Cumhuriyete Götüren İlk Yolluk Ve Erzurum Kongresi:

Cumhuriyete Götüren İlk Yolluk Ve Erzurum Kongresi:

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Kasım 2, 2026 - 14:32

Vatanı emperyalist Batılı güçler tarafından işgal edilmiş Türkler, yurdun her köşesinde bu işgale karşı durmak üzere müdafaa-i hukuk cemiyetleri kurdular. Bunlardan biri olan Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Erzurum Şubesi, Erzurum’da bir kongre tertip ederek Mustafa Kemal Paşa’yı davet etti.

1919 Ağustos sonlarında Erzurum Kongresi sona ermiş, Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye üyeleri Sivas Kongresi’ne doğru yola çıkmaya hazırlanıyordu. Ellerinde ciddi bir araç, para ve yiyecek sorunu vardı. Bu sıkıntılı günlerin en canlı tanığı, Mazhar Müfit Kansu’nun Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber adlı anılarıdır. Kansu, hem mali işlerle uğraşan hem de olayları günü gününe not eden yakın çevreden biriydi. Anılarında bu dönemin yokluğunu çarpıcı bir şekilde anlatır.

Akşam yemeklerinde Paşa sık sık “Hazır mıyız?” diye sorardı. Mazhar Müfit’in cevabı netti: “Elimizde döküntü halde üç otomobil var. Gövdeleri berbat, tenteleri yırtık pırtık. Güneşli havada sorun yok; fakat yağmur yağarsa kötü olur. Farları da yok. Karpit lambası kullanacağız. Gece yola devam etmek zorunda kalırsak karpit de yanmaz. Burada karpit bulma imkânımız da yok.” Üç-dört arabaya daha ihtiyaç vardı; belediye başkanıyla görüşülmüş, ucuza araç sağlanabileceği söylenmişti ama bunun için yaklaşık 400 lira gerekiyordu. Yol boyunca ve Sivas’ta da para lazımdı. “Satılacak veya paraya çevrilecek hiçbir şeyimiz de yoktu. Benim altın bir saat kösteğim vardı; hatta onu bile paraya çevirmiştim.”

Bu sözler, Atatürk’ün Erzurum’a gelişinden (3 Temmuz 1919) sonra, kongre hazırlıkları ve sonrası süreçte yaşanan mali darboğazı özetler. Paşa, para işleriyle doğrudan uğraşmayı sevmez, bu işleri büyük ölçüde Mazhar Müfit’e bırakmıştı. Ceplerinden yiyorlar, en asgari şartlarla idare ediyorlardı.

Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne başvuruldu. Cemiyet üyeleri de “yongayla kaşınıyor” durumdaydı; ellerinde yeterli kaynak yoktu. Cevat Dursunoğlu’nun anılarında da bu çıkmaz açıkça anlatılır: “Paşa’ya hiç olmazsa bin lira kadar bir para vermeliydik. Ama nereden? Çoluk çocuğun ziynet eşyalarına el atılır böylesi durumlarda. Fakat onların boynunda, kolunda ne varsa hepsi muhacirlikte ekmek ve geçim parası olarak sarf olunmuştu.”

Herkes kara kara düşünürken çözüm, Erzurumlu emekli binbaşı Hatunoğlu Süleyman Bey’den geldi.

Anıtkabir Komutanlığı’nın Soyadını Bile Yazma Gereği Duymadığı Milli Mücadele Kahramanı: Hatunoğlu Süleyman Bey

Süleyman Bey, yaklaşık 60 yaşında, piyade subayı olarak yetişmiş, çeşitli cephelerde savaşmış, Bitlis’te yaklaşık on yıl askerlik şube reisliği yapmış, emekli olduktan sonra Erzurum’a yerleşmiş bir vatanseverdi. Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin Erzurum şubesinin kurucu üyelerinden (hatta muhasebeci konumunda) biriydi.

“Ben 60 yaşını geçmiş bir adamım. Bu saatten sonra benim Allah’ın rızasından ve milletimin selametinden başka bir dileğim yok” diyerek, hayatı boyunca biriktirdiği 900 lirayı ortaya koydu. Şartları netti: Bağış karşılıksız ve gizli olacaktı. Mustafa Kemal Paşa’nın bu yardımdan haberi olmamalı, kimden geldiği bilinmemeliydi. “Bunu verdiğimi ne Paşa bilecek ne de hiç kimse. İleride Müdafaa-i Hukuk’un parası olursa ödersiniz. Olmazsa helal olsun. Emekli aylığımla geçinir giderim ben.” Aracılara yemin ettirdi.

Cemiyet üyeleri (özellikle Cevat Dursunoğlu ve Küçük Kâzım Bey / Kazım Yurdalan) bu sırrı taşıdı. Ek olarak yaklaşık 100 lira daha toplandı; toplam bin lira civarına ulaşıldı. Parayı Atatürk’e bizzat Kazım Yurdalan teslim etti. Mazhar Müfit’in anılarında da bu olay, Erzurum Müdafaa-i Hukuk üyelerinin harekete geçmesi ve Süleyman Bey’in 900 lirasının yolculuğu mümkün kılması şeklinde yer alır.

Atatürk, sırrı öğrendiğinde yemine sadık kalınmasını istedi ve kayıtlara geçirilmesini söyledi. Mazhar Müfit “Paşam nasıl oldu bu?” diye sorduğunda cevap kısa ve anlamlıydı: “Şişşt… Üzümünü ye de bağını sorma!” Sivas’ta tekrar sorulduğunda ise “O bağın bir güzel bağlısı var, onu bil yeter…” demekle yetindi.

Süleyman Bey’in kimliği, kendisinin 1925’teki vefatı ve Atatürk’ün 1938’deki ölümünden sonra, yeminlerin hükmünün kalmadığı gerekçesiyle açıklandı. Torunlarının anlatımları da bu gizliliği ve fedakârlığı doğrular.

Bu para, 29 Ağustos 1919’da Erzurum’dan Sivas’a hareketi mümkün kıldı. Yol için ekmek, peynir, zeytin gibi temel yiyecekler de hazırlandı. Ancak mali sıkıntılar burada bitmedi. Sivas’tan Ankara’ya geçişte de benzer yokluklar yaşandı; Mazhar Müfit kendi adına Osmanlı Bankası’ndan borç almak zorunda kaldı, kişisel eşyalarını (kürkünü bile) sattılar, ekmekçiye bile borç yazdırılamaz hâle geldiler. Atatürk, banka veya resmi kurum adına borç alınmasına karşı çıkıyor, “bunlar banka soyuyor derler” endişesini taşıyordu.

Bu tablo, Millî Mücadele’nin yalnızca askerî ve siyasî değil, aynı zamanda büyük bir ekonomik fedakârlık ve gizlilik içinde yürütüldüğünü gösterir. Süleyman Bey’in bağışı, Türk milletinin fedakâr karakterinin ve mütevazı bir millet evladının millet ve vatan sevgisinin somut bir örneğidir. Aracılar Cevat Dursunoğlu ile Kazım Yurdalan, parayı gizlilik içinde toplayıp Atatürk’e ulaştıran kişilerdi. Mazhar Müfit’in anıları ise bu süreci, kişisel yoksullukları, araç sorunlarını ve Paşa’nın kararlılığını en birincil kaynaklardan biri olarak tarihe not düşmüştür. Bu yokluk içinde başarılan iş, Millî Mücadele’nin ruhunu en iyi özetleyen tablolardan biridir.

Bugün bu ruhu öldürmek isteyenler var. Kimler mi?

En başta sol-Kemalist görünüp aslında NATO’ya hizmet eden Kemalist görünümlüler ve Mustafa Sabri takipçisi selefî siyasal islamcılar. Madanoğlu ve Foncu Fatmaları ön plana çıkarak, aslında Kuvâ-yı Milliye ruhunu var eden bu fedakârlığı öldürmek istiyorlar.

103 Yaşında ki Cumhuriyetimiz
Milletimize Kutlu Olsun