BABAMIZI DA GÖTÜRELİM Mİ?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Yıllar önceydi… Hastanedeyiz.
O geceyi hastanede geçirmek zorunda kalmıştık. Vakit gece yarısını çoktan geçmişti. Bu arada nöbetçi doktorla da arkadaş olmuştuk. Birlikte acil servise indik.
Bir müddet sonra yaşlı bir adam, iki oğluyla birlikte hastaneye getirildi.
Oğulları doktora, babalarının sabah ezanından beri, neredeyse 24 saattir hiç konuşmadığını anlattılar. Oysa babaları normalde çok konuşkan bir insandı. Bu ani sessizlikten endişelendikleri için onu hastaneye getirmişlerdi.
Doktor gerekli bilgileri aldı, muayenesini yaptı ve beyin tomografisi istedi. İstek kâğıdını doldurup oğullarına verdi.
Onlar da hızla odadan çıktılar.
Babaları ise muayene masasının üzerinde sessizce oturmaya devam ediyordu.
Tam kapıdan çıkacaklardı ki oğullardan biri geri döndü, doktora yaklaştı ve gayet ciddi bir ifadeyle sordu:
"Babamızı da götürelim mi?"
Doktorun cevabı kısa ama manidardı:
"Yok, beni götürün."
Tabii ki böyle demedi…
Oğullarına babalarını da birlikte götürmeleri gerektiğini söyledi. Sonra bana dönüp tebessüm ederek:
"Bu ne ki… Daha ne vakalar geliyor." dedi.
O an aklıma yıllar önce okuduğum bir kitap geldi:
"Karısını Şapka Sanan Adam."
İngiliz nörolog ve nöroloji profesörü Oliver Sacks tarafından kaleme alınan bu eser, meslek hayatında karşılaştığı birbirinden ilginç ve sıra dışı nörolojik vakaları anlatıyordu.
Kitabı okurken insan beyninin ne kadar muhteşem bir yapıya sahip olduğunu, en küçük bir hasarın bile ne kadar farklı sonuçlar doğurabileceğini hayretle öğrenmiştim.
Belki de bu yüzden beynimiz, kafatası kemikleriyle böylesine sağlam bir koruma altına alınmıştır.
O yaşlı hastanın daha sonra ne olduğunu bilmiyorum.
İnşallah sağlığına kavuşmuştur.
Bu olay bana bir başka ismi de hatırlattı:
Rahmetli TRT spikeri Tuna Huş…
Tok sesi, düzgün diksiyonu ve kendine has sunumuyla hafızalara kazınmıştı. Ancak geçirdiği beyin kanamasının ardından konuşma yetisini büyük ölçüde kaybetmişti.
Hayat gerçekten ilginç…
Kimin başına, ne zaman, ne geleceğini hiç kimse bilemiyor.
Hepimiz engellilikle nişanlı, ölümle nikâhlı değil miyiz zaten?
O hâlde elimizdekinin kıymetini bilmeli, sağlığımıza şükretmeli ve onu koruyabilmek için üzerimize düşen her türlü tedbiri almalıyız.
Çünkü hayat, tedbir ile takdir arasındaki ince çizgide akıp gidiyor.
Sağlıklı günler dileğiyle…