CHP’de Yaşanan Ayrılık Sadece Bir Parti Meselesi mi?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Siyasette yaşanan bazı gelişmeler, yalnızca bir partinin geleceğini değil, ülkenin demokratik rekabetini ve siyasi iklimini de yeniden değerlendirmeyi gerekli kılar.
Türk siyasetinde bazı dönemler vardır ki yalnızca bir partinin iç meselesi olmaktan çıkar, ülkenin siyasi geleceğine ilişkin daha geniş değerlendirmeleri beraberinde getirir. Cumhuriyet Halk Partisi’nde yaşanan ayrılık ve ardından kurulan yeni siyasi parti de, hiç şüphesiz son yılların en dikkat çekici siyasi gelişmelerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır.
Yaşanan bu süreci yalnızca CHP açısından değerlendirmek eksik bir bakış açısı olacaktır. Çünkü ana muhalefet partisinde meydana gelen her önemli değişim, doğal olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin çalışma dengelerinden siyasi rekabetin seyrine, seçmen davranışlarından kamuoyu gündemine kadar birçok alanda etkisini hissettirebilir.
Türk demokrasi tarihinde siyasi ayrılıklar ilk kez yaşanmıyor. Geçmişte farklı siyasi geleneklerden doğan yeni partiler, kimi zaman kısa ömürlü olmuş, kimi zaman ise ülke siyasetinde kalıcı izler bırakmıştır. Bu nedenle bugünkü gelişmeleri değerlendirirken anlık siyasi tartışmaların ötesine geçmek ve süreci tarihsel bir perspektifle ele almak daha sağlıklı olacaktır.
Demokrasi; farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği, siyasi rekabetin millet iradesi doğrultusunda şekillendiği bir yönetim anlayışıdır. Siyasi partiler de bu rekabetin en önemli aktörleridir. Görüş ayrılıklarının yeni siyasi oluşumlara dönüşmesi demokratik hayatın doğal sonuçlarından biridir. Önemli olan ise bu süreçlerin hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde, demokratik olgunluk içerisinde ve millet iradesine saygı temelinde yürütülmesidir.
CHP’de yaşanan ayrılık sonrasında yeni bir siyasi hareketin ortaya çıkması, muhalefet cephesinde yeni bir dönemin başladığı yönündeki değerlendirmeleri de beraberinde getirmiştir. Bunun siyasi sonuçlarını bugünden kesin ifadelerle ortaya koymak mümkün değildir. Ancak görünen odur ki önümüzdeki süreçte hem CHP kendi iç yapılanmasını yeniden değerlendirecek hem de yeni kurulan parti, toplumun farklı kesimlerine ulaşarak siyasi kimliğini ve politikalarını ortaya koymaya çalışacaktır.
Burada asıl üzerinde durulması gereken konu ise Türkiye’nin öncelikleridir.
Bugün ülkemizin gündeminde; ekonomide istikrarın güçlendirilmesi, enflasyonla mücadele, yatırım ve üretimin artırılması, istihdamın desteklenmesi, gençlerin geleceğe daha güvenle bakabilmesi, terörle mücadele, savunma sanayiindeki kazanımların sürdürülmesi, enerji arz güvenliği ve dış politikadaki gelişmeler gibi hayati başlıklar yer almaktadır.
Cumhur İttifakı da bu alanlarda yürüttüğü politikalar ve ortaya koyduğu hedeflerle milletimizin takdirine sunulmaktadır. Aynı şekilde muhalefetin de bu başlıklarda ortaya koyacağı alternatif politikalar, demokratik rekabetin önemli bir parçasıdır. Güçlü demokrasilerde iktidarın icraatları kadar, çözüm üreten, sorumluluk sahibi ve milletin beklentilerine cevap verebilen bir muhalefetin varlığı da siyasal hayatın sağlıklı işlemesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Dolayısıyla CHP’de yaşanan gelişmeleri değerlendirirken meseleye yalnızca siyasi polemikler üzerinden bakmak doğru olmayacaktır. Asıl soru şudur:
Muhalefette yaşanan bu yeniden yapılanma, Türkiye’nin temel meselelerine yönelik daha güçlü çözüm önerilerinin ortaya çıkmasına katkı sağlayacak mı?
Kanaatimce vatandaşın asıl cevabını aradığı soru da budur.
Bugün milletimiz; ekonomik güvenin pekişmesini, üretimin artmasını, yatırım ortamının güçlenmesini, esnafın, çiftçinin, sanayicinin ve emeklinin daha güçlü desteklenmesini, gençlerin ise eğitimden istihdama uzanan sağlam bir gelecek vizyonuyla buluşmasını istemektedir. Siyasetin temel görevi de, hangi görüşten olursa olsun, milletimizin bu beklentilerine çözüm üretmektir.
Önümüzdeki dönemde yeni kurulan partinin nasıl bir siyasi yol haritası izleyeceği, toplumun hangi kesimlerinden destek göreceği ve ortaya koyacağı politikaların nasıl karşılık bulacağı zaman içerisinde netleşecektir. Aynı şekilde CHP’nin de bu ayrılığın ardından nasıl bir yenilenme süreci yaşayacağı ve seçmeniyle bağını nasıl güçlendireceği yakından takip edilecektir.
Siyaset uzun soluklu bir maratondur. Günlük gelişmeler elbette önemlidir; ancak siyasi hareketlerin gerçek gücü, milletin güvenini ne ölçüde kazanabildikleriyle ortaya çıkar. Nihai değerlendirmeyi yapacak olan da her zaman olduğu gibi milletimizin hür iradesidir.
Türkiye, köklü devlet geleneği ve demokratik tecrübesiyle bugüne kadar birçok siyasi değişime tanıklık etmiştir. Partiler kurulmuş, partiler kapanmış, liderler değişmiş, siyasi dengeler yeniden şekillenmiştir. Ancak değişmeyen en önemli gerçek, millet iradesinin her zaman belirleyici olmasıdır.
Bugün de ihtiyaç duyulan; toplumsal kutuplaşmayı artıran değil, ortak aklı güçlendiren, milli menfaatleri önceleyen, hukuk devletini esas alan ve Türkiye’nin geleceğine katkı sunan bir siyaset anlayışıdır. Çünkü siyasi rekabetin amacı ayrışmayı büyütmek değil; ülkeye daha iyi hizmet edecek fikirleri, projeleri ve çözüm önerilerini ortaya koyabilmektir.
Sonuç olarak CHP’de yaşanan ayrılık, sadece bir partinin iç meselesi olarak değerlendirilemez. Bu gelişme, muhalefetin geleceği kadar Türkiye’deki demokratik rekabetin yeni dönemine ilişkin de önemli işaretler taşımaktadır. Ancak hangi siyasi parti güçlenirse güçlensin, hangi siyasi denklem ortaya çıkarsa çıksın; değişmemesi gereken temel öncelikler bellidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve bütünlüğü, devletimizin gücü, milletimizin huzuru, ekonomik istikrarın korunması ve ülkemizin geleceği, her türlü siyasi rekabetin üzerinde tutulmalıdır.
Çünkü siyasi rekabet demokrasinin gereğidir; ancak devletin bekası, milletin huzuru ve Türkiye’nin ortak geleceği her türlü siyasi hesabın üzerindedir. Partiler değişebilir, liderler değişebilir, siyasi dengeler yeniden kurulabilir. Fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerleri ve milletimizin ortak hedefleri değişmez.
Günün sonunda kazanan bir parti değil; demokrasi, millet ve Türkiye olmalıdır.