Mossad, Şin Bet ve IDF: Kağıttan Kaplanların Çöküşü
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Dünya tarihi, kitlelerin zihnini fethetmek için inşa edilmiş devasa propaganda imparatorluklarıyla doludur. Bir devletin ya da rejimin kendisini "ulaşılmaz", "yenilmez" ve "kusursuz" olarak pazarlaması, askeri mühimmat kadar stratejik bir güç aracıdır. Onlarca yıldır küresel kamuoyuna, Hollywood yapımlarıyla, ısmarlama belgesellerle, edebi romanlarla ve uluslararası medyanın sorgusuz desteğiyle sunulan devasa bir kurgu vardı: İsrail’in güvenlik ve istihbarat sacayağı olan Mossad, Şin Bet ve İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF).
Dünya genelinde yaratılan bu mitolojiye göre Mossad, dünyanın en ücra köşesindeki bir kımıldamayı dahi takip edebilen "her şeyi gören göz" idi. Şin Bet, saha istihbaratında tek bir sızmaya dahi izin vermeyen "aşılmaz kale" olarak tanımlanıyordu. IDF ise yüksek teknolojisi, yapay zekâ destekli hedefleme sistemleri ve sözde "insani hassasiyetleriyle" dünyanın en modern ve ahlaklı ordusu ilan edilmişti.
Ancak tarihsel kırılmalar, makyajın akması ve perdelerin kalkması için vardır. Gazze’de yaşanan insani trajedi, sadece diplomatik dengeleri değiştirmekle kalmadı; onlarca yıldır milyarlarca dolar harcanarak inşa edilen bu "süper güç" illüzyonunu ve algı balonunu tamamen patlattı. Bugün karşımızda duran tablo; efsaneleştirilen kurumların stratejik körleşmesini, siyasi ikbal uğruna kirletilen bir coğrafyayı ve acziyetini masum sivillerin kanıyla örtmeye çalışan çökmüş bir sistemi net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Algı Endüstrisi ve Şişirilen "Kusursuzluk" Balonu
Bir kurumun niteliği, barış zamanındaki PR (halkla ilişkiler) kampanyalarıyla değil, kriz anlarındaki performansı ve ahlaki duruşuyla ölçülür. İsrail güvenlik mekanizması, onlarca yıl boyunca "caydırıcılık" kavramını gerçek askeri başarılardan ziyade psikolojik harp teknikleriyle besledi. Sinema sektöründen gazetelerin manşetlerine kadar uzanan bu sistemli ağ, dünyadaki her bireye "Bu servislerden hiçbir şey kaçmaz" mesajını enjekte etti.
Peki, sahada gerçek bir stratejik sınav verildiğinde ne oldu? Devasa bütçeler, en gelişmiş gözetleme teknolojileri, siber kulak misafirliği sistemleri ve yapay zekâ algoritmaları tek bir gecede felç oldu. "Her şeyi bilen" Mossad ve "her yere sızan" Şin Bet, tarihin en büyük stratejik körleşmesini yaşadı. Bu çöküş, söz konusu kurumların aslında "kusursuz birer istihbarat devi" olmadığını; aksine gücünün büyük bölümünü medya algısından ve korumasız sivilleri sürekli denetim altında tutmanın verdiği kolaylıktan aldığını gösterdi. Yıllardır satılan o devasa imajın, sahada gerçek bir kriz anında un ufak olan kâğıttan bir kaplandan ibaret olduğu tescillendi.
Stratejik Acziyetin Kılıfı: Masum Sivilleri Hedef Almak
Askeri doktrinlerde ve istihbarat disiplinlerinde temel bir kural vardır: Stratejik düzeyde yenilgiye uğrayan ya da hedeflerine ulaşamayan yapılar, çaresizliklerini gizlemek için operasyonel şiddetin dozunu artırırlar. Askeri başarısızlığını kabullenemeyen bir güç, panik haliyle en ilkel yönteme başvurur: Gücünü savunmasız olanlara yöneltmek.
İşte tam bu noktada, IDF ve istihbarat servislerinin "ahlaki ve teknik üstünlük" masalı tamamen çöktü. Sahada net bir askeri başarı elde edemeyen, stratejik hedeflerini gerçekleştiremeyen bu mekanizma, "caydırıcılık" adı altında topyekûn bir yıkım konseptini devreye soktu. Hastanelerin, okulların, mülteci kamplarının, fırınların ve su tesislerinin sistemli bir şekilde hedef alınması bir "istihbarat başarısı" veya "yüksek teknoloji hassasiyeti" değil; tam aksine devasa bir stratejik çaresizliğin dışa vurumudur.
Sivil altyapıyı yok etmek, kadınları ve çocukları bombardıman altında açlığa mahkûm etmek, binlerce masum insanın hayatını karartmak bir ordunun gücünü değil, ahlaki iflasını ve askeri yetersizliğini gösterir. Korumasız halkı terörize ederek "güçlü görünmeye" çalışmak, algı balonunu patlamaktan kurtarmaya yetmediği gibi, işlenen suçların üzerini de kapatamamaktadır.
Koltuk Sevdası ve Radikalizm: Netanyahu ve Ben-Gvir Zihniyeti
Bu kanlı ve çökmüş mekanizmanın tepe noktasında ise kendi kişisel ve siyasi geleceklerini masum insanların hayatının üstünde tutan bir liderlik durmaktadır. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ve Aşırı Sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in temsil ettiği zihniyet, yaşanan trajedinin ana yakıtıdır.
Netanyahu için savaşın devam etmesi, siyasi ömrünün uzaması, hakkındaki yolsuzluk davalarından kaçabilmesi ve iktidar koltuğunu koruyabilmesi anlamına gelmektedir. Kendi siyasi bekasını bir coğrafyanın yıkımına bağlayan bu anlayış, devlet mekanizmasını ve güvenlik servislerini kişisel birer kalkana dönüştürmüştür.
Diğer tarafta Itamar Ben-Gvir gibi radikal figürler ise nefreti, ötekileştirmeyi ve hukuksuzluğu adeta bir devlet politikası haline getirmiş durumdadır. Irkçı söylemleri kurumsallaştıran, Filistin halkının en temel insani haklarını yok sayan ve şiddeti körükleyen bu aşırılık, İsrail’in toplumsal ve siyasal yapısını da dönüştürülemez bir çürümeye sürüklemiştir. Netanyahu ve Ben-Gvir ortaklığı; siyasi ikbal, aşırı ideoloji ve cezasızlık algısının birleştiği tehlikeli bir noktayı temsil etmektedir.
Tarihsel Gerçek:
Bir devletin ya da kurumun büyüklüğü, sahip olduğu uyduların çözünürlüğüyle veya medyadaki haberlerin tonuyla değil; meşruiyetiyle, insani değerlere saygısıyla ve hukuka bağlılığıyla ölçülür. Kendi yetersizliğini ve stratejik yenilgisini çocukların, kadınların ve silahsız sivillerin kanıyla örtmeye çalışan bir yapı; ordu ya da istihbarat teşkilatı niteliğini yitirmiş, propaganda ve yıkım aygıtına dönüşmüş demektir.
Algı İmparatorluğunun Sonu ve Tarihin Hükmü
Günün sonunda propaganda aygıtları ne kadar güçlü çalışırsa çalışsın, gerçeklerin üzerini sonsuza kadar örtmek mümkün değildir. Şin Bet’in "aşılamaz" denilen istihbarat ağı, Mossad’ın "her şeyi bilen" mitolojik imajı ve IDF’in "teknolojik güç" propagandası Gazze’nin enkazı altında kalmıştır. Onlarca yıldır küresel kamuoyuna enjekte edilen o devasa algı balonu patlamış, kağıttan kaplanların maskesi bizzat kendi eylemleriyle düşmüştür.
Dünya siyaseti ve uluslararası kurumlar bugün konjonktürel çıkarlar uğruna bu yıkıma göz yumabilir, adalet mekanizmaları yavaş işleyebilir. Ancak insanlığın ortak vicdanı ve tarihin değişmez adalet terazisi kararlarını çoktan vermiştir. Gücünü masumların gözyaşı ve kanı üzerinden sergilemeye çalışan hiçbir yapı, hiçbir lider ve hiçbir sistem kalıcı olamamıştır.
Tarih sayfaları, kendilerini dokunulmaz sanan, siyasi ikballeri uğruna insanlığı katleden ve propaganda balonlarının arkasına saklanan figürlerin ibretlik sonlarıyla doludur. Bugün yaşanan yıkımın, dökülen masum kanlarının ve patlayan algı balonlarının mimarları da tarihin ve insanlık vicdanının huzurunda hak ettikleri karanlık sayfadaki yerlerini alacaklardır.