ÖZÜR YETMEZ KEMAL BEY, BU HİKÂYEYİ BAŞTAN ANLATMALISINIZ

ÖZÜR YETMEZ KEMAL BEY, BU HİKÂYEYİ BAŞTAN ANLATMALISINIZ

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 2, 2026 - 00:18

Siyasette bazen bir cümle yılların tartışmasını yeniden başlatır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun çıkışı da bize bunu hatırlattı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun son günlerde yaptığı “partimize sinsice sızanları fark edemedim” minvalindeki açıklamalar da tam olarak böyle bir etki oluşturdu.

Çünkü bu sözler sıradan bir özür değildir.

Bu sözler aynı zamanda bir dönemin muhasebesidir.

Fakat ortada önemli bir sorun vardır.

Yapılan açıklama soruları azaltmamış, aksine büyütmüştür.

Çünkü Türkiye’nin karşı karşıya olduğu mesele artık sadece CHP’nin iç meselesi değildir.

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin en büyük siyasi partilerinden biridir. Dolayısıyla burada yaşanan her gelişme doğrudan Türkiye siyasetini ilgilendirmektedir.

Eğer gerçekten partinizin içerisine sinsice sızan yapılar, gruplar veya farklı hesapları olan odaklar olduysa, milletin sormaya hakkı olan soruları vardır.

Özür elbette değerlidir. Ama bazen özür yeterli değildir. Bazen hikâyenin tamamını anlatmak gerekir.

Bugün dönüp baktığımızda akla gelen ilk soru şudur:

Kemal Bey, sizi kimler yönlendirdi?

Çünkü siyasette hiçbir lider tek başına hareket etmez.

Danışmanlar vardır.

Strateji ekipleri vardır.

Metin yazarları vardır.

Anketçiler vardır.

Algı yöneticileri vardır.

Kamuoyuna görünmeyen fakat karar süreçlerini etkileyen birçok isim vardır.

Bugün “yanıldım” diyorsanız, millet doğal olarak “sizi kim yanılttı?” sorusunu sormaktadır.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde kurulan Altılı Masa bunun en somut örneklerinden biridir mesela…

Türkiye’nin siyasi tarihinde görülmemiş bir ittifak modeli oluşturdunuz.

Altı benzemez siyasi yapı aynı masa etrafında toplandınız, masanın altındakileri de saklamıştınız hatırlarsanız?

Seçim kampanyası buna göre kurgulandı.

Peki bu stratejinin mimarı kimdi?

Bu fikri ortaya atanlar kimlerdi?

Bugün geriye dönüp baktığınızda o masanın gerçekten milletin beklentilerini karşılayan bir proje olduğunu düşünüyor musunuz?

Yoksa sonradan dağılan, birbirini suçlayan ve seçmenin güvenini sarsan bir yapıya dönüştüğünü mü kabul ediyorsunuz?

Sorulması gereken sorular bunlarla da sınırlı değil.

Örneğin Ekrem İmamoğlu’nun siyasi yükseliş süreci…

Kendisini İstanbul adaylığına taşıyan süreç nasıl şekillendi?

Hakkında kamuoyunda yıllardır konuşulan tartışmalar size ulaştı mı?

Geçmişte Samanyolu TV ekranlarında yer aldığına dair görüntüler, ailesinin Trabzon’da FETÖ eğitim kurumlarıyla ilişkileri hakkında yapılan tartışmalar önünüze geldi mi?

Geldiyse neden önemsemediniz?

Gelmediyse size bilgi akışını kim engelledi?

Aynı şekilde bugün CHP Genel Başkanı olan Özgür Özel’in yükseliş süreci de cevap bekleyen sorular arasındadır.

Manisa’da kazanılmayan bir belediye başkanlığı süreci olsa da sonrası için parlatılan bir tablo olduğu iddia ediliyor.

FETÖ’nün onu parlattığı yönündeki iddiaları ile sizin “sızdılar” dediğiniz iddia aynı adreste toplanıyor mu?

Parti içerisinde hangi ekipler onu ön plana çıkardı Kemal Bey?

Kurultaya giden süreçte kimler hangi görevleri üstlendi?

Divan Başkanının özellikle Ekrem İmamoğlu olmasını o gün nasıl değerlendirmiştiniz, bugün nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu işte bir iş var sorusu kurultay sürecinde aklınıza hiç mi gelmedi?

Veya İmamoğlu ile yaşamış olduğunuz adaylıktan çekil sürecini neden anlatma gereği duymuyorsunuz?

Bu işin içine serpiştirilmiş bir stratejik FETÖ tuzağı olduğu yönünde bir fikir o gün mü oluştu, bugün mü?

Kısacası bugün dönüp baktığınızda yaşananları doğal bir siyasi yarış olarak mı görüyorsunuz, yoksa o gün farklı hesapların devreye girdiğini mi düşünüyorsunuz?

Aslında asıl merak edilen konu şu:

Kemal Kılıçdaroğlu bugün sahip olduğu bilgi ve tecrübeyle geçmişe dönebilseydi aynı kararları verir miydi?

Yoksa bugün gördüğü bazı gerçekleri o gün göremediği için mi pişmanlık duyuyor?

Bir başka önemli başlık ise Amerika ziyaretiniz…

O dönem kamuoyunda uzun süre tartışılan bir konu vardı.

Ziyaret sırasında açıklanamayan zaman dilimleri…

Kaybolduğunuz veya hamburger yediğiniz birkaç saat…

Görüşme takvimi…

Ziyaret organizasyonu…

Kimlerle görüşüldüğü…

Kimlerin aracılık ettiği…

Kimlerin o temasları hazırladığı…

Bugün geriye dönüp baktığınızda o ziyaretin perde arkasını anlatabilir misiniz?

Çünkü o gün cevaplanmayan sorular hâlâ cevap bekliyor.

Kemal Bey, siz o hamburgerleri kiminle yediniz?

Belki de daha önemlisi şu;

Seçimlerden yaklaşık bir yıl önce CHP’nin dili değişmeye başladı.

Söylemler değişti.

Siyasi ton değişti.

Stratejik hedefler değişti.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuşmaları önceki yıllardaki çizgisinden farklı bir noktaya evrildi.

Peki bu değişimin arkasında kimler vardı?

Konuşma metinlerini kimler hazırlıyordu?

Siyasi stratejileri kimler oluşturuyordu?

Kampanyayı kimler yönetiyordu?

Bugün dönüp baktığınızda o isimlerin tamamına güveniyor musunuz?

Yoksa bazıları hakkında ciddi soru işaretleri taşıyor musunuz?

Çünkü ortada sadece bir özürle geçiştirilemeyecek kadar büyük bir tablo bulunmakta.

Bir partinin kurultayı tartışmalı hale gelmişse…

Parti içerisindeki güven duygusu sarsılmışsa…

Yıllarca birlikte yürüyen isimler birbirlerini suçlar hale gelmişse…

Ve bu insanlar bizzat sizin sayenizde parlatılmışsa…

Ve en önemlisi, partinin eski genel başkanı çıkıp “sızmaları fark edemedim” diyorsa…

Artık mesele bir özür meselesi olmaktan çıkmıştır.

Bu noktadan sonra ihtiyaç duyulan şey açık bir muhasebedir.

Millet şunu merak ediyor:

Kim geldi?

Kim etkili oldu?

Kim yönlendirdi?

Kim kazandı?

Kim kaybetti?

Ve bütün bunların sonunda CHP bugün neden bu hale geldi?

İşte bu yüzden Kemal Kılıçdaroğlu’nun vereceği cevaplar sadece CHP’lileri değil, Türkiye siyasetini de ilgilendiriyor.

Çünkü bazı dönemler vardır ki, tarih sadece yaşananları değil, yaşananları anlatma cesaretini de kaydeder.

Bugün gelinen noktada milletin beklediği şey yeni bir özür değildir.

Milletin beklediği şey, bu hikâyenin baştan sona anlatılmasıdır.

FETÖ ve FETÖ’cülerle ilgili seçim meydanlarında kurduğunuz dil…

“Ben cumhurbaşkanı olursam hepiniz görevlerinizin başına döneceksiniz” diyordunuz mesela.

Bu aklı size o gün kim verdi Kemal Bey?

Yoksa o da Özgür Özel’in traktör vaadi gibi bir şey miydi?