KUDÜS’E VALİ OLMADAN ÖNCE BU ŞİDDETİ DURDURACAK MISINIZ ?

KUDÜS’E VALİ OLMADAN ÖNCE BU ŞİDDETİ DURDURACAK MISINIZ ?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 13, 2026 - 20:56

Bir toplumun vicdanı yavaş yavaş aşınır.

Bir anda olmaz bu.

Bir sabah kalkıp da insanlar merhametini kaybetmez.

Önce küçük kırılmalar yaşanır.

Sonra bazı görüntülere alışılır.

Ardından bazı haberler sıradanlaşır.

Bir süre sonra da insanlar dehşete düşmeleri gereken olayları yalnızca izlemeye başlar.

Bugün tam olarak böyle bir dönemin içerisinden geçiyoruz.

Her gün yeni bir hayvana yönelik şiddet haberi görüyoruz.

Çekiçlerle öldürülen hayvanlar...

Pompalı tüfeklerle vurulan canlar...

İşkence görüntüleri...

Sokak ortasında yapılan vahşetler...

Sosyal medyada gururla paylaşılan saldırılar...

Bütün bunlar yaşanırken toplumun vicdanı kanıyor.

Ancak yalnızca yaşanan vahşet değil, o vahşetin ardından ortaya çıkan tablo da insanı ürkütüyor.

Çünkü artık sadece saldırganlarla mücadele etmiyoruz.

Bir de saldırganları aklamaya çalışanlarla mücadele ediyoruz.

Bir hayvan öldürülüyor.

Ardından sosyal medyada bir grup hesap ortaya çıkıyor.

Faili sorgulamak yerine mağduru sorguluyorlar.

Şiddeti kınamak yerine şiddetin gerekçesini üretmeye çalışıyorlar.

Merhameti savunmak yerine öfkeyi büyütüyorlar.

Toplumu sakinleştirmek yerine kutuplaştırıyorlar.

Bu durum yalnızca hayvan hakları meselesi değildir.

Bu, doğrudan doğruya toplumsal ahlak meselesidir.

Çünkü bir toplum şiddeti haklı göstermeye başladığı anda tehlikeli bir eşik aşılmış olur.

Bugün hayvana yönelen nefret yarın insana yönelir.

Bugün savunmasız bir canlıya vurulan çekiç yarın başka bir hedef bulur.

Şiddetin karakteri değişmez.

Sadece hedefleri değişir.

Bu nedenle hayvanlara yönelik şiddeti küçümseyenler aslında toplumun geleceğini küçümsüyorlar.

Asıl üzerinde durulması gereken konu ise cezasızlık algısıdır.

Belki de bugün yaşadığımız en büyük sorunlardan biri budur.

Toplumun önemli bir kısmı artık bazı suçların yeterince caydırıcı sonuçlar doğurmadığını düşünüyor.

Haklı veya haksız...

Bu algı oluşmuş durumda.

Ve algılar bazen gerçekler kadar güçlüdür.

Bir kişi yaptığı eylemden sonra ciddi sonuçlarla karşılaşmayacağını düşünüyorsa suç işlemeye daha yatkın hale gelir.

Bu yalnızca hayvanlara yönelik suçlarda değil, tüm suç türlerinde geçerlidir.

Hukukun caydırıcılığı zayıfladığında suçun cesareti artar.

Suçun cesareti arttığında ise toplumun korkusu büyür.

Bugün birçok vatandaşın zihnindeki soru aynıdır:

"Neden bu kadar rahat hareket edebiliyorlar?"

"Neden bu kadar cesurlar?"

"Neden bu kadar pervasızlar?"

Bu soruların cevaplarından biri de kamuoyunda oluşan cezasızlık algısıdır.

Ancak meselenin belki de en dikkat çekici tarafı başka bir noktadadır.

Sessizlik...

Evet, sessizlik.

Bazen bir toplumda söylenen sözlerden daha çok söylenmeyen sözler konuşulur.

Bugün insanlar yalnızca failleri sorgulamıyor.

Aynı zamanda yönetenlere de soru soruyor.

Toplum konuşuyor.

Gazeteciler konuşuyor.

Hayvan hakları savunucuları konuşuyor.

Vatandaşlar konuşuyor.

Peki yöneticiler neden yeterince konuşmuyor?

İnsanlar neden daha güçlü açıklamalar duymuyor?

Neden daha net mesajlar verilmiyor?

Neden daha kararlı bir duruş sergilenmiyor?

Bu sorular artık yalnızca sosyal medyada değil, sokakta da sorulmaya başlandı.

Çünkü insanlar devletin yalnızca güvenlik sağlayan bir mekanizma değil, aynı zamanda topluma yön veren bir otorite olduğunu düşünüyor.

Devletin sesi bazen yasadan daha etkili olabilir.

Bir bakanın yapacağı güçlü bir açıklama bazen yüzlerce paylaşımın etkisini yaratabilir.

Bir yöneticinin göstereceği net tavır bazen topluma önemli bir mesaj verebilir.

İşte bu nedenle sessizlik eleştiriliyor.

Çünkü insanlar sessizliğin yanlış anlaşılmasından korkuyor.

Toplumun önemli bir kısmı şu kanaate sahip:

Hükümet sessiz kaldıkça şiddet gerilemiyor.

Tam tersine büyüyor.

Hükümet sessiz kaldıkça nefret dili azalmıyor.

Tam tersine yaygınlaşıyor.

Hükümet sessiz kaldıkça saldırganlar geri çekilmiyor.

Tam tersine daha görünür hale geliyor.

Elbette her olay açıklamayla çözülmez.

Elbette yalnızca konuşmak yeterli değildir.

Ancak toplumun vicdanını yaralayan olaylar karşısında güçlü bir duruş sergilemek de yöneticilerin sorumlulukları arasındadır.

Bugün birçok vatandaşın aklında dolaşan soru tam da budur.

Kudüs'e vali olmayı hayal ettiğinizi ifade ediyorsunuz.

Peki Kudüs'e vali olmadan önce kendi ülkenizde giderek büyüyen bu şiddet iklimini durdurmayı düşünüyor musunuz?

Toplumun vicdanında derin yaralar açan bu görüntülere karşı daha güçlü bir mücadele yürütmeyi düşünüyor musunuz?

Sokaklarda büyüyen öfkeye karşı daha net bir tavır almayı düşünüyor musunuz?

Çünkü Kudüs yalnızca coğrafi bir mesele değildir.

Kudüs aynı zamanda vicdanın sembolüdür.

Merhametin sembolüdür.

Adaletin sembolüdür.

Vicdanın yara aldığı bir yerde Kudüs'ten söz etmek kolaydır.

Zor olan vicdanı ayağa kaldırmaktır.

Bugün insanların görmek istediği şey tam olarak budur.

Daha fazla kutuplaşma değil.

Daha fazla öfke değil.

Daha fazla nefret değil.

Daha fazla adalet.

Daha fazla hukuk.

Daha fazla vicdan.

Daha fazla merhamet.

Çünkü bir devletin büyüklüğü yalnızca sahip olduğu güçle ölçülmez.

Nasıl koruduğuyla ölçülür.

Bir milletin büyüklüğü yalnızca tarih kitaplarında yazan zaferlerle ölçülmez.

Vicdanıyla ölçülür.

Savunmasız olanı koruyabilmesiyle ölçülür.

Güçsüzün yanında durabilmesiyle ölçülür.

Merhameti yaşatabilmesiyle ölçülür.

Bugün önümüzde duran mesele yalnızca hayvan hakları meselesi değildir.

Bugün önümüzde duran mesele nasıl bir toplum olmak istediğimiz meselesidir.

Şiddetin normalleştiği bir toplum mu olacağız?

Yoksa hukukun ve vicdanın güç kazandığı bir toplum mu?

Cezasızlık algısının büyüdüğü bir ülke mi olacağız?

Yoksa adalet duygusunun güçlendiği bir ülke mi?

Nefretin örgütlendiği bir toplum mu olacağız?

Yoksa merhametin ortak değer olduğu bir toplum mu?

İşte bütün tartışma budur.

Çünkü mesele yalnızca birkaç vahşet haberi değildir.

Mesele, o haberlerin bize ne anlattığıdır.

Ve bugün o haberler bize çok net bir şey söylüyor:

Bir toplum vicdanını kaybetmeye başladığında, kaybedilen yalnızca merhamet olmaz.

Kaybedilen şey, geleceğin kendisi olur.