Yanlış bir yönetim mi? Kötü bir karar mı? Haksız bir yasa mı?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Hayır. Asıl yakıt belirsizlik.
Belirsizlik, en güçlü stres tetikleyicilerinden biri olarak defalarca belgelenmiştir. Bunu anlamak için büyük bir kriz beklemenize gerek yok; basit bir deneyi hatırlamanız yeterli. Elektrik şoku alan iki fare düşünün: birinin şoku ne zaman geleceğini bildiğini, diğerinin bilmediğini. Hangi fare daha fazla stres altındadır? Her seferinde, her deneyde, cevap aynıdır: bilmeyen fare.
Çünkü insan beyni — ve aslında tüm memelilerin beyni — belirsizliği hayatta kalma tehdidi olarak kodlar. Ne zaman geleceğini bilmediğin bir tehdit, hiç gelmeyecek bir tehditten daha yıkıcıdır. Amigdala sürekli alarm üretir. Kortizol düşmez. Sinir sistemi "mücadele ya da kaç" modundan çıkamaz.
Bir toplumda beyin sadece bireysel olarak değil, kolektif olarak da yön bulur. Mahkeme adil karar verir — sistem işliyor demektir. Merkez bankası bağımsız davranır — para birimi bir anlam taşır. Üniversite liyakati ölçer — çalışmanın karşılığı vardır. Bunlar sadece kurumlar değil, birer pusuladır. Nereye gittiğimizi, ne yaparsak ne olacağını anlamlandırdığımız referans noktalarıdır.
Bu kurumların güvenilirliği sarsıldığında insanlar pusulasız kalır. Ve pusulasız insan, belirsizliğin tam ortasında çırpınır. Mahkeme kararı öngörülemiyor, para yarın ne olacak bilinmiyor, diploma iş garantisi vermiyor — bu noktada artık "sistem kötü" değil, "sistem yok" hissi doğar. Sistem yoksa kural yoktur. Kural yoksa güç tek geçer paradır. Ve güç yarışı, toplumsal öfkenin en ilkel biçimini besler.
Belirsizlik içinde kalan bir insan, anlam yaratmak için her şeye sarılır. Bir düşman, bir günah keçisi, bir dış güç — bunların hepsi, en azından bir açıklama sunar. Açıklama olmayan bir acı çekmek, açıklaması olan bir acıdan kat kat ağırdır. Bu yüzden kalabalıklar çoğu zaman gerçek sorumluyu değil, en görünür hedefi bulup yıkıma yönelir. Nefreti yönlendirmek için bir adrese ihtiyaç vardır; belirsizliğin adresi yoktur.
Bu ülkede yaşanan siyasi çalkantıları, ekonomik bunalımı ve toplumsal gerginliği analiz ederken çok önemli bir hatayı sık sık işliyoruz: Her şeyi "kötü yönetim" ya da "yanlış politika" çerçevesine sıkıştırıyoruz. Oysa insanları bu kadar yakan, yanlış kararların kendisi değil; hangi kriterle, kim tarafından, nasıl bir gelecek öngörüsüyle alındığının bilinmemesidir.
Sistemsizlik tam da budur. Sistemi olmayan bir ülkede insan beyni, sürekli "tarama" modunda çalışır. Bir sonraki adımı hesaplayamaz. Güvende olup olmadığını bilemez. Ve tahmin edemediği bir ortamda yaşayan beyin, eninde sonunda ya tükenir ya da saldırganlaşır.
Peki çözüm ne? Ekonomiyi düzeltmek mi? Evet, elbette. Ama bundan da önce ve bundan da acil olan şey şu: Topluma bir çerçeve vermek.
Nereye gittiğimizi, hangi kriterlerin geçerli olduğunu, kararların nasıl alındığını, hatalar yapıldığında ne olacağını bildirmek — bunlar lüks değil, psikolojik sağlığın temel gereksinimleridir.
Şeffaflık bir erdem meselesi değildir yalnızca. Şeffaflık, toplumsal sinir sistemini sakinleştiren ilaçtır.
Belirsizliği ortadan kaldırmayan her reform, iyileştirdiği kadar körükler. Ve belirsizlik içinde bırakılmış bir toplum, er ya da geç, öfkesini bir yere vurmak zorunda kalır.