KRİZ DEĞİL, FIRSAT! MALİYET DEĞİL KAZANÇ! STAJYER VE ÇIRAKLIK EKSENİNDE KALKINMA

KRİZ DEĞİL, FIRSAT! MALİYET DEĞİL KAZANÇ! STAJYER VE ÇIRAKLIK EKSENİNDE KALKINMA

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Mayıs 30, 2026 - 13:50

Bir ülkenin geleceği yalnızca sahip olduğu doğal kaynaklarla, sanayi tesisleriyle veya finansal sermayesiyle ölçülmez. Asıl belirleyici unsur, insan kaynağının niteliği ve bu kaynağın üretim süreçlerine ne ölçüde dahil edilebildiğidir. Özellikle genç nüfusun ekonomik ve sosyal hayata katılımı, kalkınmanın en önemli göstergelerinden biridir.

Türkiye, uzun yıllardır genç nüfus avantajına sahip bir ülke olarak tanımlanmaktadır. Ancak son yıllarda ortaya çıkan veriler, bu avantajın giderek riskli bir alana dönüştüğünü göstermektedir. Ankara Sanayi Odası'nın yayımladığı "Kayıp Potansiyel: Türkiye'de NEET Gençlerin Profili, NEET'e Yol Açan Nedenler ve Çözüm Yolları" başlıklı rapor, bu durumun boyutlarını gözler önüne sermektedir.

Rapora göre Türkiye'de gençlerin yaklaşık dörtte biri ne eğitimde ne de istihdamda yer almaktadır. Uluslararası literatürde "NEET" olarak tanımlanan bu grup, üretim sisteminin dışında kalan, eğitim süreçlerine devam etmeyen ve ekonomik faaliyetlere katılmayan gençlerden oluşmaktadır. OECD ülkeleri arasında Türkiye'nin bu alandaki oranı dikkat çekici derecede yüksektir. Özellikle genç kadınlarda NEET oranının yüzde 36,5 seviyesine ulaşması, sorunun yalnızca ekonomik değil aynı zamanda toplumsal bir boyut taşıdığını göstermektedir.

Bu veriler yalnızca işsizlik rakamları olarak değerlendirilmemelidir. Çünkü burada kaybedilen şey yalnızca istihdam değil; aynı zamanda üretim kapasitesi, verimlilik, yenilikçilik ve toplumsal aidiyet duygusudur.

Ankara Sanayi Odası'nın raporunda yer alan hesaplamalara göre, NEET sorununun Türkiye ekonomisine yıllık maliyeti gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 2,8 ila yüzde 3,5'i arasında değişmektedir. Bu oran yaklaşık 38 ila 47,5 milyar dolarlık ekonomik kayba karşılık gelmektedir. Başka bir ifadeyle Türkiye, her yıl onlarca milyar dolarlık üretim potansiyelini kullanamamaktadır.

Bu rakamlar herhangi bir ekonomik kalemden ibaret değildir. Kullanılamayan insan sermayesini, ertelenen üretimi, gerçekleşmeyen yatırımları ve kaybedilen fırsatları ifade etmektedir.

Daha dikkat çekici olan ise raporda yer alan gelecek projeksiyonlarıdır. Ankara Sanayi Odası'nın senaryo analizlerine göre, doğru politikalar uygulanarak NEET genç sayısının 2030 yılına kadar 4,7 milyondan 3,2 milyona düşürülmesi halinde ekonomiye yaklaşık 18 milyar dolarlık doğrudan katkı sağlanabilecektir.

Bu durum önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır.

Gençlere yönelik harcamalar bir gider kalemi değil, uzun vadeli ekonomik yatırım niteliği taşımaktadır.

Bugün Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu temel sorunlardan biri, eğitim sistemi ile iş gücü piyasası arasındaki uyumsuzluktur. Üniversite mezunu işsiz sayısı artarken, sanayi kuruluşları ihtiyaç duydukları teknik personeli bulmakta zorlanmaktadır.

Ankara Sanayi Odası üyeleri arasında yapılan araştırmalarda işletmelerin yaklaşık yüzde 48'i, en önemli sorunlarından birinin nitelikli personel eksikliği olduğunu belirtmektedir. Sanayi; CNC operatörü, kaynakçı, otomasyon teknisyeni, bakım uzmanı, kalıpçı ve teknik ara eleman ararken, gençlerin önemli bir bölümü bu alanlardan uzaklaşmaktadır.

Bu durum yalnızca meslek tercihiyle açıklanamaz.

Sorunun temelinde güven eksikliği bulunmaktadır.

Bir genç, emeğinin karşılığını alamayacağını düşünüyorsa, geleceğini planlayamıyorsa ve sisteme güven duymuyorsa üretim süreçlerinden uzaklaşmaktadır. Bu güven kaybının oluşmasında yıllardır çözülemeyen bazı yapısal sorunların da payı bulunmaktadır.

Bunların başında staj ve çıraklık mağduriyeti gelmektedir.

Türkiye'de milyonlarca kişi henüz çocuk yaşlarda üretim hayatının içine girmiş, meslek liselerinde veya çıraklık eğitim merkezlerinde eğitim görmüş, işletmelerde çalışmış ve sosyal güvenlik sistemine dahil edilmiştir. Ancak bu kişilerin sigorta girişleri yalnızca iş kazası ve meslek hastalığı primleri kapsamında değerlendirilmiş, emeklilik başlangıcı olarak kabul edilmemiştir.

Ortaya çıkan tablo, aynı iş yerinde çalışan iki kişinin farklı sosyal güvenlik uygulamalarına tabi tutulması sonucunu doğurmuştur. Birçok kişi 14-15 yaşlarında devletin bilgisi ve denetimi altında çalışmasına rağmen, emeklilik hesaplamalarında bu süreler yok sayılmıştır.

Burada tartışılan konu yalnızca geçmişe yönelik bir hak talebi değildir.

Asıl mesele, mesleki eğitime olan güvenin yeniden tesis edilmesidir.

Bir genç, kendisinden önceki kuşakların yaşadığı mağduriyetleri gördüğünde meslek liselerine, çıraklık eğitim merkezlerine ve teknik eğitim süreçlerine karşı doğal olarak mesafeli yaklaşmaktadır. Bu durum zaman içerisinde mesleki eğitimin cazibesini azaltmakta ve sanayinin ihtiyaç duyduğu insan kaynağını daraltmaktadır.

Oysa güçlü sanayiye sahip ülkelerin tamamında mesleki eğitim sistemleri stratejik öneme sahiptir. Almanya, Avusturya, Güney Kore ve benzeri üretim ekonomilerinde gençlerin erken yaşta iş hayatıyla tanışmaları teşvik edilmekte, bu süreçler güçlü sosyal güvenlik mekanizmalarıyla desteklenmektedir.

Türkiye'nin de benzer bir yaklaşımı benimsemesi gerekmektedir.

3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu kapsamında yapılacak adil ve sürdürülebilir düzenlemeler yalnızca geçmiş mağduriyetlerin giderilmesine katkı sunmayacaktır. Aynı zamanda gençlerin üretim süreçlerine katılımını teşvik edecek, mesleki eğitimin itibarını güçlendirecek ve sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli iş gücünün yetişmesine destek olacaktır.

Böyle bir dönüşümün etkileri yalnızca bireysel düzeyde kalmayacaktır:

  • Nitelikli iş gücü açığı azalacaktır.
  • Meslek liseleri daha cazip hale gelecektir.
  • Çıraklık eğitim merkezlerine yönelim artacaktır.
  • Kayıt dışı istihdam gerileyecektir.
  • İş kazaları azalacaktır.
  • Üretim kalitesi yükselecektir.
  • KOBİ'lerin personel bulma sorunu hafifleyecektir.
  • İhracat kapasitesi güçlenecektir.
  • Katma değerli üretim artacaktır.
  • Usta-çırak geleneği korunacaktır.
  • Mesleki bilgi birikimi yeni nesillere aktarılacaktır.
  • Sanayi ile toplum arasındaki bağ güçlenecektir.
  • Yerli üretim desteklenecek, dışa bağımlılık azalacaktır.
  • Gençlerin geleceğe dair umutları yeniden güçlenecektir.

Ekonomik kalkınma yalnızca yatırım teşvikleriyle sağlanamaz. Güven duygusu olmadan üretim kültürü gelişmez. Aidiyet hissi olmadan verimlilik artmaz. İnsan sermayesine yatırım yapılmadan sürdürülebilir büyüme gerçekleşmez.

Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey, gençleri bir maliyet unsuru olarak görmek değil, onları ülkenin en büyük stratejik sermayesi olarak değerlendirmektir.

Ankara Sanayi Odası'nın ortaya koyduğu veriler açık bir gerçeği göstermektedir. Türkiye'nin kayıp potansiyeli aslında kaybolmuş değildir. O potansiyel; eğitimde, atölyelerde, meslek liselerinde, çıraklık eğitim merkezlerinde ve iş hayatına katılmayı bekleyen milyonlarca gencin içinde yaşamaya devam etmektedir.

Bu potansiyelin ortaya çıkması ise yalnızca ekonomik teşviklerle değil, adalet duygusunu güçlendiren, emeği koruyan ve gençlere güven veren politikalarla mümkün olacaktır.

Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği, sahip olduğu gençlerin geleceğe duyduğu güven kadar büyüktür.