, toksikolojik analizler, laboratuvar kayıtları, düzenlenen raporlar ve dosyanın 2012 yılında “doğal ölüm” değerlendirmesi üzerinden kapatılmasına götüren bütün adli süreç yeniden incelenmelidir.

Çünkü bugün devletimiz aynı dosyaya yeniden bakmaktadır. Takipsizlik kararı kaldırılmış, soruşturma yeniden başlatılmış ve yaklaşık on beş yıl sonra feth-i kabir gerçekleştirilmiştir.

Bu gelişme çok önemli bir soruyu gündeme getirmektedir:

Bugün yeniden araştırılmasını gerektiren bir ölüm, 2011 ve 2012 yıllarında hangi bilimsel bulgular ve hangi adli değerlendirmeler üzerinden kapatıldı?

Kanaatimce yeni soruşturmanın üzerinde durması gereken temel meselelerden biri budur.

Bir KBRN Tehditleri Uzmanı Neden Böyle Bir Dosya İle İlgilenir?

Ben bu dosyaya aynı zamanda bir KBRN Tehditleri Uzmanı gözüyle bakıyorum.

KBRN denildiğinde Türkiye'de çoğunlukla savaş alanları, kimyasal harp maddeleri, biyolojik ajanlar, radyolojik vakalar ve nükleer silahlar anlaşılır. Oysa KBRN'nin çok daha az bilinen bir başka boyutu vardır:

Adli bilimler ve ceza soruşturmaları!

Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik veya Nükleer bir materyalin bir insana zarar vermek amacıyla kasıtlı biçimde kullanıldığı şüphesi ortaya çıktığında konu artık yalnızca tıbbi değildir. Olay yeri incelemesinden numunelerin analizine, delil zincirinden toksikolojiye, kriminal soruşturmadan savcılık ve yargılama aşamasına kadar uzanan özel bir süreç başlar.

Bunun dünyadaki önemli kurumsal örneklerinden birini Birleşmiş Milletler Bölgelerarası Suç ve Adalet Araştırma Enstitüsü UNICRI yürütmektedir.

UNICRI, KBRN materyallerinin kasıtlı olarak elde edilmesi, üretilmesi, bulundurulması, aktarılması veya kullanılmasını yalnızca bir güvenlik tehdidi olarak değil; soruşturulması, kovuşturulması ve gerektiğinde yargılanması gereken KBRN suçları kapsamında ele almaktadır.

Bu yaklaşımın adı konunun kapsamını anlatmaya yeterlidir:

“From CBRN Crime Scene to Courtroom” yani KBRN Olay Yerinden Mahkeme Salonuna.

Buradaki amaç yalnızca kullanılan materyalin ne olduğunu belirlemek değildir. Bilimsel delilin doğru şekilde elde edilmesi ve korunması, delil zincirinin muhafazası, analizlerin güvenilirliği ve bulguların hukuken kullanılabilir hale getirilmesi aynı sürecin parçalarıdır.

Dolayısıyla modern dünyada KBRN uzmanlığı yalnızca “tehdidi tespit et ya da dekontamine et” anlayışından ibaret değildir.

Tehdidi tespit et, bilimsel izi koru, olayı araştır ve adalet mekanizmasına taşı.

Kozinoğlu dosyasına KBRN perspektifinden bakmamın nedeni tam olarak budur.

Bazı Saldırılarda Silah Sesi Duyulmaz!

Dünya yakın tarihinde bunun çarpıcı örnekleri vardır.

Georgi Markov suikasti...

Aleksandr Litvinenko suikasti...

Kim Jong-nam'ın suikasti...

Birbirlerinden tamamen farklı siyasi ve kriminal arka planlara sahip bu olaylardan ortak bilimsel bir ders çıkar; bazı saldırılarda silah sesi duyulmaz!

Bazen ilk görünen yalnızca rahatsızlanan veya hayatını kaybeden bir insandır. Olağan dışı bir etkenin bulunup bulunmadığını ortaya çıkarabilecek olan ise söylentiler değil, adli tıp, toksikoloji, analitik kimya, radyolojik adli bilimler ve kriminal soruşturmadır.

Bu nedenle şüpheli bir ölümde olağan dışı bir KBRN ajanı ihtimalinin araştırılması, KBRN biliminin sınırlarının dışında değil, aksine modern KBRN adli bilimlerinin çalışma alanlarından biridir.

Kozinoğlu Dosyasında Bugünün Bilimi Kadar Geçmişin Bilimi de İncelenmeli

Kaşif Kozinoğlu'nun ölümünde toksikolojik veya başka olağan dışı bir etken bulunup bulunmadığını bugünlerde yapılacak incelemeler gösterecektir. Fakat soruşturma yalnızca mezardan alınan örneklerle sınırlandırılmamalıdır.

Bugünün bilimi, geçmişte yürütülen bilimsel süreci de incelemelidir.

2011 yılında gerçekleştirilen otopsinin bütün belgeleri yeniden ele alınmalıdır.

Hangi numuneler alındı?

Hangi toksikolojik analizler gerçekleştirildi? Hangi yöntemler kullanıldı?

Ham analiz verileri mevcut mu?

Ön değerlendirmeler ile nihai rapor arasında açıklanması gereken farklılıklar bulunuyor mu? Nihai ölüm nedeni hangi somut bulgular üzerinden belirlendi?

Bunlar artık yalnızca geçmişe ilişkin sorular değildir.

Yeniden açılmış bir soruşturmanın cevaplandırması gereken adli sorulardır.

Çünkü 2012 yılında savcılığın takipsizlik kararının temel dayanaklarından biri dönemin Adli Tıp değerlendirmesiydi. Ölüm yeniden araştırılıyorsa, ölüm hakkında verilen eski bilimsel kanaatin nasıl oluşturulduğu da yeniden değerlendirilmelidir.

Feth-i kabir yalnızca beden üzerinde ikinci bir inceleme anlamına gelmemelidir.

Dosyanın bilimsel hafızası da yeniden açılmalıdır.

İki Soru Birlikte Cevaplandırılmalı

Yeni soruşturmanın iki temel soruya cevap vermesi gerektiğini düşünüyorum.

  • Birincisi; Kaşif Kozinoğlu neden öldü?
  • İkincisi ise, Kaşif Kozinoğlu'nun ölümü 2012 yılında hangi bilimsel ve adli süreç sonunda kapatıldı?

Bu iki soru birbirinden ayrı düşünülemez.

Yeni incelemeler geçmişteki değerlendirmeleri doğrulayabilir. Ancak yeni bulgular ile eski raporlar arasında ciddi ve bilimsel olarak açıklanamayan farklılıklar ortaya çıkması halinde, geçmişteki raporlama sürecinin kendisinin de adli incelemeye konu edilmesi gerekir.

Bilimsel veya usule ilişkin bir eksiklik var mıydı? Mevcut bulguların tamamı değerlendirildi mi? Herhangi bir veri göz ardı edildi mi? Raporlama sürecine dışarıdan bir yönlendirme veya müdahale gerçekleşti mi?

Ve somut bulgular böyle bir müdahaleyi gösterirse;

Bu münferit bir işlem miydi, yoksa daha geniş bir yapılanmanın parçası mıydı?

Eski Raporlama Mekanizması da Araştırılmalı

Türkiye'nin yakın tarihinde yüksek profilli siyasi cinayetler, terör soruşturmaları ve tartışmalı ölümlerde düzenlenen bazı adli raporlar yıllardır kamuoyunda tartışılmaktadır.

Kozinoğlu soruşturması bu nedenle yalnızca tek bir ölüm dosyasının yeniden incelenmesi olarak görülmemelidir.

Eğer yeni incelemeler geçmişteki adli süreçte ciddi bir sorun bulunduğuna ilişkin somut emareler ortaya çıkarırsa, soruşturmanın kapsamı raporların hazırlanma mekanizmasına kadar genişletilmelidir.

Raporları kimler hazırladı?

Kimler değerlendirdi?

Kimler onayladı?

Raporlama sürecinde olağan dışı bir yönlendirme veya ilişki ağı var mıydı?

Aynı dönemde devlet açısından kritik başka dosyalarda benzer bir adli örüntü bulunuyor muydu?

Son soru özellikle önemlidir!

Tek bir dosyada bilimsel hata başka şeydir. Birden fazla kritik dosyada aynı yönde tekrar eden olağan dışı bir örüntü ise başka bir araştırma konusudur.

Somut bulgular böyle bir örüntü ortaya çıkarırsa bunun münferit işlemlerden mi kaynaklandığı yoksa daha geniş bir yapılanma veya örgütsel yönlendirmeyle mi bağlantılı olduğu devletin yetkili makamlarınca araştırılmalıdır.

Bilimsel rapora müdahale varsa, müdahalenin kaynağına kadar gidilmelidir.

Adli Tıp Raporu Sıradan Bir Belge Değildir.

Bir adli tıp raporu bütün bir soruşturmanın yönünü değiştirebilir. Bir ölümün doğal veya şüpheli ölüm olarak değerlendirilmesini etkileyebilir. Bir savcılık soruşturmasının devamına veya kapanmasına bilimsel dayanak oluşturabilir. Bir ceza davasının kaderini belirleyebilir.

Devletin kritik görevlerinde bulunmuş bir kişinin ölümü söz konusu olduğunda ise bu sorumluluk çok daha ağırdır.

Kaşif Kozinoğlu geçmişte Milli İstihbarat Teşkilatı'nda kritik görevlerde bulunmuş değerli bir isimdi. Dolayısıyla ölümünün bütün yönleriyle aydınlatılması yalnızca geçmişte kalmış bir ceza dosyası meselesi değildir.

Bu aynı zamanda devlet hafızası ile milli güvenlik meselesidir.

Çünkü devletimizin kritik personeline ilişkin şüpheli bir ölümün bilimsel olarak aydınlatılması yalnızca geçmişi açıklamayacak, devletimizin gelecekte benzer tehditleri tanıma, soruşturma ve önleme kapasitesini de güçlendirecektir.

Mezar Açıldı O Halde Dosyanın Tamamı da Açılmalı

Yaklaşık on beş yıl sonra gerçekleştirilen feth-i kabir önemli bir adım olmakla birlikte atılan bu adım dosyanın yalnızca bir bölümüdür.

Mezardan alınan örnekler incelenirken 2011–2012 dönemindeki adli sürecin tamamı da yeniden değerlendirilmelidir.

Eski otopsi belgeleri, toksikoloji sonuçları, ham veriler, uzman değerlendirmeleri, raporların hazırlanma ve onay süreçleri ve bu raporların savcılık kararına nasıl yansıdığı bir bütün olarak ele alınmalıdır.

Yeni incelemeler geçmişteki değerlendirmelerde ciddi bir sorun bulunduğuna işaret ederse raporlama sürecindeki işlemler de adli incelemeye konu edilmelidir. Somut deliller bilimsel değerlendirmeye dışarıdan müdahaleyi gösterirse müdahalenin kaynağı araştırılmalıdır. Benzer müdahalelerin başka kritik dosyalarda da bulunduğuna ilişkin somut bir örüntü ortaya çıkarsa bunun arkasında bir yapılanma bulunup bulunmadığı bütün bağlantılarıyla soruşturulmalıdır.

Çünkü burada korunması gereken herhangi bir kişinin veya makamın geçmişte verdiği karar değildir.

Korunması gereken; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin adalet mekanizmasının güvenilirliği ve devlet hafızasının doğruluğudur.

Devletin kudreti yalnızca tehditleri bertaraf etme kabiliyetinde değil, geçmişte karanlıkta kalmış hadiseleri kendi hukuk ve bilim mekanizmalarıyla aydınlatabilme gücünde de görülür.

Bir KBRN Tehditleri Uzmanı olarak Kozinoğlu dosyasının yeniden ele alınmasını bu nedenle önemli buluyorum.

UNICRI'nin çağdaş KBRN adli yaklaşımının özünde de aynı bütünlük vardır. Olay yerinden soruşturmaya, soruşturmadan mahkeme salonuna uzanan kesintisiz bir adalet zinciri.

KBRN Ana Bilim Dalı yalnızca suikastlerin yöntemini değil, geride bırakılmış olabilecek bilimsel izleri de inceler. Adli makamların görevi ise o izin hukuken ne ifade ettiğini ortaya koymaktır.

Kaşif Kozinoğlu dosyasında bugün yalnızca mezar değil, yaklaşık on beş yıl önce verilen adli kararların dayandığı süreç de yeniden açılmıştır.

Şimdi yapılması gereken bu süreci sonuna kadar götürmektir.

Çünkü adli tıp, devletin gerçeğe attığı bilimsel imzalardan biridir.

O imzanın üzerinde bir soru işareti oluşmuşsa, onu ortadan kaldıracak olan yine Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin hukuku, bilimi ve adaletidir.

#suikast #KaşifKozinoğlu #AdliTıp #Feth-iKabir