İdlib’e Düşen Bombalar: İsrail Suriye’de Ne Mesaj Veriyor?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Suriye yine gökyüzünden gelen bombaların sesine uyandı.
Bu kez hedef, Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib kırsalında bulunan Ebu Zuhur Askeri Havaalanı oldu. 18 Ağustos sabahı gerçekleştirildiği bildirilen hava saldırılarında pist ve bazı tesislerin hedef alındığı, can kaybı yaşanmadığı ancak askeri altyapıda hasar meydana geldiği açıklandı.
Suriye yönetimi saldırıyı egemenlik ihlali olarak nitelerken, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da saldırıyı “gereksiz bir tırmanma” olarak değerlendirdi. Türkiye ise saldırıyı güçlü şekilde kınadı.
Peki İsrail neden İdlib’i vuruyor?
Asıl soru budur.
Çünkü İdlib, İsrail ile Suriye arasındaki geleneksel çatışma hattının oldukça dışında görünen bir bölgedir. Bu nedenle saldırıyı yalnızca “bir havaalanına düzenlenen hava saldırısı” olarak okumak eksik kalır.
Mesaj Yalnızca Şam’a mı?
İsrail açısından Suriye meselesinin temelinde uzun zamandır aynı güvenlik anlayışı bulunuyor: Suriye topraklarında kendisine yönelik potansiyel askeri kapasitenin oluşmasını engellemek.
Ancak bugün Suriye’nin siyasi ve askeri dengeleri Esed döneminden tamamen farklı.
Esed yönetiminin sona ermesinin ardından Şam’da yeni bir siyasi yapı ortaya çıktı. Suriye’nin yeniden yapılanma süreci başladı. Ordu, güvenlik kurumları ve askeri altyapı yeniden şekilleniyor.
İşte İsrail’in temel kaygılarından biri burada ortaya çıkıyor.
Yeni Suriye’nin kendi ordusunu, kendi hava savunmasını ve kendi askeri kapasitesini yeniden kurması İsrail açısından yeni bir stratejik denklem anlamına geliyor.
Bu nedenle İdlib’deki saldırıyı, Suriye’nin yeniden askeri kapasite kazanmasını engellemeye yönelik daha geniş bir stratejinin parçası olarak okumak mümkün.
Fakat Bu Kez Hedefin Başka Bir Anlamı Daha Var
Ebu Zuhur Havaalanı yıllardır aktif bir askeri merkez değildi. Buna rağmen yeniden gündeme gelmesi dikkat çekici.
Üstelik saldırının, bölgedeki askeri yapılanma ve yeniden imar çalışmalarının konuşulduğu bir dönemde gerçekleşmesi ayrıca önem taşıyor.
Bazı haberlerde saldırıdan kısa süre önce Türk askeri heyetinin bölgede incelemelerde bulunduğu aktarılıyor. Bu bilgi kesin bir “Türkiye’ye mesaj verildi” sonucuna tek başına yetmez.
Ancak bölgedeki gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, Ankara’nın Suriye’deki rolünün İsrail açısından giderek daha fazla önem kazandığı açık.
İşte meselenin en hassas noktası burasıdır.
Türkiye-Suriye Yakınlaşması İsrail’i Neden Rahatsız Edebilir?
Türkiye, Suriye’nin yeniden yapılanmasında giderek daha görünür bir aktör hâline geliyor.
Şam yönetimiyle güvenlik, ekonomi ve askeri kapasitenin yeniden oluşturulması konularında iş birliği arayışları sürüyor.
İsrail açısından ise güçlü bir Türkiye-Suriye iş birliği, Suriye’nin yeniden toparlanmasını hızlandırabilecek bir gelişme.
Dolayısıyla mesele yalnızca Suriye’nin geleceği değildir.
Mesele, Suriye’nin geleceğinde kimin ne kadar etkili olacağıdır.
İsrail, Suriye’nin zayıf, parçalı ve askeri kapasitesi sınırlı bir ülke olarak kalmasını güvenliği açısından avantajlı görebilir.
Türkiye ise tam tersine, sınırında istikrarsızlığın azalmasını ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyan, merkezi yapının güçlendiği bir düzenin oluşmasını kendi güvenliği açısından daha uygun görüyor.
Bu iki yaklaşımın kesiştiği yerde ise ciddi bir jeopolitik rekabet ortaya çıkıyor.
İsrail’in Suriye Stratejisi Nereye Gidiyor?
İsrail’in Suriye’ye yönelik askeri faaliyetleri yeni değil.
Ancak Esed sonrası dönemde ortaya çıkan tablo farklı.
Artık karşısında yalnızca eski Şam yönetimi yok. Yeni bir Suriye kurulmaya çalışılıyor.
Bu nedenle İsrail’in askeri müdahaleleri devam ettikçe şu soru daha fazla sorulacak:
İsrail gerçekten güvenliğini mi sağlıyor, yoksa Suriye’nin yeniden güçlenmesini mi engelliyor?
Bu ikisi aynı şey değildir.
Bir ülkenin kendisini tehditlerden koruması anlaşılabilir bir güvenlik politikasıdır. Fakat başka bir ülkenin askeri kapasitesinin yeniden oluşmasını sürekli saldırılarla engellemek, uzun vadede daha büyük bir istikrarsızlık üretebilir.
Nitekim ABD’nin bölgedeki özel temsilcisinin dahi son saldırıyı “gereksiz bir tırmanma” olarak nitelemesi dikkat çekicidir.
Asıl Tehlike: Suriye’nin Yeniden Savaş Alanına Dönüşmesi
Suriye halkı yıllarca süren savaşın bedelini ödedi.
Şimdi ülkenin yeniden ayağa kalkması gerekiyor.
Fakat bunun gerçekleşebilmesi için güvenlik ve istikrar gerekiyor.
Her yeni hava saldırısı, her yeni askeri operasyon ve her yeni sınır ihlali, Suriye’nin normalleşme sürecini biraz daha zorlaştırıyor.
Bugün İdlib’de vurulan bir havaalanı olabilir.
Yarın başka bir askeri tesis olabilir.
Sonrasında ise daha geniş bir çatışma ihtimali gündeme gelebilir.
Bu nedenle İdlib saldırısının asıl önemi, bombaların vurduğu hedefin büyüklüğünden çok, bölgesel dengelere gönderdiği mesajdadır.
Ankara Açısından Mesele Çok Daha Ciddi
Türkiye’nin saldırıyı güçlü şekilde kınaması tesadüf değil.
Dışişleri Bakanlığı, İsrail’in Suriye’nin altyapısını ve askeri kapasitesini hedef alan saldırılarının ülkenin toprak bütünlüğünü ve birliğini ihlal ettiğini belirterek uluslararası topluma daha kararlı tutum çağrısında bulundu.
Çünkü Türkiye açısından istikrarlı bir Suriye yalnızca dış politika meselesi değildir.
Bu, doğrudan Türkiye’nin ulusal güvenliğini ilgilendiren bir konudur.
Suriye’nin parçalanması, yeni çatışma alanlarının oluşması veya ülkenin yeniden farklı güçlerin vekâlet savaşlarına sahne olması, Türkiye’nin güney sınırında yeni güvenlik sorunları oluşturabilir.
Dolayısıyla Ankara’nın temel hedeflerinden biri Suriye’nin yeniden savaş alanına dönüşmesini engellemek olmalıdır.
Sonuç: İdlib’deki Bomba, Bölgesel Dengelerin Fotoğrafıdır
İdlib’e düzenlenen saldırıya yalnızca bir askeri operasyon olarak bakarsak büyük resmi kaçırırız.
Ortada yeniden şekillenen bir Suriye var.
Suriye’nin yeniden yapılanmasında etkisini artıran bir Türkiye var.
Suriye’nin geleceği konusunda kaygıları bulunan bir İsrail var.
Bölgede istikrar isteyen ancak aynı zamanda kendi çıkarlarını korumaya çalışan ABD var.
Ve bütün bu aktörlerin arasında, yıllardır savaşın yükünü taşıyan milyonlarca Suriyeli var.
İşte İdlib’e düşen bombanın gerçek anlamı burada ortaya çıkıyor.
Bu saldırı, Suriye’nin geleceğinin hâlâ ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
İsrail açısından verilen mesaj “Suriye’de oluşabilecek askeri tehdide izin vermeyeceğiz” olabilir.
Fakat bölge açısından ortaya çıkan sonuç çok daha farklı olabilir:
Suriye yeniden ayağa kalkarken, dış müdahaleler ülkeyi yeniden bir çatışma girdabına sürükleyebilir.
Bu nedenle bundan sonraki süreçte asıl sınav, yalnızca Suriye’nin değil, bölgedeki bütün aktörlerin sınavıdır.
Çünkü Ortadoğu’da artık herkesin sorması gereken soru şudur:
Suriye’nin geleceğini bombalar mı belirleyecek, yoksa diplomasi mi?
Cevap, yalnızca Suriye’nin kaderini değil, Türkiye’nin güneyindeki bütün jeopolitik dengeleri de belirleyecektir.