Siyaset Balosunda Maskeler Düştü
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Siyaset bazen büyük bir balo salonuna benzer. Kristal avizelerin altında süslü cümleler kurulur, alkışlar yükselir, kameralar en parlak yüzleri kaydeder. Herkes en şık kostümünü giyer, en etkileyici gülümsemesini takınır. Ancak tarihin bize öğrettiği değişmez bir gerçek vardır: Hiçbir maske sonsuza kadar yüzde kalmaz. Müzik sustuğunda, ışıklar biraz daha aydınlandığında ve perde aralandığında, geriye yalnızca gerçek yüzler kalır.
Türkiye’de son dönemde yerel yönetimlere ilişkin yürütülen soruşturmalar ve yargı süreçleri de tam olarak böyle bir perdeyi aralamaktadır. Uzun yıllar boyunca “şeffaflık”, “dürüst belediyecilik” ve “temiz yönetim” söylemleriyle kamuoyunun karşısına çıkan bazı yapıların faaliyetleri hakkında ortaya atılan iddialar ve yürütülen hukuki süreçler, toplumun dikkatini yeniden kamu yönetiminde hesap verebilirlik meselesine çevirmiştir.
Bir siyasetçinin en pahalı takım elbisesi dürüstlüğüdür. En güçlü koruması ise milletten aldığı güvendir. Güven kaybedildiğinde, en etkileyici konuşmalar bile yankıdan öteye geçemez. Çünkü kamu vicdanı, seçim meydanlarının alkışından daha güçlü; tarihin hafızası ise günlük siyasi propagandadan çok daha kalıcıdır.
Bugün tartışılan mesele yalnızca usulsüzlük iddiaları değildir. Tartışılan, milletin vergileriyle oluşan kaynakların nasıl kullanıldığı, kamu adına verilen yetkinin hangi anlayışla yönetildiği ve bu emanetin hakkının verilip verilmediğidir. Belediye bütçeleri herhangi bir partinin kasası değil, milletin ortak emanetidir. O emanete uzanan her şüphe, sadece bir kurumu değil, demokrasinin kendisini de yıpratır.
Bu süreçlerin en dikkat çekici yönlerinden biri ise kamuoyuna yansıyan ifadelerin önemli bir kısmının aynı siyasi yapının içerisinde yıllarca birlikte yol yürümüş isimlerden gelmesidir. Dün aynı masada oturanların bugün farklı beyanlarda bulunması, kamuoyunda geniş yankı uyandırmıştır. Hukuki değerlendirmeyi elbette bağımsız yargı yapacaktır; ancak ortaya çıkan tablo, siyasette güven krizinin ne kadar derinleştiğini göstermektedir.
Bir maskeli baloda insanlar birbirlerini değil, maskelerini alkışlar. Siyasette de uzun süre algılar gerçeğin önüne geçebilir. Reklam kampanyaları hazırlanır, sloganlar üretilir, sosyal medya orduları oluşturulur. Fakat gerçekler, eninde sonunda makyajı siler. Çünkü hakikatin en büyük özelliği, er ya da geç görünür olmasıdır.
Bugün yalnızca yerel yönetimlerdeki tartışmalar değil, siyasette kurulan yeni yapılarda kamuoyunun dikkatle izlediği konular arasındadır. Özellikle firari FETÖ mensupları veya FETÖ ile bağlantılı olduğu öne sürülen bazı kişilerin çeşitli siyasi oluşumlara yönelik destek açıklamaları, toplumda ciddi soru işaretleri oluşturmuştur. Bu durum karşısında kamuoyu, siyasi aktörlerden açık, net ve tereddütsüz bir duruş beklemektedir. Çünkü demokrasilerde güven, belirsizlik üzerine değil, açıklık üzerine inşa edilir.
Maskeler düştüğünde yalnızca yüzler değil, niyetler de görünür olur. Kim gerçekten millete hizmet etmek için siyaset yapıyor, kim makamı kişisel ikbal basamağı olarak görüyor; zaman bunları ortaya çıkarır. Tarih, hiçbir propaganda makinesinin sonsuza kadar gerçeği örtemediğini defalarca göstermiştir.
Milletin hafızası sanıldığından daha güçlüdür. Seçim meydanlarında verilen sözleri de, mahkeme salonlarında ortaya çıkan iddiaları da, kamuoyuna yansıyan tartışmaları da not eder. Hukuk kendi hükmünü verir; demokrasi ise son sözü sandıkta söyler.
Siyaset bir maskeli balo değildir; milletin geleceğinin konuşulduğu en ciddi kürsüdür. O kürsüye çıkanların taşıması gereken en önemli özellik, hitabet değil karakterdir. Çünkü karakterin olmadığı yerde söylem, maskeden ibarettir.
Bugün belki müzik hâlâ çalıyor olabilir. Salon hâlâ kalabalık, alkışlar hâlâ yüksek olabilir. Ama balonun sonuna yaklaşıldığında ışıklar mutlaka yanar. İşte o an, kostümler değil insanlar; sloganlar değil gerçekler; maskeler değil yüzler konuşur.
Ve tarih bize hep aynı cümleyi fısıldar:
Maskeler düşer, hakikat kalır.