Barut Fıçısının Kıvılcımı: Dünya Yeni Bir Eşiğin Önünde mi?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Dünya uzun zamandır krizlerle yaşıyor. Ancak son günlerde yaşanan gelişmeler, artık bölgesel çatışmaların sınırlarını aşarak küresel bir güvenlik krizine dönüşme riskini her geçen gün artırıyor. ABD ile İran arasında diplomatik temasların sürdüğü bir dönemde yeniden askeri saldırıların yaşanması, sadece iki ülke arasındaki gerilimi değil, tüm Orta Doğu'yu ateşin içine çekebilecek yeni bir sürecin kapısını aralayabilir.
İran'ın buna karşılık ABD üslerinin bulunduğu Körfez ülkelerini hedef alma ihtimali, savaşın kapsamını genişletecek en önemli risklerden biridir. Böyle bir senaryoda artık yalnızca İran ve ABD değil; Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve bölgede askeri varlığı bulunan diğer ülkeler de doğrudan çatışmanın tarafı haline gelebilir. Bu ise küresel ekonomiden enerji güvenliğine kadar birçok alanda derin sarsıntılar oluşturacaktır.
Dünyanın diğer cephesinde ise Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş hâlâ tüm şiddetiyle devam ediyor. Defalarca ateşkes ve barış girişimleri gündeme gelse de kalıcı bir çözüm üretilebilmiş değil. Avrupa'nın güvenlik dengeleri değişirken, NATO ile Rusya arasındaki gerilim de giderek daha hassas bir noktaya ulaşıyor.
Bugün İran tarafından Erbil ve Süleymaniye'nin hedef alınması ise Türkiye açısından ayrıca dikkatle takip edilmesi gereken bir gelişmedir. Bu şehirlerin Türkiye sınırına yakın olması, bölgemizde yaşanan her askeri hareketliliğin ülkemizi doğrudan etkileyebileceğini gösteriyor. Güvenlikten ekonomiye, ticaretten göç hareketlerine kadar birçok başlıkta olası sonuçlar göz ardı edilemez.
Tüm bu gelişmeler, "Üçüncü Dünya Savaşı ihtimali" tartışmalarını yeniden gündeme taşıyor. Elbette hiçbir çatışmanın otomatik olarak küresel bir savaşa dönüşeceğini söylemek doğru olmaz. Ancak tarih bize şunu göstermiştir: Büyük savaşlar çoğu zaman küçük görünen kıvılcımların kontrol edilememesiyle başlamıştır. Bugün yaşanan gelişmeler de bu açıdan dikkatle analiz edilmelidir.
Böylesine karmaşık bir jeopolitik ortamda Türkiye'nin izlediği dış politika ayrı bir önem kazanıyor. Ülkemizin bugüne kadar bölgesel krizlerde dengeli, temkinli ve milli çıkarları önceleyen bir politika izlemesi, Türkiye'nin doğrudan savaşın içine çekilmesini engelleyen en önemli unsurlardan biri olmuştur. Diplomasi kanallarının açık tutulması, bölgesel aktörlerle iletişimin sürdürülmesi ve caydırıcı savunma kapasitesinin korunması, Türkiye'nin elini güçlendiren temel başlıklardır.
Güçlü bir siyasi iradenin, milli güvenliği merkeze alan kararlı bir dış politika anlayışıyla hareket etmesi; böylesine kritik bir dönemde ülkemiz açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü savaşın kazananı yoktur. Kazanan yalnızca barışı koruyabilen devletlerdir.
Bugün dünya adeta barut fıçısının üzerinde oturuyor. Atılacak her yanlış adım, sadece bir ülkenin değil, tüm insanlığın geleceğini etkileyebilir. Bu nedenle sağduyuya, diplomasiye ve uluslararası hukuka her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.
Temennimiz; silahların değil, diplomasinin konuştuğu, masaların savaş meydanlarından daha güçlü olduğu bir dünyanın yeniden inşa edilmesidir. Çünkü savaş başladığında kaybeden yalnızca askerler değil; çocuklar, aileler, ekonomiler ve gelecek nesiller olur.
Yalnız bir noktayı özellikle belirtmek isterim: Yazınızda geçen bazı olaylar (örneğin "ABD'nin İran'a yeniden saldırdığı" veya "İran'ın Erbil ve Süleymaniye'yi bugün vurduğu") güncel haber niteliğindedir. Bu köşe yazısını yayımlamadan önce bu bilgilerin doğruluğunu güncel ve güvenilir kaynaklardan teyit etmeniz önemlidir. Köşe yazılarında yorum serbesttir, ancak dayanak oluşturan olguların doğru olması yazının güvenilirliğini artırır.