Kırıldığın Yerden Kırılmak; Bir Çaresizlik ve İnsanlık Muhasebesi
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Hayatın en çıplak, en acımasız gerçeğiyle nerede yüzleşir insan? Ne lüks salonlarda ne de başarı kürsülerinde... Çaresizliğin ne olduğunu, insan bir hastane koridorunda bir de bir mezarlık başında öğrenir. Duvarları yumruklarsınız, beyniniz patlarcasına bir çıkış yolu ararsınız ama nafile... Gözlerinizin önünde en sevdiğiniz, canınızdan bir parça erir gider. Çare olur umuduyla en uzağa bile koşarsınız da, sonunda onu kendi ellerinizle kara toprağa verdiğinizde geriye sadece ciğerden kopan acı bir "ah" kalır.
Üstelik hayatın bu en ağır imtihanında sırtındaki yük yetmezmiş gibi, insan bir de çevresindeki narsist ağırlıklarla baş başa kalır. Acıyı hafifletmek, yükü paylaşmak yerine faturayı ağırlaştıranlar... İçteki fırtınayı görmeden, üstenci bir tavırla "Psikolojin bozulur, bir doktora git" diyerek güya yol gösterenler... İnsanın böyle anlarda onlara sadece şunu söyleyesi gelir.
"Aynısını senin de yaşadığın gün geldiği zaman anlarsın psikolojinin nasıl olduğunu!"
Empatiden yoksun, anlamak istemeyen her yüreğe bir gün bu acı elbet uğrar; hayatta kaçış yoktur. Ancak insan, canı yana yana da olsa insanlığı elden bırakmamalıdır. Bu zorlu süreçlerde yanında olanı da olmayanı da, en çok da "dost" bilip sarıldıklarının açtığı derin yaraları ise zihnine bir ibret vesikası olarak kazımalıdır.
Umudun Bittiği Yerde Modern Tıp da Sınıfta Kalır
Aylarca süren hastane nöbetlerinde gözlemlenen en net gerçek şudur: Hastalar umudunu kaybettiğinde, yaşamaya dair moralleri bittiğinde, işte o an mücadeleden pes ederler. Tıpkı bir büyüğün son anlarında dediği gibi: "Çok hastanede yattım iyileştim ama bu sefer kalkmazına yatırdı Allah..."
İnsanı da, organları da bitiren tek şey umutsuzluğa teslim olmaktır. Oysa inanç, "Tevekkül et, bana teslim ol" der. Hal böyleyken bir hastaya, "Bu hastalığın tedavisi yok, kurtulan da yok" diyen bir hekim, sadece bir teşhis koymuş olmaz; o insanın bütün yaşama sevincini ve umudunu elinden alır. Modern tıp, ruhu ve inancı hesaba katmadığı bu noktada maalesef sınıfta kalmaktadır.
Son ana kadar "Her derdin bir çaresi vardır" diyerek inanmak, dünyada tek bir umut ışığı dahi olsa onun peşinden çırpınmak, refakatçinin en asil görevidir. Fakat bu yalnız mücadeleyi herkes sadece izler. Kimisi kucaklayıp "Rabbine sığın" diyerek omuzlardaki yükü hafifletir; kimisi ise yaşanan dramlar yetmezmiş gibi kendi egosunu parlatmanın, menfaatinin ve eğlencesinin peşine düşer. En ufak şeyleri bahane edip acılı insanların üzerine giderler. Pamuk ipliğine bağlı bir direnç kalmışken, sırf kendilerini iyi hissetmek, içlerindeki zehri kusup rahatlamak için manipülasyonlarına devam ederler.
"İyilik" Maskeli Esaret
İnsanı ne para ne zenginlik ne de geniş çevreler mutlu eder; insan sadece ve sadece anlaşılmak ister. Empati bekler. Bir kısırdöngünün, narsist eylemlerin içinde ezilmek istemez. Yapılan bir iyiliğin ardından, beklentiler karşılanmadı diye trip atmak, karşı tarafı kötü hissettirmek, "Ben senin yanındaydım" diyerek çevreye karşı algı yönetimi yapmak ve psikolojik baskı kurmak yürekleri daha çok yormaz mı? İnsana, "Keşke hiç yanımda olmasalardı" dedirtmez mi?
Şairin dediği gibi;
Toprak oldum çamurlara karıldım
Kerpiç oldum duvarlara örüldüm
Ben bu hayatın çilesinden yoruldum...
Hayat boyunca sevdiklerimizi kayırmaktan, incinmesinler diye alttan almaktan yorulmadık mı? Kim en ufak bir iyilik yaptıysa ona borçlanmış hissettik. "Beni mutlu etti, ben de ona bir güzellik yapayım" denilen her insan, o yaptığı iyiliğin getirdiğini düşündüğü hakla, başkalarının özel hayatına müdahale etme hakkını kendinde buldu. Yasaklar, sürekli uyarılar ve tenkitlerle insanları ezdiklerinin farkına bile varmadılar.
İlahi Terazi Şaşmaz
Fakat unutulan bir şey var; dünya, muazzam bir adil denge üzerine kurulmuştur. Yaradan, hesabı ahirete bile bırakmadan, bu dünyada dökülen gözyaşlarının, alınan ahların ve çiğnenen kul haklarının hesabını sorar. Zalimi ve kalpsizi, tam da kırdığı yerden kırar.
Herkesin kendine göre küçük, hesapçı, bencil planları varken; yüce Yaradan’ın da bir hesabı olduğu unutulmamalıdır. Kul unutur ama kader unutmaz. Herkes yaşattığını yaşayacağı o güne doğru yürümektedir.