Ankara'dan Mesaj: NATO
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Dünya siyasetinde bazı şehirler sadece coğrafi bir konum değildir; aynı zamanda güç dengelerinin kurulduğu, krizlerin konuşulduğu ve geleceğin şekillendiği merkezlerdir. Bu yıl NATO Liderler Zirvesi'nin Ankara'da gerçekleştirilecek olması da işte böyle bir anlam taşımaktadır. Bu yalnızca diplomatik bir organizasyon değildir. Aynı zamanda Türkiye'nin uluslararası güvenlik mimarisindeki yerini yeniden teyit eden stratejik bir göstergedir.
Uluslararası ilişkilerde hiçbir büyük organizasyon tesadüfen belirlenmez. Özellikle NATO gibi dünyanın en güçlü askerî ittifakının liderlerini ağırlayacak ülkenin seçimi, güvenlikten diplomasiye, lojistikten istihbarata kadar birçok kriterin değerlendirilmesi sonucunda gerçekleşir. Dolayısıyla Ankara'nın ev sahibi olması, Türkiye'nin yalnızca bir NATO üyesi değil, aynı zamanda ittifakın vazgeçilmez ülkelerinden biri olduğunun göstergesidir.
Bugün dünya yeni bir güvenlik dönemine girmiş durumda. Rusya-Ukrayna savaşı Avrupa'nın güvenlik anlayışını tamamen değiştirdi. Orta Doğu'da yaşanan krizler, enerji güvenliğini yeniden küresel gündemin ilk sıralarına taşıdı. Kızıldeniz'deki gerilimler deniz ticaretini etkilerken, Karadeniz artık yalnızca kıyıdaş ülkelerin değil bütün Avrupa'nın güvenlik meselesi hâline geldi.
Böylesine karmaşık bir dönemde Türkiye, adeta üç kıtanın kesişim noktasında duran stratejik bir denge merkezi olarak öne çıkıyor. Karadeniz'e açılan kapılar, Kafkasya enerji koridorları, Doğu Akdeniz'in deniz güvenliği ve Orta Doğu'ya uzanan jeopolitik hatların tamamı Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada kesişiyor.
İşte NATO'nun Ankara'da toplanmasının temel anlamı da budur.
Bu zirvede savunma harcamalarının artırılması, Avrupa'nın caydırıcılık kapasitesinin güçlendirilmesi, Rusya-Ukrayna savaşının geleceği, hibrit tehditlerle mücadele, siber güvenlik, yapay zekâ destekli savunma sistemleri, kritik altyapıların korunması, savunma sanayiinde ortak üretim ve terörle mücadele gibi başlıkların masada olması beklenmektedir.
Türkiye açısından ise zirvenin en önemli başlıklarından biri terörle mücadeledir. NATO'nun yalnızca doğu kanadındaki tehditlere değil, güney kanadındaki terör örgütlerine karşı da aynı kararlılığı göstermesi Türkiye'nin uzun yıllardır dile getirdiği temel beklentidir. Çünkü güvenlik tehditleri arasında ayrım yapmak, ittifak ruhuna zarar verir.
Diğer taraftan savunma sanayii konusu da zirvenin dikkat çeken başlıklarından biri olacaktır. Son yıllarda Türkiye, insansız hava araçlarından elektronik harp sistemlerine, hava savunma projelerinden millî savaş uçağı çalışmalarına kadar birçok alanda önemli kabiliyetler geliştirdi. Savunma alanında dışa bağımlılığı azaltma hedefi, Türkiye'yi yalnızca tüketen değil, üreten bir ülke konumuna taşımaktadır.
Enerji güvenliği de artık askerî güvenliğin ayrılmaz bir parçasıdır. Doğal gaz hatları, petrol terminalleri, deniz ulaşım yolları ve kritik altyapılar sadece ekonomik değil aynı zamanda stratejik hedeflerdir. Türkiye'nin enerji koridoru olma özelliği, NATO açısından da ayrı bir önem taşımaktadır.
Ancak zirvenin belki de en önemli mesajı, diplomasinin hâlâ en güçlü güvenlik aracı olduğudur. Savaşların gölgesinde dahi diyalog kanallarının açık tutulabilmesi, küresel istikrar açısından hayati önem taşımaktadır. Türkiye son yıllarda birçok kriz başlığında arabuluculuk yapabilen az sayıdaki ülkelerden biri olarak dikkat çekmiştir. Bu diplomatik kapasite, Ankara'nın uluslararası saygınlığını artırmaktadır.
Elbette NATO içinde zaman zaman görüş ayrılıkları yaşanmaktadır. Üye ülkelerin tehdit algıları farklı olabilir. Ancak Türkiye'nin ortaya koyduğu temel yaklaşım nettir: Güvenlik bölünemez. Bir müttefikin güvenliğini tehdit eden unsur, tüm ittifakın ortak sorunu olmalıdır.
Bugün dünya yeni bir güç dengesi kurmaya çalışırken, Türkiye yalnızca gelişmeleri izleyen bir ülke değildir. Karar süreçlerinde söz söyleyen, diplomatik girişimlerde bulunan ve bölgesel krizlerde çözüm üreten bir aktör hâline gelmiştir.
Ankara'da kurulacak masa, yalnızca NATO'nun geleceğini konuşmayacaktır. Aynı zamanda Türkiye'nin uluslararası sistemde hangi noktaya ulaştığını da bütün dünyaya gösterecektir.
Devletler bazen sahip oldukları askerî güçle, bazen ekonomik büyüklükleriyle, bazen de masaya oturma kabiliyetleriyle öne çıkarlar. Türkiye bugün bu üç alanın kesişim noktasında yer alma iddiasını güçlendirmektedir.
NATO Liderler Zirvesi sona erecek, liderler ülkelerine dönecek, kameralar kapanacak. Ancak geriye kalan asıl gerçek şudur: Ankara artık yalnızca Türkiye'nin başkenti değil; küresel güvenlik denkleminde sözü dikkatle dinlenen stratejik merkezlerden biri olma yolunda ilerlemektedir.
Çünkü uluslararası siyasette asıl güç, sadece güçlü olmak değil; güçlülerin bir araya geldiği masaya ev sahipliği yapabilmektir. Ankara'nın bu zirveye ev sahipliği yapması da tam olarak bunu ifade etmektedir.