Batı Azerbaycandan son sürgün dalgası
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
1988–1991 yılları arasında Ermenistan SSC topraklarında yaşayan Azerbaycan Türklerinin kitlesel şekilde ata yurtlarından çıkarılması, XX. yüzyılın sonlarında Güney Kafkasya’da meydana gelen en önemli insani ve siyasi olaylardan biri olarak kabul edilmektedir. Azerbaycan tarih yazımında bu süreç, sürgün ve etnik temizlik politikası olarak değerlendirilmektedir. Olaylar, Sovyetler Birliği’nde yeniden yapılanma ve açıklık politikalarının uygulandığı, merkezi otoritenin zayıfladığı ve millî meselelerin keskinleştiği bir dönemde yaşanmıştır. Özellikle Dağlık Karabağ meselesinin yeniden gündeme getirilmesi, bölgedeki etnik ilişkileri gerginleştirmiş ve Ermenistan SSC’de yaşayan Azerbaycanlı nüfusun güvenliği açısından ciddi tehditler oluşturmuştur. 1988–1989 yıllarında günümüz Ermenistan topraklarında yaşayan 250 binden fazla Azerbaycanlı tarihî yurtlarından zorla çıkarılmış, 216 kişi hayatını kaybetmiş, 1154 kişi ise yaralanmıştır.
Batı Azerbaycan’da yaşayan Azerbaycan Türkleri, söz konusu bölgelerin kadim sakinleri olmuş; yüzyıllar boyunca İrevan, Zengezur, Göyçe, Dereleyez, Vedibasar, Amasya, Basarkeçer, Karakilise, Mehri, Kafan ve diğer bölgelerde yoğun şekilde yerleşmişlerdir. Sovyet döneminde de Ermenistan SSC’nin birçok ilçesinde Azerbaycanlı köyleri bulunmaktaydı. 1979 yılında gerçekleştirilen Sovyet nüfus sayımının sonuçlarına göre, Ermenistan SSC’de 160 binden fazla Azerbaycanlı yaşamaktaydı ve onlar cumhuriyetin en büyük millî azınlığını oluşturmaktaydı.
Sürgün sürecinin başlangıcı aslında 1987 yılının sonlarına dayanmaktadır. 1987 yılının Kasım–Aralık aylarında günümüz Ermenistan’ında yaşayan Azerbaycanlılara yönelik ilk sistematik saldırılar gerçekleştirilmiş ve bunun sonucunda mülteci akını başlamıştır. İlk olarak Kafan ve Mehri ilçelerinde yaşayan Azerbaycanlılar baskılara maruz kalmış, bunların bir kısmı köylerini terk etmek zorunda bırakılmıştır. Bu olaylar Sovyet basınında sınırlı ölçüde yer almış olsa da, sonradan yapılan araştırmalar, söz konusu dönemin kitlesel sürgünün başlangıç aşaması olduğunu ortaya koymaktadır.
20 Şubat 1988 tarihinde eski Dağlık Karabağ Özerk Vilayeti Halk Vekilleri Sovyeti’nin oturumunda, bölgenin Azerbaycan SSC’den ayrılarak Ermenistan SSC’ye bağlanmasına ilişkin bir karar kabul edilmiştir. Bu gelişmenin ardından etnik ve siyasi gerginlik daha da derinleşmiştir. 22 Şubat’ta Askeran yakınlarında meydana gelen çatışmalar sırasında iki Azerbaycanlı genç hayatını kaybetmiş ve bu olay, Karabağ ihtilafının ilk can kayıplarından biri olarak tarihe geçmiştir. Bu tarihten itibaren Ermenistan’ın çeşitli bölgelerinde yaşayan Azerbaycanlıların evlerine, mallarına ve ekonomik faaliyetlerine yönelik saldırılar artmaya başlamıştır.
1988 yılının ilkbahar ve yaz aylarında Kafan, Mehri, Sisyan, Basarkeçer, Amasya, Vardenis ve diğer ilçelerde yaşayan binlerce Azerbaycanlı aile ata yurtlarını terk etmiştir. Bunların büyük çoğunluğu güvenlik gerekçeleriyle Azerbaycan SSC topraklarına göç etmek zorunda kalmıştır. Sürgün yalnızca kırsal kesimde yaşayan nüfusu değil, aynı zamanda İrevan ve diğer şehirlerde yaşayan Azerbaycanlıları da kapsamıştır. Çok sayıda aile evlerini, topraklarını, tarım işletmelerini ve kişisel mallarını geride bırakarak mülteci durumuna düşmüştür.
1988 yılının Kasım ayında olaylar daha trajik bir boyut kazanmıştır. 27–29 Kasım tarihlerinde Ermenistan SSC’nin çeşitli şehirlerinde yaşayan Azerbaycanlılara yönelik saldırılar gerçekleşmiştir. Bu olaylar sonucunda 33 Azerbaycanlı hayatını kaybetmiştir. Aynı zamanda Ermenistan’ın diğer bölgelerinde yaşayan Azerbaycanlıların kitlesel şekilde çıkarılması süreci hızlanmıştır. 1988 yılının sonuna gelindiğinde, Ermenistan SSC’de yaşayan Azerbaycanlı nüfusun büyük bölümü artık yaşadığı yerleri terk etmiş durumdaydı.
1990–1991 yıllarında sürgün süreci fiilen tamamlanmıştır. Yüzyıllar boyunca Azerbaycanlıların yaşadığı yüzlerce köy boşalmıştır. Ermenistan’dan çıkarılan insanların büyük kısmı Azerbaycan’ın farklı bölgelerine yerleştirilmiş ve uzun yıllar mülteci hayatı yaşamıştır. Mülteci ailelerin önemli bir bölümü çadırlarda, yarım kalmış binalarda, yurtlarda ve geçici yerleşim alanlarında barındırılmıştır. Bu durum ciddi sosyal ve insani sorunlara yol açmıştır.
Sürgünün sonuçları yalnızca demografik değişimlerle sınırlı kalmamıştır. Ermenistan topraklarında yaşayan Azerbaycanlıların tarihî ve kültürel mirası da ciddi zarar görmüştür. Çok sayıda yerleşim yerinin adı değiştirilmiş, mezarlıklar, camiler ve diğer kültürel miras unsurları bakımsız bırakılmış veya tahrip edilmiştir. Bunun yanı sıra, Azerbaycanlıların bölgenin sosyal ve ekonomik hayatında oluşturduğu gelenekler ve üretim sistemi de ortadan kaldırılmıştır. Bu sürecin sonucunda Ermenistan fiilen monoetnik bir devlete dönüşmüştür.
1988–1991 yıllarında yaşanan sürgün, yalnızca o döneme ait bir olay olarak değil, daha önce uygulanmış nüfus transferi politikalarının devamı olarak da değerlendirilebilir. Azerbaycan kaynaklarında, 1905–1906, 1918–1920 ve 1948–1953 yıllarında da Azerbaycanlıların günümüz Ermenistan topraklarından çeşitli şekillerde çıkarıldığı belirtilmektedir. Özellikle 1948–1953 yıllarında Sovyet yönetiminin kararıyla 150 binden fazla Azerbaycanlının Ermenistan SSC’den Kür-Aras Ovası’na göç ettirildiği ifade edilmektedir. Bu nedenle 1988–1991 yıllarında yaşanan olaylar, Batı Azerbaycan nüfusunun tarihî yurtlarından son büyük kitlesel çıkarılışı olarak değerlendirilmektedir.
Sonuç olarak, 1988–1991 yıllarında Batı Azerbaycanlıların sürgünü, XX. yüzyılın sonlarında Azerbaycan halkının karşı karşıya kaldığı en ağır insani trajedilerden biri olmuştur. Bu olaylar sonucunda yüz binlerce insan ata yurtlarından koparılmış, büyük maddi ve manevi kayıplara uğramıştır. Sürgün, bölgenin etnik yapısının değişmesine, uzun süreli mülteci sorununun ortaya çıkmasına ve Ermenistan–Azerbaycan ilişkilerinin daha da gerginleşmesine neden olmuştur. Günümüzde bu olayların tarihî kaynaklar temelinde araştırılması, tanık ifadelerinin toplanması, arşiv belgelerinin incelenmesi ve aynı zamanda tarihî adaletin sağlanması ile Batı Azerbaycanlıların ata yurtlarına dönüşlerinin temin edilmesi büyük önem taşımaktadır.