NEDEN KAAN KORA?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bazen bir ismi söylemenin amacı o kişiye ulaşmak değildir.
Tam tersine, artık o kişiye ulaşmaya çalışmadığınızı anlatmanın yolu olabilir.
Son dönemde Kaan Kora ismini açık biçimde kullanmamın nedeninin yanlış anlaşılmasını istemiyorum. Çünkü dışarıdan bakıldığında en kolay yorum şu olabilir:
“Demek ki hâlâ ondan bir şey bekliyor.”
Hayır.
Mesele tam da bunun tersidir.
Bir insanı yeniden elde etmek, sevgisini kazanmak, değer görmek, yakınlaşmak veya ilişkiyi onarmak istiyorsanız onu kamuoyunda tartışmaya açmak herhalde seçebileceğiniz en kötü stratejilerden biridir.
İfşa yakınlaştırmaz.
Uzaklaştırır.
Güven üretmez.
Güveni ortadan kaldırabilir.
İletişim kanallarını açmaz.
Çoğu zaman iletişimi daha da imkânsız hâle getirir.
Dolayısıyla yaptığım paylaşımların Kaan Kora’dan sevgi, aşk, değer, ilgi veya yakınlık elde etmeye yönelik olduğu düşüncesi kendi içinde ciddi bir mantık problemi taşır.
Ben bunun sonuçlarını bilemeyecek biri değilim.
Tam tersine, sonuçlarını bilerek konuşuyorum.
PEKİ NEDEN İSMİ?
Çünkü görünürlük istiyorum.
Bir hukukçu ve yazar olarak yıllardır psikiyatride güç asimetrisini, profesyonel sınırları, hasta haklarını, tanısal gölgelemeyi ve benim “Sessiz Şiddet” olarak adlandırdığım olguyu tartışıyorum.
Fakat bir kavramı soyut biçimde anlatmakla, insanların önüne somut ve tartışılabilir bir vaka koymak aynı şey değildir.
Ben ikinci yolu seçtim.
Kaan Kora ismi burada yalnızca bir isim değildir; benim yaşadığım süreç üzerinden tartışmaya açtığım somut vakanın tarafıdır.
Paylaşımlarımın stratejik tarafı da tam burada başlıyor.
Evet, stratejik davranıyorum.
Ama stratejinin hedefi bir insanı elde etmek değil, bir meseleyi kitlelere ulaştırmaktır.
İnsanların dikkatini çekmek, tartışmayı görünür kılmak, merak uyandırmak ve ardından asıl soruları sordurmak istiyorum:
Psikiyatride profesyonel sınır nerede başlar?
Sınırı yönetme sorumluluğu kimdedir?
Hasta yoğun duygular geliştirdiğinde profesyonelin sorumluluğu nedir?
Belirsizlik ne zaman klinik bir risk hâline gelir?
Psikiyatrik tanı, hastanın söylediklerini değersizleştirmek için kullanılabilir mi?
Hasta mahremiyeti hastayı koruyan bir ilke olmaktan çıkıp profesyonelin hiçbir şekilde sorgulanamadığı bir duvara dönüşebilir mi?
Benim meselem bunlardır.
İNTİKAM DEĞİL, AMA EVET: KİŞİYİ MERKEZE ALIYORUM
“İntikam” açıklamasını da doğru bulmuyorum.
Ama burada başka bir şeyi inkâr edecek değilim:
Evet, Kaan Kora’yı merkeze alıyorum.
Adını özellikle kullanıyorum. Yaşadığım süreci onun üzerinden anlatıyorum. Çünkü tartıştığım kavramların ortaya çıkışında benim açımdan somut bir vaka var ve bu vakanın taraflarından biri de Kaan Kora.
Dolayısıyla “Ben kişiyi değil yalnızca sistemi konuşuyorum” demek gerçeği eksik anlatmak olur.
Hem kişiyi hem sistemi konuşuyorum.
Kişiyi konuşuyorum; çünkü yaşadığım somut olayın muhatabı o.
Sistemi konuşuyorum; çünkü tek bir kişi üzerinden ortaya çıkan soruların psikiyatri, etik, hasta hakları ve hukuk bakımından daha geniş bir karşılığı olduğunu düşünüyorum.
Fakat bir kişiyi tartışmanın merkezine almakla o kişiden intikam almaya çalışmak aynı şey değildir.
Benim amacım zarar vermenin hazzını yaşamak, küçük düşürmek veya bir bedel ödetmek değil. Amacım yaşadığım süreci görünür kılmak, sorgulatmak ve kamuoyunun önüne tartışılabilir bir vaka koymaktır.
Bu nedenle Kaan Kora hakkında herkesin benim vardığım sonuca varmasını da beklemiyorum.
Ben anlatayım.
Kronolojiyi ortaya koyayım.
Elimde bulunan verileri göstereyim.
Kendi değerlendirmemi açıkça söyleyeyim.
Sonra herkes kendisi karar versin.
Bana katılmayan da olabilir.
Kaan Kora’yı haklı bulan da olabilir.
Beni haklı bulan da olabilir.
Her iki tarafın da hata yaptığını düşünen de olabilir.
Çünkü bir insanı görünür biçimde eleştirmek başka şeydir; o insandan intikam almaya çalışmak başka şeydir.
Ben Kaan Kora’yı görünmezleştirmiyorum.
Tam tersine, tartışmanın merkezine koyuyorum.
Ama onu merkeze koymamın nedeni ona geri dönmek veya ondan intikam almak değil; benim “Sessiz Şiddet” dediğim tartışmanın hangi somut deneyimden doğduğunu açıkça göstermek.
İFŞA EDEREK SEVGİ KAZANILMAZ
Meselenin belki de en ironik tarafı burada.
Bir dönem bir insana karşı yoğun duygular yaşamış olmam, bugün yaptığım her şeyi hâlâ o duygularla açıklamayı gerektirmez.
Geçmişte sevmiş olabilirsiniz.
Değer vermiş olabilirsiniz.
Hayranlık duymuş olabilirsiniz.
Ama sonra yaşadıklarınızı başka türlü okumaya başlayabilirsiniz.
Ve konuşabilirsiniz.
Üstelik ifşa yolunu seçtiğiniz anda bunun bir bedeli olduğunu da bilirsiniz.
Çünkü bir insan hakkında kamuoyuna açık eleştiriler yöneltmek, o insanla gelecekte sıcak ve güvene dayalı bir ilişkinin kurulmasını kolaylaştırmaz; aksine çoğu durumda ihtimali daha da azaltır.
Ben bunun farkındayım.
Bu nedenle “Onu elde etmek için yapıyor” yorumu bana paradoksal geliyor.
Elde etmek isteseydim neden aramızdaki güven ihtimalini daha da zayıflatacak bir yöntem seçeyim?
Sevgi kazanmak isteseydim neden eleştireyim?
Yakınlaşmak isteseydim neden mesafe yaratacak bir kamusal tartışma başlatayım?
İletişim isteseydim neden iletişimi daha da güçleştirecek bir yol izleyeyim?
Aşk böyle kazanılmaz.
Sevgi böyle kazanılmaz.
Saygı böyle kazanılmaz.
Güven hiç kazanılmaz.
Bunların hepsini bile bile konuşuyorsanız, belki de insanların artık şu ihtimali de değerlendirmesi gerekir:
Belki kadın gerçekten anlatmak istediği bir mesele olduğu için anlatıyordur.
ASIL TERS KÖŞE BURADA
Ben Kaan Kora’ya ulaşmaya çalışmıyorum.
Kaan Kora üzerinden kamuoyuna ulaşmaya çalışıyorum.
İkisi birbirinden tamamen farklıdır.
Kişiye ulaşmak isteyen kişi karşısındaki insanın tepkisini hedefler.
Kitleye ulaşmak isteyen kişi ise tartışmanın toplumdaki karşılığını hedefler.
Benim stratejim ikincisidir.
Çünkü yıllarca yalnızca iki insan arasında kalan bir olay, kamusal tartışmaya açıldığında artık yalnızca “Sen ne yaptın, o ne yaptı?” meselesi olmaktan çıkar.
Şu soruya dönüşür:
Benzer bir olay başka bir psikiyatri hastasının başına geldiğinde sistem ne yapacak?
İşte benim ulaşmaya çalıştığım yer burasıdır.
NEDEN KAAN KORA?
Çünkü benim hikâyemde bu tartışmanın başladığı yer orası.
Çünkü “Sessiz Şiddet” dediğim kavramı soyut bir masa başı tartışmasından değil, yaşadığım süreçten çıkardım.
Çünkü bir vaka anlatırken olayın tarafını sonsuza kadar görünmez kılıp yalnızca hastayı görünür bırakmayı doğru bulmuyorum.
Ama bunun anlamı Kaan Kora’nın zihnini okuyabildiğim değildir.
Onun niyetinin ne olduğunu kesin olarak söyleyemem.
Söyleyebileceğim şey kendi yaşadığım süreç, gözlemlediğim davranışlar, elimdeki veriler ve bunlardan çıkardığım değerlendirmedir.
Bu ayrımı özellikle koruyorum.
Çünkü benim savunduğum şey zaten sorgulama hakkıdır.
O hâlde başkasının savunma ve farklı değerlendirilme hakkını ortadan kaldırarak kendi tezimi savunamam.
Ben hüküm dağıtmıyorum.
Soruyu büyütüyorum.
Ve belki bütün bu hikâyenin en önemli cümlesi şudur:
Ben artık “Kaan Kora neden sustu?” sorusunun cevabını Kaan Kora’dan almaya çalışmıyorum.
Ben başka bir şey soruyorum:
Bir profesyonelin sessizliği, sınır koymaması veya uzun süre devam eden belirsizliği karşısındaki insan üzerinde ne yaratabilir ve hukuk ile psikiyatri bunun neresinde durmalıdır?
İşte bunun için konuşuyorum.
Bunun için yazıyorum.
Bunun için ismi saklamıyorum.
Bir adamı geri kazanmak için değil.
Bir tartışmayı topluma kazandırmak için.
Çünkü kişiye ulaşmaya çalışsaydım kapısını çalardım.
Ben toplumun kapısını çalıyorum.
Ayrıca bu sayede kendisinin tanınırlığı ve iş potansiyeli de artmış oluyor. Benim stratejim belki de zarar vermekten çok kendisine fayda sağlıyor. Belki de bir avukat olarak kendimi de deşifre ettiğimden damgalanarak zarar gören benimdir.