KARADENİZ’DE DENİZCİLER İÇİN ALARM ZİLLERİ ÇALIYOR

KARADENİZ’DE DENİZCİLER İÇİN ALARM ZİLLERİ ÇALIYOR

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 8, 2026 - 21:09

Bir haftada art arda saldırılar: Aroyat’tan Jincheng’e, Aviva’dan Royad Mammadov’a, Alfa Watan ve Able’a… Savaşın faturası denizcilere ve dünya ticaretine çıkıyor

Karadeniz’de yaşananlar artık münferit birkaç saldırı olarak değerlendirilemez.

Son günlerde ticari gemilere yönelik peş peşe gerçekleşen saldırılar, savaşın deniz ticaretine ne kadar yaklaştığını ve sivil denizcilerin nasıl giderek daha büyük bir riskin içine itildiğini açık biçimde ortaya koyuyor.

29 Eylül’de Türk sahipli Aroyat gemisinin Novorossiysk Limanı yakınlarında saldırıya uğraması ve ikinci mühendis Erkan Nika’dan haber alınamamasıyla başlayan endişe, 2 Ekim’de Chornomorsk Limanı’nda JINCHENG isimli geminin vurulması ve bir denizcinin hayatını kaybettiğine ilişkin haberlerle büyüdü.

5 Ekim’de ise PALMALI bağlantılı ROYAD MAMMADOV Karadeniz’de saldırıya uğradı; gemide çıkan yangın ve sonrasında yaşanan faciada iki denizci hayatını kaybetti.

Aynı günlerde İzmail Limanı’nda AVIVA isimli Türk sahipli tankere yönelik saldırıda da bir denizci, Samsunlu Doğukan Aktan hayatını kaybetti.

6 Ekim’de ise tablo daha da ağırlaştı. Bulgaristan’ın ekonomik bölgesinde ALFA WATAN ve ABLE isimli iki ticari gemi saldırıya uğradı. ALFA WATAN battı, mürettebatının akıbeti uzun süre belirlenemedi; ABLE’de yangın çıktı ve 18 kişilik mürettebat tahliye edildi.

Bugün gelinen nokta, tek bir geminin güvenliği meselesinin çok ötesindedir.

Karadeniz’de savaş artık deniz ticaretinin kendisini tehdit eden bir aşamaya ulaşmıştır.

Ve artık sorulması gereken soru şudur:

SAVAŞIN TARAFI OLMAYAN DENİZCİLER NEDEN SAVAŞIN BEDELİNİ ÖDÜYOR?

29 EYLÜL: AROYAT İLE BAŞLAYAN ALARM

29 Eylül’de Türk sahipli kuru yük gemisi Aroyat, Novorossiysk Limanı yakınlarında saldırıya uğradı.

İstanbul merkezli Aroyat Management filosunda bulunan ve Kiva Marine tarafından işletildiği bildirilen gemide can kaybı yaşanmadığı açıklanırken, ikinci mühendis Erkan Nika’dan haber alınamadı. Geminin saldırı sonrasında ağır hasar aldığı ve İstanbul’a çekilerek burada yeniden aranmasının planlandığı bildirildi.

Bir denizcinin kaybolması bile başlı başına büyük bir trajedidir.

Çünkü denizcilik sektöründe “kayıp” kelimesi yalnızca bir operasyonel durum değildir.

Bir aile için bekleyiştir.
Bir eş için belirsizliktir.
Bir çocuk için babasının eve dönüp dönmeyeceğini bilememektir.

Aroyat olayı, Karadeniz’de ticari gemilerin artık yalnızca limanlara girip çıkarken değil, savaşın tarafı olmayan ticaret rotalarında seyir halindeyken de risk altında olduğunu gösteren ilk ciddi işaretlerden biri oldu.

2 EKİM: JINCHENG’DE BİR DENİZCİ DAHA HAYATINI KAYBETTİ

2 Ekim’de Chornomorsk Limanı’nda JINCHENG isimli ticari geminin drone saldırısına uğradığı ve gemide görev yapan bir denizcinin hayatını kaybettiğine ilişkin bilgiler kamuoyuna yansıdı.

Böylece daha ROYAD MAMMADOV saldırısı yaşanmadan önce, Karadeniz’de ticari denizcilik açısından alarmın seviyesi yükselmişti.

Bu olayların ortak noktası çok açık:
Gemiler savaş gemisi değil.
Denizciler asker değil.
Taşınan yükler savaş malzemesi değil.

Bunlar, ülkelerin ekonomilerini birbirine bağlayan ticari seferler.

Ama savaşın coğrafyası genişledikçe ticaret gemileri de savaşın yarattığı risk alanının içerisine çekiliyor.

5 EKİM: ROYAD MAMMADOV FACİASI

5 Ekim’de Karadeniz’in batısında çok daha ağır bir haber geldi.

PALMALI bağlantılı denizcilik yapılanması içerisinde bulunan ROYAD MAMMADOV, Ukrayna’nın İzmail Limanı’ndan İtalya’nın Ravenna Limanı’na doğru seyir halindeyken saldırıya uğradı.

Gemi yangın aldı ve daha sonra battı.

Romanya makamları iki kişinin hayatını kaybettiğini, 11 mürettebatın kurtarıldığını açıkladı. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy saldırının Rus dronları tarafından gerçekleştirildiğini söyledi; ancak saldırının sorumluluğuna ilişkin soruşturmanın devam ettiği ve Romanya makamlarının olayın nedenini bağımsız biçimde doğrulamadığı da belirtiliyor.

Daha sonra hayatını kaybeden iki denizcinin Kaptan Rüstem Hasanov ve aşçı Muhammed Süleymanzade olduğu bildirildi.

Bu noktada haberin merkezine yalnızca gemiyi koymak yanlış olur.

Çünkü ROYAD MAMMADOV’un içinde insanlar vardı.

Kaptan vardı.
Mürettebat vardı.
Aileler vardı.
Bekleyen insanlar vardı.
Ve iki aile için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

PALMALI VE MÜBARİZ MANSİMOV’A ÖZEL BİR NOT

ROYAD MAMMADOV hadisesini değerlendirirken PALMALI’nın ve Sayın Mübariz Mansimov’un ayrıca anılması gerekiyor.

Çünkü PALMALI, yıllardır uluslararası deniz taşımacılığının içerisinde bulunan ve farklı coğrafyalarda, farklı güvenlik ve operasyon şartlarında deniz ticaretini sürdüren bir yapı olarak denizcilik sektöründe önemli bir geçmişe sahip.

Bugün denizcilik yalnızca gemiyi bir limandan diğerine götürmek değildir.

Armatörün ve işletmecinin omuzlarında;
mürettebat güvenliği,
rota güvenliği,
liman güvenliği,
yük güvenliği,
sigorta,
finansman,
uluslararası mevzuat,
savaş riski,
yaptırımlar,
yakıt,
lojistik,
bakım,
personel ve
kriz yönetimi
gibi birbirinden farklı onlarca sorumluluk bulunuyor.

Özellikle Karadeniz gibi savaşın hemen yanında bulunan bir coğrafyada ticari gemiciliği sürdürmek, başlı başına ciddi bir operasyonel tecrübe ve sorumluluk gerektiriyor.

Bu nedenle ROYAD MAMMADOV saldırısı PALMALI açısından da son derece ağır bir sınavdır.

PALMALI Şirketler Grubu’na geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Ancak burada asıl mesele bir şirketin uğradığı zarar değildir.

Asıl mesele, yıllardır denizcilik sektörüne emek veren şirketlerin artık ticari faaliyetlerini sürdürebilmek için savaş riskini de hesaba katmak zorunda bırakılmasıdır.

MÜBARİZ MANSİMOV’U DA UNUTMAMAK GEREKİR

PALMALI’nın hikâyesinden söz edildiğinde Mübariz Mansimov’un ismini ayrıca anmak gerekir.

Çünkü denizcilik dünyasında yıllarını geçirmiş bir iş insanı açısından bir geminin saldırıya uğramasının ne anlama geldiğini yalnızca ticari bilanço üzerinden değerlendirmek mümkün değildir.

Bir geminin arkasında insanlar vardır.

Kaptanlar vardır.
Mühendisler vardır.
Güverte personeli vardır.
Mutfak çalışanları vardır.
Teknik ekipler vardır.
Ve hepsinin gerisinde aileleri vardır.

Bu nedenle Sayın Mübariz Mansimov’a ve PALMALI ailesine geçmiş olsun dileklerimi özellikle iletiyorum.

Bu zor süreçte hayatını kaybeden denizcilerin ailelerinin acısını paylaşıyor, PALMALI camiasına sabır ve güç diliyorum.

AYNI GÜN: AVIVA’DA DOĞUKAN AKTAN’I KAYBETTİK

Karadeniz’deki tablo bununla da sınırlı kalmadı.

Türk sahipli AVIVA isimli tanker de saldırıya uğradı.

Gemide çıkan yangın söndürülürken bir denizci hayatını kaybetti.

Daha sonra hayatını kaybeden denizcinin Samsunlu Doğukan Aktan olduğu açıklandı.

Aktan’ın evli ve iki çocuk babası olduğu, görev yaptığı gemideki son kontratının son günlerini yaşadığı ve yaklaşık 10 gün sonra İstanbul’a gelerek memleketi Samsun’a dönmesinin planlandığı bildirildi.

İşte savaşın denizcilere çıkardığı faturanın en acı tarafı burada.

Doğukan Aktan’ın ailesi için bu bir “denizcilik güvenliği” istatistiği değildir.

Bir babanın eve dönememesidir.
Bir eşin eşini kaybetmesidir.
Çocukların babasız kalmasıdır.
Ve bu nedenle denizcilik sektöründe artık yalnızca “kaç gemi zarar gördü?” diye sormak yetmez.

Kaç insanın hayatı değişti?
Asıl soru budur.

6 EKİM: ALFA WATAN VE ABLE

6 Ekim’de saldırıların Bulgaristan’ın ekonomik bölgesine kadar ulaşması ise yeni bir dönemin işareti oldu.

ALFA WATAN ve ABLE isimli iki ticari gemi saldırıya uğradı.

ALFA WATAN ağır hasar alarak battı ve mürettebatının akıbeti konusunda uzun süre bilgi alınamadı.

ABLE’de yangın çıktı. 18 kişilik mürettebat tahliye edilerek kurtarıldı; iki denizcinin ciddi şekilde yaralandığı bildirildi.

Bulgaristan makamları olayları ciddi bir uluslararası güvenlik sorunu olarak değerlendirirken, saldırıların kaynağına ilişkin soruşturma başlatıldı.

7 Ekim’de ise Bulgaristan’ın ALFA WATAN’daki kayıp 12 kişilik mürettebat için yürüttüğü arama-kurtarma operasyonunu durdurduğu bildirildi.

Birkaç gün içinde ortaya çıkan tablo artık inkâr edilemeyecek kadar ağırdır.

Ticari gemiler savaşın içine çekiliyor.

MESELE ARTIK SADECE KARADENİZ DEĞİL

Burada çok önemli bir noktayı görmek gerekiyor.

Bu saldırılar yalnızca Ukrayna-Rusya savaşının bir sonucu olarak değerlendirilip geçilemez.

Çünkü Karadeniz, Avrupa ile Asya arasındaki ticaretin önemli koridorlarından biridir.

Ukrayna limanlarından çıkan tahıl, yağ, hammadde ve diğer ürünler yalnızca Ukrayna ekonomisi için önemli değildir.

Bu ürünler Avrupa’ya, Akdeniz’e, Afrika’ya ve dünyanın farklı bölgelerine ulaşmaktadır.

Dolayısıyla bir geminin vurulması;
bir armatörün zarar görmesi,
bir mürettebatın hayatını kaybetmesi
veya bir geminin batmasıyla sınırlı değildir.
Tedarik zincirinin bir halkası kopmaktadır.

DENİZ TİCARETİNİN GÖRÜNMEYEN KRİZİ

Savaşın deniz ticaretine etkisi yalnızca saldırı anında ortaya çıkmıyor.

Asıl büyük ekonomik sonuçlar, saldırıların ardından başlıyor.

SİGORTA MALİYETLERİ ARTIYOR
Savaş riski yükseldikçe gemilerin ve taşınan yüklerin sigorta maliyetleri de artıyor.

Bu maliyet sonunda kime yansıyor?
Armatöre.
İşletmeciye.
İhracatçıya.
İthalatçıya.
Ve en sonunda tüketiciye.

GEMİLER DAHA UZUN VE DAHA RİSKLİ ROTAlARA YÖNELİYOR

Güvenlik nedeniyle bazı bölgelerden uzak durmak, gemilerin daha uzun rotalar kullanmasına neden oluyor.

Bu ise daha fazla yakıt, daha fazla zaman ve daha yüksek işletme maliyeti anlamına geliyor.

Bir geminin sefer süresinin uzaması yalnızca şirketin kârını etkilemiyor.

Dünyanın herhangi bir yerindeki bir ürünün fiyatını da etkileyebiliyor.

LİMAN GÜVENLİĞİ TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL

Bugün bir limanın güvenli olması artık yeterli değil.

Geminin limandan çıkışından varış limanına kadar geçeceği bütün koridorun güvenliği önem taşıyor.

Liman güvenli.
Ama limanın 30 mil açığı riskliyse ticaret güvenli değildir.

Liman güvenli.
Ama geminin seyir güzergâhı saldırı tehdidi altındaysa ticaret güvenli değildir.

Dolayısıyla artık “liman güvenliği” değil, “ticaret koridoru güvenliği” konuşulmalıdır.

DENİZCİLERİN PSİKOLOJİSİ DE TEHLİKEDE

Bu konunun belki de en az konuşulan tarafı denizcilerin psikolojik yüküdür.

Bir denizci aylarca ailesinden uzakta çalışıyor.

Fakat bugün bazı denizciler, görev yaptıkları rotanın savaş bölgesine dönüşebileceğini bilerek denize çıkıyor.

Geceleri geminin üzerinde duyulan her patlama,
radarda görülen her şüpheli hareket,
yakındaki her drone,
mürettebat için yeni bir stres kaynağı.

Bu durum uzun vadede denizcilik mesleğinin insan kaynağını da tehdit ediyor.

Çünkü dünyanın hiçbir yerinde genç bir insanın, ailesine “Ben ticaret gemisinde çalışıyorum ama savaş bölgesinden geçeceğim” demesi normal bir çalışma koşulu haline gelmemelidir.

TÜRK ARMATÖRLERİ İÇİN RİSK DAHA DA BÜYÜYOR

Türkiye’nin coğrafi konumu nedeniyle Türk denizcilik sektörü Karadeniz’deki gelişmelerden doğrudan etkileniyor.

Türk sahipli, Türk işletmecili veya Türkiye bağlantılı çok sayıda ticari gemi Karadeniz’deki ticaret yollarını kullanıyor.

Son olaylarda da Türk bağlantılı gemilerin art arda hedef haline gelmesi, sektör açısından ciddi bir alarm oluşturuyor.

Bu nedenle Türk denizcilik sektörünün karşı karşıya olduğu risk artık yalnızca ticari bir risk değildir.

Bu aynı zamanda:
can güvenliği riski,
sermaye riski,
sigorta riski,
lojistik riski,
itibar riski ve
ülke ekonomisi açısından stratejik bir risktir.

SAVAŞIN DENİZ TİCARETİNE SIÇRAMASINA İZİN VERİLMEMELİ

Burada uluslararası toplumun çok daha güçlü bir irade ortaya koyması gerekiyor.

Savaşan taraflar arasındaki askeri mücadele ile sivil deniz ticareti birbirinden ayrılmalıdır.

Bir ticaret gemisinin taşıdığı tahılın, yağın veya başka bir ticari ürünün savaşla hiçbir ilgisi yoktur.

Bir kaptanın siyasi bir tarafı yoktur.
Bir mühendis savaşın tarafı değildir.
Bir aşçı asker değildir.
Bir gemici savaşçı değildir.
Onlar yalnızca işlerini yapmaktadır.

Bu nedenle sivil ticaret gemilerinin ve denizcilerin güvenliği konusunda uluslararası bir güvenlik mekanizmasının güçlendirilmesi artık ertelenemez.

DENİZ TİCARETİNİ KORUMAK DÜNYA EKONOMİSİNİ KORUMAKTIR

Bugün denizcilik sektöründe yaşananları yalnızca sektörün kendi problemi olarak görmek büyük bir hata olur.

Çünkü dünya ticaretinin önemli bir bölümü deniz yoluyla gerçekleşiyor.

Bir geminin rotadan çıkması,
bir limanın kapanması,
bir koridorun riskli hale gelmesi,
bir sigorta şirketinin savaş riski nedeniyle teminatı artırması,
bir armatörün gemisini başka bir rotaya yönlendirmesi
birbirini tetikleyen sonuçlar doğuruyor.

Bu nedenle deniz ticaretine yönelik güvenlik tehditleri bir süre sonra market rafına, enerji fiyatına, sanayi üretimine ve ihracata kadar ulaşabiliyor.

Denizde başlayan kriz, karada ekonomik sonuç doğuruyor.

ARTIK YENİ BİR DENİZ GÜVENLİĞİ ANLAYIŞINA İHTİYAÇ VAR

Yaşananlar gösteriyor ki mevcut güvenlik anlayışı yeni tehditlere karşı yeniden ele alınmalı.

Ticari gemilerin güvenliği için;
daha etkin erken uyarı sistemleri,
ortak deniz gözetimi,
uydu ve radar takibinin güçlendirilmesi,
drone tehditlerine karşı erken tespit,
acil durum ve tahliye planlarının geliştirilmesi,
kıyı ülkeleri arasında koordinasyon,
arama-kurtarma kapasitesinin artırılması,
denizcilik şirketleriyle devlet kurumları arasında sürekli bilgi paylaşımı
gibi mekanizmalar güçlendirilmelidir.

Ancak bütün bunların ötesinde en önemli çözüm yine diplomasidir.

Çünkü dünyanın en gelişmiş radar sistemi bile savaşı sona erdiremez.

Savaşı bitirecek olan siyasi iradedir.

PALMALI’YA, MÜBARİZ MANSİMOV’A VE TÜM DENİZCİLİK CAMİASINA

Bu ağır tablo içerisinde PALMALI Şirketler Grubu’nu ayrıca anmak gerekiyor.

PALMALI’nın uluslararası deniz taşımacılığındaki tecrübesi, böylesine zor bir dönemde deniz ticaretinin ne kadar ağır sorumluluklar taşıdığını bir kez daha ortaya koyuyor.

Sayın Mübariz Mansimov’a, PALMALI ailesine ve tüm çalışma arkadaşlarına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Yaşanan saldırıların ardından hayatını kaybeden tüm denizcilerimizin ailelerinin acısını paylaşıyorum.

Başta Kaptan Rüstem Hasanov, Muhammed Süleymanzade ve Doğukan Aktan olmak üzere hayatını kaybeden bütün denizcilerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

Aroyat’tan haber alınamayan denizci Erkan Nika’nın ve kayıp mürettebatların akıbetinin bir an önce aydınlatılmasını diliyorum.

Yaralanan bütün denizcilerimize acil şifalar diliyorum.

PALMALI’nın ve diğer Türk denizcilik şirketlerinin bu zor süreçten güçlenerek çıkmasını temenni ediyorum.

Çünkü bugün denizcilik sektörünün ihtiyacı olan şey yalnızca güvenli gemiler değil;
güvenli denizlerdir.

DENİZCİLER SAVAŞIN TARAFI DEĞİLDİR

29 Eylül’de Aroyat…
2 Ekim’de Jincheng…
5 Ekim’de Royad Mammadov…

Aviva…
6 Ekim’de Alfa Watan ve Able…
İsimler değişiyor.
Gemiler değişiyor.
Bayraklar değişiyor.

Mürettebatlar değişiyor.
Ama ortaya çıkan gerçek değişmiyor:
Savaş, deniz ticaretinin güvenliğini tehdit ediyor.

Ve bunun bedelini çoğu zaman savaşı başlatmayan insanlar ödüyor.

Bir denizci sabah vardiyasına çıkıyor.

Belki birkaç gün sonra ailesine kavuşmayı planlıyor.

Bir kaptan rotasını takip ediyor.

Bir aşçı mürettebat için yemek hazırlıyor.

Bir mühendis makine dairesinde görevini yapıyor.

Sonra bir drone geliyor.
Bir patlama oluyor.
Yangın çıkıyor.
Gemi batıyor.
Ve bir ailenin hayatı bir anda değişiyor.
İşte savaşın gerçek yüzü budur.

SAVAŞIN HEDEFİ DENİZCİLER OLMAMALI

Karadeniz’in yeniden güvenli bir ticaret denizi haline gelmesi yalnızca Türkiye’nin, Ukrayna’nın, Rusya’nın, Romanya’nın veya Bulgaristan’ın meselesi değildir.

Bu, Avrupa’nın meselesidir.

Akdeniz’in meselesidir.

Asya’nın meselesidir.

Afrika’nın meselesidir.

Ve nihayetinde dünya ekonomisinin meselesidir.

Ticaret gemileri savaş gemisi değildir.

Denizciler asker değildir.

Armatörler savaşın tarafı değildir.

Deniz ticareti, insanlığın ortak ekonomik damarlarından biridir.

Bu damar kesilirse yalnızca denizcilik sektörü değil, bütün dünya ekonomisi zarar görür.

Bu nedenle artık bütün tarafların önünde çok açık bir sorumluluk bulunmaktadır:

Sivil ticaret gemileri hedef olmamalıdır.

Denizciler savaşın tarafı değildir.

Ticaret yolları savaş alanına dönüştürülmemelidir.

Deniz ticaretinin güvenliği küresel ekonominin güvenliğidir.

Ve bütün bu yaşananlardan sonra söylenmesi gereken en önemli cümle şudur:

SAVAŞIN HEDEFİ DENİZCİLER OLMAMALI.