SOSYAL MEDYADA LİNÇ VE HUKUKİ BOYUTU
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Dijital çağ, bireylere düşüncelerini özgürce ifade etme imkânı sunarken aynı zamanda yeni bir toplumsal yargılama mekanizmasını da ortaya çıkarmıştır: Sosyal medya linci.
Geçmişte bir kişi hakkında oluşan kanaat sınırlı çevrelerde yayılırken, bugün tek bir paylaşım milyonlarca kişiye ulaşabilmekte, henüz herhangi bir soruşturma veya yargılama sonucu ortaya çıkmadan insanlar kamuoyu önünde suçlu ilan edilebilmektedir. Böylece mahkeme salonlarının yerini kimi zaman sosyal medya platformları almakta, kullanıcılar ise kendilerini savcı, hâkim ve infaz memuru konumunda görebilmektedir.
Sosyal medya linci, belirli bir kişi veya gruba yönelik yoğun ve organize ya da kendiliğinden gelişen dijital saldırı sürecidir. Hakaret içerikli yorumlar, aşağılayıcı paylaşımlar, hedef gösterme, özel bilgilerin yayılması, itibar suikastları ve sistematik karalama kampanyaları bu sürecin en sık görülen araçlarıdır.
Hukuk devleti ilkesinin temelinde masumiyet karinesi bulunmaktadır. Bir kişi hakkında kesinleşmiş bir mahkeme kararı bulunmadıkça o kişi suçlu olarak kabul edilemez. Ancak sosyal medya linçlerinde çoğu zaman bu ilke tamamen göz ardı edilmekte, iddia ile gerçek arasındaki ayrım ortadan kalkmaktadır. Sonuç olarak kişi beraat etse bile dijital ortamda oluşan itibar kaybı kalıcı olabilmektedir.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Hak mücadelesi ile linç aynı şey değildir. Hak mücadelesi; bir haksızlığın ortaya çıkarılması, mağduriyetin duyurulması ve hukuki yollarla çözüm aranmasıdır. Amacı gerçeğe ulaşmak ve adaletin sağlanmasına katkıda bulunmaktır. Linç ise çoğu zaman gerçeği araştırmadan, savunma hakkını tanımadan ve yargı sürecini beklemeden kişiyi cezalandırmaya yönelir.
Hak mücadelesi delile dayanır; linç kanaate dayanır.
Hak mücadelesi hukuk yollarını güçlendirir; linç hukuk yollarının yerine geçmeye çalışır.
Hak mücadelesinde amaç sorumluluğun ortaya çıkarılmasıdır; linçte ise çoğu zaman amaç kişinin itibarsızlaştırılması, susturulması veya toplumsal olarak yok edilmesidir.
Bir mağdurun yaşadıklarını anlatması, kamuoyunun dikkatini bir soruna çekmesi veya hukuki süreçlere ilişkin eleştiride bulunması tek başına linç değildir. Ancak paylaşımın amacı bilgi vermekten çıkıp hedef göstermeye, aşağılamaya, hakarete, toplu saldırıya veya kişinin yaşamını çekilmez hale getirmeye dönüştüğünde hak arama sınırı aşılmış ve linç süreci başlamış olabilir.
Türk hukukunda sosyal medya lincine ilişkin eylemler farklı suç tipleri kapsamında değerlendirilebilir. Türk Ceza Kanunu bakımından hakaret, tehdit, iftira, kişisel verilerin hukuka aykırı paylaşılması, özel hayatın gizliliğinin ihlali ve suç işlemeye tahrik gibi hükümler somut olayın özelliklerine göre uygulanabilir.
Bunun yanında sosyal medya üzerinden yapılan saldırılar yalnızca ceza hukuku açısından değil, özel hukuk açısından da sonuç doğurabilir. Kişilik hakları saldırıya uğrayan birey; manevi tazminat, maddi tazminat, içeriğin kaldırılması, erişimin engellenmesi ve tekzip gibi hukuki yollara başvurabilir.
Ancak sosyal medya lincinin en önemli özelliği, zararının çoğu zaman mahkeme kararlarından daha hızlı gerçekleşmesidir. Kişi işini kaybedebilir, sosyal çevresinden dışlanabilir, mesleki itibarını yitirebilir veya psikolojik olarak ağır etkiler yaşayabilir. Bu zararların bir kısmı sonradan alınacak mahkeme kararlarıyla tamamen telafi edilemeyebilir.
Dahası, sosyal medya linci çoğu zaman görünürde bireysel paylaşımlardan oluşsa da fiilen bir dijital kalabalığın baskısına dönüşmektedir. Her bir paylaşım tek başına önemsiz gibi görünse de binlerce yorum, etiketleme ve paylaşım bir araya geldiğinde kişinin sosyal varlığını hedef alan kolektif bir saldırı ortaya çıkabilmektedir.
Özgür ifade hakkı demokratik toplumların vazgeçilmez unsurudur. Ancak ifade özgürlüğü; hakaret etme, iftira atma, hedef gösterme veya bir kişiyi dijital kalabalıkların önüne atma hakkı vermez. Bir hakkın kullanımı, başka bir kişinin temel hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıracak noktaya ulaştığında hukukun müdahalesi kaçınılmaz hale gelir.
Unutulmamalıdır ki hukuk, öfkenin değil delilin peşinden gider. Sosyal medya ise çoğu zaman hızla hüküm verir, sonra delil aramaya başlar. Oysa hukuk devletlerinde önce yargılama yapılır, sonra karar verilir; linç kültüründe ise önce infaz yapılır, gerçeğin ortaya çıkması beklenmez.
Sonuç olarak sosyal medya, adalet dağıtan bir mahkeme değildir. Dijital kalabalıkların verdiği kararlar hukuki karar niteliği taşımaz. Bir hukuk devletinde yargılama mahkemeler tarafından yapılır; linç ise adaletin değil, çoğu zaman öfkenin ürünüdür.
Hak mücadelesi gerçeği ortaya çıkarmaya çalışır. Linç ise gerçeğin ne olduğuyla ilgilenmeden hükmünü çoktan vermiştir.
Çünkü hukuk delille konuşur; linç ise öfkeyle. Birinin amacı gerçeği bulmak, diğerinin amacı bir kurban bulmaktır.