Yasa Dışı Tamam da Yasal Ne Olacak?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Türkiye, yasa dışı bahis ve sanal kumar ağlarına karşı kapsamlı bir mücadele yürütüyor. Adalet ve İçişleri Bakanlığı başta olmak üzere ilgili kurumlar neredeyse her gün yasa dışı bahisle mücadeleye dair kamuoyuna bilgi veriyor ve sık sık bu mücadelede geri adım atılmayacağını vurguluyor.
Siyasi mekanizmalar da meselenin adli boyutuyla birlikte finansal takipten yapay zekâ destekli denetim sistemlerine kadar çok boyutlu bir güvenlik sorunu olarak ele alındığını ifade ediyor.
Milli Piyango İdaresi verilerine göre 2024 yılında 232 bin 899 site BTK’ye bildirilirken, 2025’te ise yasa dışı bahis ve sanal kumar reklamı yapan ya da kullanıcı yönlendiren 11 bin 236 site daha kapatıldı.
Üstelik bununla birlikte 20 milyar dolardan 60 milyar dolara uzandığı ifade edilen devasa bir kara para ekonomisinden söz ediliyor. Bu yapının içinde uluslararası suç ağları, mafyatik organizasyonlar, yasa dışı finans trafiği ve insanları borç sarmalına sürükleyen dijital düzenekler bulunuyor.
Dijitalleşmenin hızlanması ve internet erişiminin gündelik hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte artık herkesin cebinde taşınabilir bir casino var. Dünya giderek tarihin en büyük çevrimiçi kumar pazarına dönüşürken, Avrupa ülkeleri bu sektörün ekonomik hacminde başı çekiyor. İngiltere’nin yaklaşık 30,8 milyar avroluk pazar büyüklüğüyle listenin ilk sıralarında yer aldığı bu tabloda, ülkemizin de kimseden geri kalır yanı yok.
Tüm bu verilerle birlikte bahis ve kumarın bireysel bir tercih olmaktan öte toplumsal bir çürüme alanı da olduğunu düşündüğümüzde devletin bu yapıya karşı mücadele etmesi bir zorunluluk haline geliyor.
Nitekim Yeşilay’ın 2025 raporuna göre başvuruların en büyük kısmını kumar bağımlıları oluşturuyor. Raporda kumara başlama yaşının 15’e kadar düşmesi ve 15–24 yaş grubunun yüksek risk altında olması özellikle vurgulanıyor.
Dahası, dijital bahis sistemi artık klasik kumar alışkanlığının ötesine geçmiş durumda. İnsan psikolojisini analiz eden algoritmalarla çalışan bu yapı, dopamin döngüsünü sürekli canlı tutarak kişiyi ekran başında tutuyor. Kaybettikçe telafi umudu, kazandıkça daha fazlası devreye giriyor. Bir süre sonra ise insanlar yalnızca paralarını değil; iradelerini, sosyal hayatlarını ve psikolojik dengelerini de kaybediyor.
Düzeneğe bakın!
Kendini kaybeden insanların neler yaşandığını da gazetelerin üçüncü sayfalarında okuyoruz.
Fakat bu meselede gündeme almaktan çekindiğimiz iki nokta daha var.
Birincisi, bu işin arkasında ekonomik ve kültürel bir zihniyetin bulunmasıdır. 1980 sonrası neoliberal dalgayla birlikte toplumlara sürekli aynı mesaj tekrarlandı: “Çalışarak zengin olamazsın, risk al, köşeyi dön.”
Bu söylem dizilerden reklamlara, sosyal medyadan spor endüstrisine kadar geniş bir alanda yeniden üretiliyor. Sabır geri plana itilirken emek değersizleşiyor, üretim ikinci plana düşüyor, kolay kazanç fikri ise sürekli parlatılıyor.
Bahis ekonomisi de böyle bir iklimde büyüyor.
Önce insanın çalışarak geleceğinin olmadığı gibi bir umutsuzluk duygusu inşa ediliyor, ardından ise “ya çıkarsa?” denilerek o umutsuzluğun içine bir çıkış bileti sunuluyor.
Modern çağın ironisi sanırım!
Diğer yandan, bu tabloyu besleyen ikinci önemli unsur ise yasa dışı bahisle mücadele edilirken yasal alanın varlığını sürdürmesidir.
Yeşilay Bilim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Murat Şentürk, insanların çoğunlukla “yasal olandan başlayarak yasa dışına doğru geçtiğini” ifade ediyor.
Yani bir taraftan “bahis kötüdür” derken diğer taraftan yasal bahis kültürünün büyümesine göz yumuyoruz.
Spor Toto, Milli Piyango, At yarışı…
İsimleri farklı olsa da özleri değişiyor mu? Sonuçta bunlar da büyük ölçüde talihe dayalı yapılar değil mi?
Kumar değiller mi?
Bu noktada “kumar” kavramının toplumda daha kabul edilebilir hale getirilmek için “şans oyunu”, “iddaa” ya da “bahis” gibi daha yumuşak ifadelerle yeniden paketlendiği de görülüyor.
Dolayısıyla meselenin gerçekten kumarın kendisi mi yoksa yalnızca vergisini vermeyen kumar mı olduğu sorusu net biçimde ayırt edilemiyor. Böyle olunca ortaya konulan sınır da toplumsal düzeyde tam anlamıyla karşılık bulmuyor ve insanlar bunu içselleştiremiyor.
Türkiye bugün yasa dışı bahisle mücadelede önemli bir irade ortaya koyuyor ve bu mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi gerekiyor. Ancak meselenin kalıcı biçimde çözülebilmesi için daha geniş bir yüzleşmeye ihtiyaç var.
Sorunu yalnızca hukuki boyutuyla değil, ahlaki, siyasi, ekonomik ve hatta kültürel-medeniyet boyutlarıyla birlikte ele almalı ve masaya yatırmalıyız.
İşte o zaman hem toplumu daha güçlü bir şekilde korumak hem de risk altındaki bireyleri yeniden kazanmak mümkün olabilir.