Ekim’e Dönüşmek

Ekim’e Dönüşmek

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ekim 28, 2026 - 15:23

Bir yaprak düşer, bir hafıza uyanır. Bir mevsim biter, bir hatıra başlar. Hikayelerden ibarettir insanoğlu. Yaşadığı, yaşayamadığı, bir bakışın içinde, unutulmuş bir cümlenin hecesinde, yarım kalmış bir duygunun hapsinde. Büyütemediği çocukluğunda. Eksikliğin anlamında. Varlığını Ekim gibi hissetmenin tesellisinde. Umutla umutsuzluk arasında bir çizgide yürür. Varlık ve yokluk arasında. Uçmak isteyen ama düşmekten de korkan. Gülmek isterken kendini ağlarken bulan, gitmeye mecburken kalan, susarken konuşabilen… İşte bu zıtlıkların kıskacında olgunlaşıyor insan. Tıpkı Ekim gibi içsel çelişkilerinin en zarif mevsimini yaşayarak.

Bir ağacın dalları gibi uzanıyor geçmişimiz. Her dalda başka bir pişmanlık, başka bir özlem. Bazı dalları kurumuş, bazılarına göçmen kuşlar konmuş. Ama kök hep aynı,
varlığın anlamını arıyor. İnsan, kendi gecesini tanımadan sabaha varamıyor. Bu yüzden her olayda, duyguda, fikirde, zikirde, yazıda, hikâyede, mevsimde ve ay ’da hasılı bir parçada kendisini bulmaya çalışıyor. İşte Ekim ayı da bunlardan birisi değil midir? İçinde farklı bir ruh halini saklıyor. Bir zaman aralığından çok bir iç dünya sanki. Kimilerine göre romantik bir melankoli olsa da bazen de bir kabulleniş zamanı. Kimilerine göre de artık eski hale dönemeyeceğini bilip yine de gülümsemektir. Yapraklarını döken bir ağaç misali köklerinden güç alarak mevsimin ve insanların vefasızlığına direnmektir.

Geçmişte kaybeden insanlar ya tam değer bilir ya da tam bir zalim olurlar. Hatta bunu kendilerini kaybetmek pahasına bile yaparlar. Bir yaranın içinden farkındalık doğurmak yerine kaybetmeyi ve kaybettirmeyi seçerler. İnsanları, dostlukları, sevgileri, mevsimleri, denizleri ve hatta kendilerini dahi kaybederler. Olgunlaşmak yerine eksilmeyi derinleştirirler. Ne hazin!

Sorduk mu kendimize hiç; “Nereliyim?” diye. Bir şehir ve bir mevsimden daha çok duygu insanlarıyız aslında. Ekimde dalından düşmüş bir yaprak kadar savunmasız, bir ateşin dumanı kadar geçici. Bir yağmur kadar sesli, bir bakış kadar derin. Kitabımızın içi, sayfaları okumak ve yazmakla bitmeyen cümlelerle dolu. Koleksiyonumuz, biriktirdiğimiz anıların hisleriyle örülü. Kimilerinden uzağa düşsek de kimileri bizden kaçsa da varsın olsun! Üzerlerindeki kalıcılığımız kesin bir dirençle hükmünü icra edecektir muhakkak...

Nasıl olsa günü geldiğinde herkes birer Ekim’e dönüşecek. Bir mevsimin geçişini kendi içinde yaşayacak. Kaybettiği dostların, terk ettiği sevilmelerin, kıymetini bilmediği gençliğin, değerlendiremediği sağlığın, önemsemediği hayatın, hoyratça ve bencilce harcadığı duyguların, yaslandığı dağların, vefanın, vicdanın ve önemsemediklerinin veya örselediklerinin ciddiyetini anlayacak. Yaşarken ve bir mevsimden diğerine geçerken kaybolmanın ağırlığını yaşlanan omuzları taşıyamayacak. Bu nedenle Ekim sonunda ıssız, yapraksız ve sessiz bir ağaç olmaktan çekinenler tercihleriyle geleceğini bugünden belirleyecektir. Yoksa Ekim, hayatı ciddiye almak gerektiğini son pişmanlığın fayda vermediği bir zamanda yitirdikleriyle öğretecektir insana...

Evet, bir Ekim daha uğradı ömrümüze. Bir rüzgâr daha geçiyor saçlarımıza değip. Bir yaprak daha düşüyor gövdesinden. Bir sessizlik daha uzarken saçımızı ağartan beyazlıkla, telefon rehberimizden eksiliyor bazı isimler de. Hatıralarımızı Ekim’e emanet ederken yarım kalmanın zarafetini taşıyoruz bir kolye misali. Hafızamızın albümüne eklediğimiz fotoğraflarla sonsuzluğa saklıyoruz yarım kalmış yaşanmışlıklarımızı.

Çünkü biz, gitmelerin ardından bile bitmemeyi seçenlerin hikâyesiyiz.