BİR KOLTUĞA DEĞİL, BİNLERCE GÖNÜLE TALİBİZ!
cumha.com.tr, tamamen tarafsız ve bağımsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Sivil toplumun gerçek gücü unvanlarda değil, insanlığa dokunan emektedir.
Bazı insanlar makam sahibi olmak için yola çıkar, bazıları ise birilerinin hayatına dokunabilmek için… Benim sivil toplum yolculuğumun çıkış noktası her zaman ikinci seçenek oldu.
Bugüne kadar farklı sivil toplum kuruluşlarında proje koordinatörlüğü, kadın kolları yöneticiliği ve başkanlığı, basın, tanıtım ve medya başkanlığı gibi görevler üstlendim. Bu görevlerin hiçbirini yalnızca bir unvan olarak görmedim. Her biri benim için daha fazla insana ulaşmanın, daha geniş kitleleri harekete geçirmenin ve toplumsal fayda üretmenin bir aracıydı.
Çünkü inanıyorum ki sivil toplum kuruluşlarının asıl varlık nedeni makamları çoğaltmak değil, toplumun ihtiyaçlarına çözüm üretmektir.
5 Kasım 2026 tarihinde Kırıkkale Dernekler Federasyonu ev sahipliğinde tarihi Hamamönü Kabakçı Konağı'nda gerçekleştirdiğimiz “Sağlık, Farkındalık, Bağımsız ve Güçlü Yarınlar” programı da bu anlayışın önemli örneklerinden biri oldu.
Lösemili Çocuklar Haftası kapsamında düzenlediğimiz programda kanser ve lösemi farkındalığını, bağımlılıkla mücadeleyi, aile yapısını, kız çocuklarının eğitimini ve toplumsal değerlerimizi aynı çatı altında buluşturduk.
Yüksek İhtisas Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu, Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Üyesi Dr. Mustafa Uzun ve eğitimci-yazar Ayşe Sucu'nun değerli katkılarıyla sağlık, bilinç ve toplumsal sorumluluk konularını alanında yetkin isimlerden dinleme fırsatı bulduk.
Kırıkkale Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Cemal Sertkaya'nın ev sahipliğinde, Federasyonun Basın Tanıtım Medya Başkanı ve Koordinatör Nur Delice'nin moderatörlüğünde, Kadın Kolları Genel Başkanı Emine Ulusan'ın açılış konuşmasıyla başlayan program; yoğun katılımı, zengin içeriği ve davetlilerin son ana kadar gösterdiği ilgiyle anlamlı bir buluşmaya dönüştü.
Programın koordinatörlüğünü ve moderatörlüğünü üstlenirken hedefim yalnızca bir etkinlik gerçekleştirmek değildi. Farklı toplumsal sorunları aynı platformda buluşturmak, uzmanların bilgisini toplumla paylaşmak ve STK'ların ortak hareket ettiğinde neleri başarabileceğini göstermekti.
Program sonunda annemin hatırasına, onun ruhuna ithafen gerçekleştirdiğimiz helva ikramı da bu organizasyona benim açımdan ayrı bir anlam kattı. Bir annenin evladın da bıraktığı sevgi ve merhamet duygusunu, kanserle mücadele ve umudun önemini, lösemiyle mücadele eden çocuklarımıza yönelik farkındalıkla buluşturmak istedim. Çünkü bazı iyilikler yalnızca bir etkinliğin parçası değil, insanın yüreğinde taşıdığı değerlerin dışa vurumudur.
Kabakçı Konağı'nda yaşanan bu buluşma bana bir kez daha gösterdi ki toplumsal fayda üretmek için büyük bütçelerden önce güçlü bir irade, samimi bir niyet ve sorumluluk alacak insanlar gerekiyor.
Peki, neden daha fazla STK bu alanlarda birlikte hareket etmesin?
Neden kanser ve lösemiyle mücadele konusunda daha fazla farkındalık çalışması yapılmasın? Neden bağımlılıktan arınmış temiz bir toplum için ortak projeler geliştirilmesin? Ailenin korunması, kız çocuklarının eğitimi ve millî-manevi değerlerimizin gelecek nesillere aktarılması neden STK'ların öncelikli çalışma alanlarından biri olmasın?
Benim yıllardır farklı kurumlarda görev almamın temelinde de tam olarak bu düşünce yatıyor.
Bir dernek kurup başkanlık yapmak, kendi çatım altında büyümek elbette benim için de bir seçenekti. Belki bugün kendi kurumsal yapımı çok daha ileriye taşımış, hatta farklı bir noktaya getirmiş olabilirdim. Ancak ben tek bir çatının altında büyümek yerine farklı çatıları ortak bir amaç etrafında buluşturmayı tercih ettim.
Çünkü benim için önemli olan kaç kurumun başında olduğum değil, kaç kurumun gücüyle kaç insana ulaşabildiğimdi.
Kadının yalnızca yönetim listelerinde veya protokol sıralarında değil, sahada da var olması gerektiğine inandım. Proje üreten, insanları bir araya getiren, organizasyonları yöneten, toplumsal sorunlara çözüm arayan ve sorumluluk almaktan çekinmeyen kadınların çoğalması için çaba gösterdim.
Bazen bir projenin arkasındaki görünmeyen emek, sahnedeki alkıştan çok daha büyüktür. Bir programın hazırlanması, konuşmacıların bir araya getirilmesi, kurumlar arası iletişimin sağlanması, tanıtımın yapılması ve yüzlerce insanın aynı amaç etrafında buluşturulması ciddi bir emek ve tecrübe ister.
Bu nedenle sivil toplumda başarıyı yalnızca unvanlarla ölçmemek gerektiğini düşünüyorum.
Biz kendi derneğimizin hamalı olmayı değil, mazlumun gönlünün hamalı olmayı tercih ettik.
Belki her emek hak ettiği ölçüde görünür olmadı, belki her çaba aynı değeri görmedi. Ancak hiçbir zaman çalışmalarımızın karşılığını bir koltukta, bir makamda ya da alkışta aramadık. Çünkü insanın gerçek kazanımı, bir başkasının hayatında oluşturduğu olumlu değişimdir.
Bugün bütün STK yöneticilerine, federasyonlara, derneklere ve toplumsal sorumluluk taşıyan herkese bir çağrım var!
Gelin, unvanlarımızı değil projelerimizi büyütelim. Birbirimizle yarışmak yerine ortak hedeflerde buluşalım. Kadınların emeğini görünür kılalım, gençlere alan açalım, sağlık ve eğitim konularında daha fazla sorumluluk üstlenelim. Makamların gücünü değil, dayanışmanın gücünü konuşalım.
Çünkü bir çocuğun yüzündeki tebessüm, bir annenin duası, yeniden hayata tutunan bir insanın umudu, kazanılabilecek en kıymetli makamlardan çok daha değerlidir.
Ben geriye dönüp baktığımda görev yaptığım kurumların isimlerinden önce, emek verdiğim projeleri ve dokunabildiğim hayatları hatırlamak istiyorum.
Biz makam biriktirmedik, gönül biriktirmeye çalıştık. İsim olmanın değil, iz bırakmanın peşinde olduk.
İnsanlar bazen yapılan çalışmaları görmeyebilir, verilen emeğin büyüklüğünü anlayamayabilir. Fakat iyiliğin şahidi her zaman vardır. Yaradan bilir, o da bize yeter.
Çünkü benim için başarı; kaç kurumda başkanlık yaptığım, kaç unvan taşıdığım veya hangi makamda oturduğum değil, kaç insanın hayatına umut olabildiğimdir.
Bir koltuğa değil, binlerce gönüle talibiz. Çünkü makamlar insanı yüceltmez; insan, bulunduğu makama değer katar.