Ekranların Soğuk Işığı mı, Anne Yüreğinin Sıcaklığı mı?

Ekranların Soğuk Işığı mı, Anne Yüreğinin Sıcaklığı mı?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 19, 2026 - 00:57

Teknolojinin hayatımızı parmaklarımızın ucuna getirdiği, mesafeleri kısalttığı bir çağda yaşıyoruz. Ancak madalyonun diğer yüzü oldukça karanlık... Farkına varmadan evlerimizin içine kadar sızan, sessiz, derinden ve acımasızca büyüyen bir dijital bağımlılık tehdidiyle karşı karşıyayız. Artık anne babalar olarak mücadelemiz sadece sokaktaki görünür tehlikelere karşı değil; yanı başımızda, koltuğun diğer ucunda oturan ama ruhu bizden kilometrelerce uzakta olan çocuklarımızı kurtarmak üzerine...

Mesele Ekranlar Değil, Boş Kalan Ruhlar

Geçtiğimiz günlerde Ankara Sincan’da, Dünya Bağımlılıkla Mücadele Derneği (DÜBAMDER) ve Semiha İsen Ortaokulu iş birliğiyle düzenlenen "Dijital Bağımlılık ve Ailede İletişim" semineri, hepimizin yüzüne tokat gibi çarpan o büyük gerçeği bir kez daha hatırlattı. Güçlü aile, güçlü çocuk demektir. Seminerde Uzman Klinik Psikolog Barika Sağlam’ın kurduğu şu cümle, aslında meselenin özünü özetliyor: “Mesele sadece ekranlar değil; karşılanmayan duygusal ihtiyaçlardır.” Evet, çok doğru. Kendini evinde değerli hissetmeyen, dinlenmeyen, sevilmeyen ve anlaşılmayan bir çocuk, aidiyet duygusunu başka yerlerde aramaya başlar. Kimi zaman sanal dünyanın sahte parıltısında, kimi zaman yanlış arkadaşlıkların kuytusunda, kimi zaman da suç örgütlerinin ya da madde bağımlılığının o karanlık pençesinde…

Bir Annenin Hafızalardan Silinmeyen Feryadı

Yıllar boyunca bağımlılık bataklığına saplanmış evlatların ve onların çaresiz annelerinin feryatlarına çok kez şahit oldum. Kadın Kolları Genel Başkanı olarak görev yaptığım dönemde, gözyaşları içinde bana sığınan bir annenin hikâyesi, aradan geçen yıllara rağmen hafızamdan tek bir an bile silinmedi.

Kızını henüz okul sıralarındayken uyuşturucuya alıştırmışlardı. Zehir tacirleri o kadar ileri gitmişti ki, genç kıza, "Annenle kavga et, polisi ara. Seni yurda yerleştirirlerse sana ulaşmamız daha kolay olur" telkininde bulunmuşlardı. O kör olası bağımlılığın etkisiyle kız, öz annesine saldırdı, şikâyetçi oldu. Sonra yurttan kaçtı, kayıplara karıştı ve aylar sonra daha ağır bağımlılıkların içinde, karnında bir bebekle bulundu.

Peki, o anne ne yaptı biliyor musunuz? Yaşadığı tüm bu cehenneme rağmen evladına tek bir kötü söz söylemedi. O masum torununa sahip çıktı, kızını yeniden hayata bağlamak için kollarını açtı. Çünkü anne yüreği, yapılan hataları değil; evladının içine düştüğü o amansız girdabın büyüklüğünü görüyordu.

Bağımlılığın Panzehiri Sevgidir

Bağımlılık, sadece o zehri alan bireyi değil; anneyi, babayı, toplumu ve geleceğimizi kökünden yaralayan bir bataklıktır. Bu yüzden bu savaşı sadece polis önlemleriyle ya da tıbbi tedavilerle kazanamayız. Asıl mücadele, çocuklarımızın ruhuna dokunabilmekten geçer.

Çocuklar, pahalı oyuncaklara ya da son model telefonlara değil; en güçlü rol modelleri olan anne ve babalarının gözlerinin içine bakmaya ihtiyaç duyarlar. Sevgiyi, merhameti, sabrı ve ahlaki değerleri ilk olarak aile ocağında öğrenirler. Ne yazık ki günümüzde pek çok anne-baba, evlatlarına zaman ayırmak, onlarla dertleşmek yerine, sussunlar diye ellerine birer ekran tutuşturuyor.

Atalarımız ne güzel söylemiş: "Ana baba affeder de evlat bir göz odaya sığdıramaz." Bugün huzurevlerinde bir başlarına, kapının çalmasını bekleyen nice çınarın hikâyesi, aslında çocukken sevgi ve manevi değerlerden koparılmanın acı bir faturasıdır.

Eğer yarınlarımızı emanet edeceğimiz nesilleri bu çağın ve geleceğin vebalinden korumak istiyorsaki onlara sadece matematik formüllerini, akademik başarıyı değil; vicdanı, merhameti ve insan kalabilmeyi öğretmek zorundayız.

Unutmayalım; bağımlılığın tek bir panzehiri vardır, o da sevgidir. Ve çocuklarımızın bugün her şeyden çok ihtiyacı olan şey, o ellerindeki ekranların soğuk ışığı değil; anne ve babalarının gönlünden yansıyan o sıcacık şefkattir.