Osmanlı Toplumunda Afyon Tiryakiliği
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Afyonu, Sümerler ve Mısırlılar ağrı kesici olarak kullanıyordu, Hipokrat da reçetelerine aldı. İslam tıbbında İbn Sina, Kanun’unda afyonu hem analjezik hem narkotik olarak sistematik biçimde sınıflandırdı — doz aşımının ölümcül olduğunu ilk kez net yazanlardan. İşin ilginç yanı İbn Sina’nın kendisi 1037’de mide rahatsızlığı için kölesinin aşırı dozda afyon vermesi sonucu öldü. Yani afyonu en iyi tanımlayan adam, aynı maddeden öldü.
Osmanlı İmparatorluğu’nun on beşinci yüzyıldan yıkılışına kadar hem tıbbi bir müstahzar hem de keyif verici bir madde olarak toplumsal hayatın dokusuna işledi.
Bu makale, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’ndeki gözlemleri merkeze alarak, kanunnameler, şer’iyye sicilleri, mühimme defterleri, Naîmâ Tarihi, Kâtip Çelebi’nin Mîzânü’l-Hakk’ı, Kemalpaşazade fetvaları ve on dokuzuncu yüzyıl arşiv belgeleriyle afyon tiryakiliğinin hukuki, sosyal, ekonomik ve manevi boyutlarını ele alıyor.
Tıbbi Kökenler ve Fıkhi Tartışma:
Afyonun Osmanlı tıbbındaki yeri, İshak bin Murad’ın Havâssü’l-Edviye’sinde on dördüncü yüzyılda ağrı kesici ve yatıştırıcı olarak tarif edilmesine dayanır. Şerafeddin Sabuncuoğlu’nun Mücerrebnamesi de bağımlılık riskini vurgular. Fıkıh açısından ise mesele net değildi. On altıncı yüzyıl alimi İbn Kemal, afyonu tıbbi kullanımda helal, keyif için haram ilan etti; sekr yani sarhoşluk sınırını aşanlara ta’zir öngördü. Kemalpaşazade’nin fetvaları daha da esnekti: esrarın sarhoşluk derecesine varmadıkça haram olmadığını, afyon yemenin helal olduğunu savundu. Bu gri alan, devletin hem yasaklama hem göz yumma politikasının arkasındaki hukuki belirsizliği açıklar.
Kanunnameler ve Erken Yasaklar:
Fatih Sultan Mehmet’in Kanunnamesi, afyon içenlere bin akçe para cezası öngördü. Kanuni Sultan Süleyman, ömrünün son demlerinde, afyonu, esrarı, berş’i (kenevir/keten yaprağı, afyon ruhu ve çeşitli baharatların karıştırılmasıyla hazırlanan, keyif verici ve sarhoşluk yaratan afyonlu bir macun veya şurup ve tiryakları yasakladı; İstanbul Şehremini zabıtaları bengciyan dükkânlarını (esrar ve afyon içeren macun, şurup, levha ve hap gibi keyif verici maddeler ile uyuşturucu karışımları satan dükkan.) kapattı, Galata’ya şarap getiren gemileri yaktı. Ama bu yasaklar kısa sürdü.
Daha sonraki yıllarda IV. Murad’ın ölümünden sonra afyon kullanımı iyice yayıldı.
Şer’iyye Sicilleri — Mahkeme Kayıtlarındaki Gerçek:
Siciller, afyonun ne kadar derinlere işlediğini gösterir. Bin beş yüz seksen tarihli Kayseri sicillerinde, içki meclisinde esrar karışımı kullanan bir grup mahalle şikayetiyle yargılandı ve on beş gün hapis ile teşhir cezası aldı. Aynı dönemde Manisa sicillerinde sefer dönüşü afyon kullanan askerlere sürgün verildi; belgede disiplin bozucu etki gerekçe gösterildi. Bursa sicillerinde esrar içenlere ta’zir-i def yani dayak uygulandı, kadı toplumsal zararı dayanak yaptı. Üsküdar sicillerinde esrar satışı itiraf üzerine kırbaçla cezalandırıldı. Yedinci numaralı Mühimme Defteri’nde Menteşe’ye hüküm: Abdüsselâm adlı kişi, kardeşinin kulağına civa koyup afyon ezerek içirmiş, adam ölmüş; Abdüsselâm küreğe konmak üzere payitahta gönderildi. Bir akçe para cezası da kayıtlarda geçiyor — sembolik ama düzenli bir yaptırım.
IV. Murad Dönemi — Emir Çelebi Vakası:
Bin altı yüz otuz üçte İstanbul’u yakan büyük yangından sonra IV. Murad, tütün, kahve, enfiye ve afyonu kapsayan sert bir yasak başlattı. Kahvehaneler yıkıldı, esnaf-ı bengciyan dükkânları kapatıldı. Şeyhülislam Ahizade Hüseyin Efendi’den tütün için haram fetvası alındı. Yasaklar sadece halkı değil sarayı da vurdu. Hekimbaşı Emir Çelebi — asıl adı Seyyid Mehmed Talib — afyon tiryakisiydi. Silahdar Mustafa Paşa’nın düşmanlığıyla padişaha ihbar edildi. Murad, Nizip’te konaklarken Emir Çelebi’yle satranç oynadı; oyun sırasında hekimin kuşağındaki on dirhem afyonu çıkarttırdı ve birer ikişer yutturdu. Emir Çelebi panzehiri almasının fayda etmeyeceğini söyleyerek karlı buzlu şerbet içip öldü. Naîmâ, Karaçelebizade ve Şeyhî bu vakayı ayrıntıyla aktarır. İlginç olan şu: yasaklayan padişahın en yakın musahibi afyon tiryakisiydi — bu, gri bölgenin saraya kadar uzandığının kanıtıdır.
Evliya Çelebi — Esnaf, Kadınlar ve Keramet:
Evliya’nın birinci cildinde İstanbul esnafı sıralanırken “esnâf-ı ehl-i keyf, afyoncuyân” ve “esnâf-ı ehl-i şevk, benglikciyân” iki ayrı zanaat grubu olarak geçer. Süleymaniye’deki Tiryakiler Çarşısı’nda on altı dükkân, altmışa yakın çalışan vardı; macun, levha, şurup satılıyordu. Afyonkarahisar bölümünde Evliya şaşkınlıkla kadınların da afyon kullandığını, tiryaki erkeklerin karılarına katlanamadıkları için kahvehanelerde oturduğunu yazar. En çarpıcı not ise şudur: tiryakilerin hayal içinde söyledikleri sözlere cahil halk “keyif ve keramet” kıymeti verir, derviş kılıklı tiryakileri evliya yerine koyardı. Yani bağımlılık, manevi bir statüye dönüşüyordu.
Kâtip Çelebi’nin Uyarısı:
On yedinci yüzyılın büyük düşünürü Kâtip Çelebi, Mîzânü’l-Hakk’ta afyonu ilaç kabilinden sayar ama keyif amaçlı kullanıma karşı sert uyarır: “Bir kez tutulup tiryaki olduktan sonra keyf erbabına karışmak ahmaklıktır.” Birden kesmenin tehlikeli olduğunu, şeriatın da bırakmaya izin vermediğini ekler. Bu, hem tıbbi hem ahlaki bir ikilemi formüle eder: bağımlı olanı suçlu mu, hasta mı görmek gerektiği sorusu.
1723 Üç Fetvası ve Sürgünler:
Afyon tiryakiliğinin endişe verici şekilde yayılması üzerine hükümet, bin yedi yüz yirmi üçte şeyhülislamdan fetva alarak yasağı ilan etti. Bilinen tiryakiler toplanıp taşraya sürüldü. Ama sonuç, önceki yasaklarda olduğu gibi yarımdı. Haşhaş üretimi Anadolu’nun her yerinde sürdü, kahvehane kültürü kaçak yollarla devam etti. Araştırmacı Kaya Göktepe’nin belirttiği gibi, cezai yaptırımlara rağmen afyon tiryakiliği toplumun bir kısmında görülmeye devam etti.
Ekonomik Boyut — Öşr-i Afyon ve İhracatı:
Afyon aynı zamanda hazine için bir gelir kalemiydi. Öşr-i afyon vergisi toplanıyordu; Afyonkarahisar, Manisa, Balıkesir, Kütahya, Konya vilayetlerinde üretilen afyon yüzde on ile on beş oranında morfin içerdiği için Avrupa’da “drogist” olarak anılıyordu. On dokuzuncu yüzyılda yıllık ortalama beş bin beş yüz ile altı bin sandık afyon ihraç edildi; en büyük alıcılar İngilizler ve Amerikalılardı. Bin sekiz yüz yirmi sekiz ile otuz sekiz arasında yed-i vahid inhisar sistemi uygulandı, sonra bin sekiz yüz otuz sekiz Osmanlı-İngiliz serbest ticaret anlaşmasıyla kalktı. Yani devlet bir yandan tiryakileri sürerken diğer yandan afyonu teşvik ediyordu — bu çelişki, makalenin temel tezidir.
On Dokuzuncu Yüzyıl — Abdülaziz Bey ve Nizamnameler:
Abdülaziz Bey, Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri’nde Dersaadet halkının yüzde sekseni afyon kullanıyordu, cami ve tekkelerde bile ceplerinden “gıda” dedikleri hapları çıkarıp tüketiyorlardı diye yazar. Bin sekiz yüz elli birde Dâhiliye Nezareti esrar tüketimini yasakladı. Bin sekiz yüz elli yedide esrar tekkeleri kapatıldı. Bin sekiz yüz altmış üçte kahvehane ve aktarlarda esrar satışı yasaklandı. Bin sekiz yüz altmış dört Attarlar ve Kökçüler Nizamnamesi, afyon ve esrarı reçeteli satışa bağladı. Bin dokuz yüz on üç Polis Nizamnamesi esrarhaneleri derhal kapatma yetkisi verdi. Ama arşiv belgeleri, bu yasakların hapishanelerde bile aşılabildiğini gösteriyor — bin dokuz yüz yedide tiryakın attarlarda satışı yasaklanıp eczanelerde reçeteye bağlanmasına rağmen bir mahkumun esrar etkisiyle bilincini kaybettiği tespit edildi.
Sonuç
Osmanlı’da afyon meselesi, tek bir politikanın değil, çelişkili politikaların tarihidir.
Tıpta meşru, fıkıhta gri, mahkemede ta’zirlik, sarayda yasak, ekonomide teşvik.
Evliya Çelebi bu tablonun en canlı tanığıdır ama tek başına yetmez; şer’iyye sicilleri, mühimme defterleri, Naîmâ, Kâtip Çelebi ve Abdülaziz Bey olmadan resim eksik kalır. Afyon, Osmanlı toplumunun hem şifası hem yarasıydı — ve ikisi aynı bitkiden geliyordu.