İNSAN EN ÇOK, SEVDİĞİ İNSANIN SÖZÜYLE KIRILIR
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
İnsan bazen bir cümleyle, bir sözle değişir.
Bir cümle…
Sadece birkaç kelimeden ibarettir belki. Söyleyen için bir anlık öfke, bir anlık sıkıntı, belki de üzerinde hiç düşünülmeden ağızdan çıkmış bir sözdür.
Ama duyan için öyle değildir. Çünkü bazı sözler kulağa değil, doğrudan kalbe söylenir, hele ki o söz, insanın yıllardır sevdiği birinden gelmişse işte o zaman insanın içinde görünmeyen bir yer kırılır. Sanki kutsal bir mabettin yıkıldığı gibi yıkılı!
Dışarıdan bakarsınız, hiçbir şey olmamış gibi duruyordur.
Konuşuyordur.
Gülümsüyordur.
Hatta belki "Tamam, haklısın." diyordur.
Ama insanın içi, dışarıdan göründüğü gibi değildir.
İçeride büyük bir sessizlik vardır.
İçeride, yıllardır biriktirilmiş cümleler birbirine karışır.
"Ben sana ne yaptım?"
"Ben seni hiç kırmak istemezken, sen beni nasıl bu kadar kolay kırabildin?"
"Ben seni hayatımın en güzel yerine koymuşken, sen beni neden bir cümleyle değersiz hissettirdin?"
İnsan bazen bunların hiçbirini söyleyemez, çünkü sevdiği insanın karşısında insanın dili tutulur. Gururuyla sevgisi arasında kalır.
Bir yanı "Kalk, git." der.
Diğer yanı "Ne olur gitme." diye yalvarır.
İnsan, en büyük savaşını tam da burada verir yani kendi içinde.
Psikolojik olarak insanın en derin yaralarından biri, kendisi için önemli olan bir insan tarafından değersiz hissettirilmesidir. Çünkü insan, değer verdiği kişilerin gözünde kendisini görmek ister. Sevdiği insanın bakışında kendisine bir yer arar.
"Ben senin için önemliyim." duygusuna ihtiyaç duyar.
Bu yüzden sevdiği kişinin söylediği ağır bir söz, yalnızca bir söz olarak kalmaz.
İnsanın zihninde başka anlamlara dönüşür.
"Demek ki beni önemsemiyor."
"Demek ki benim sevgimin onun için bir anlamı yok."
İnsanın zihni, kırıldığı anda gerçeği değil, acıyı büyütmeye başlar. Bir cümle, yüzlerce soruya dönüşür. Bir anlık tepki, yılların muhasebesine dönüşür. İnsan geçmişi yeniden düşünmeye başlar.
"Acaba daha önce de böyle miydi?"
"Ben mi göremedim?"
"Yoksa ben mi fazla anlam yükledim?"
İşte sevgiyle kırgınlık arasındaki en acı yer burasıdır. İnsan, karşısındaki kişiyi değil, bazen kendi geçmişini sorgulamaya başlar. Çünkü sevdiğimiz insan bizi kırdığında, yalnızca ona olan güvenimiz sarsılmaz.
“Kendimize dair inancımız da sarsılır.”
"Ben nasıl bu kadar bağlandım?"
"Nasıl bu kadar sevdim?"
"Nasıl onun bir sözüyle bu kadar yıkıldım?"
Oysa bunun cevabı çok basittir. Çünkü insan, herkese karşı savunmasız değildir. İnsan yalnızca güvendiğinin yanında savunmasız kalır. Kalbinin kapısını herkese açmaz ama birine açtı mı, bütün duvarlarını indirir. İşte o yüzden, sevdiğimiz insanın söylediği sözler bizi daha derinden yaralar ve o insan, bizim kimsenin bilmediği yerlerimize ulaşmıştır yani yumuşak karnımıza.
Kimsenin görmediği kırılganlıklarımızı bilir.
Nereden incineceğimizi bilir.
Hangi kelimenin içimizi acıtacağını bilir.
İnsanın en büyük korkusu da bazen budur:
“Kendini emanet ettiği insan tarafından incitilmek.”
Belki de bu yüzden günümüz ilişkilerinde en çok kaybedilen şey sevgiden önce ‘güven’ oldu.
İnsanlar birbirini severken bile hesap yapıyor.
"Ben ona ne verdim?"
"O bana ne verdi?"
"Benim için ne yaptı?"
"Benim hayatıma ne kattı?"
Sevgi, yavaş yavaş bir alışverişe dönüşüyor.
Oysa gerçek sevgi, insanın karşısındakine "Bana ne vereceksin?" diye değil, "Senin canın yanmasın." diye bakabilmesidir.
Çünkü seven insan, sevdiğini kırabileceği halde kırmamayı seçer. Öfkelendiğinde diline gelen her şeyi söylemez ve bilir ki öfke geçer.
Ama bazı kelimeler insanın zihninde kalır.
Bazen yıllarca, hatta sonsuza kadar!
İşte insanı en çok yoran da budur.
Söylenen sözün kendisi değil, o sözün insanın içinde tekrar tekrar yaşamasıdır.
Bir gece yatağa girersiniz.
Her şey susmuştur.
Telefonunuz sessizdir.
Oda karanlıktır.
Ama zihniniz susmaz.
Karşınızdaki insanın söylediği o cümle tekrar tekrar aklınıza gelir.
Bir daha düşünürsünüz.
Sonra bir daha…
Her defasında aynı yeriniz acır ve içinizden bir ses: "Keşke bunu bana söylemeseydi." der.
İnsan bazen "Keşke gitmeseydi." demez.
"Keşke sevmeseydim." demez.
Sadece…
"Keşke beni bu kadar sevdiğini bildiği halde, beni böyle kırmasaydı." der.
İşte bu cümle, insanın içindeki en büyük yalnızlık ve yaradır. Çünkü insan sevdiği kişiden gelen yarayı başkasına anlatamaz.
Anlatsa da tam anlatamaz.
"Ne oldu?" diye sorarlar.
"Bir şey yok." dersiniz.
Çünkü bazı acıların tarifi yoktur.
Bir insanın sizi hangi kelimeyle yaraladığını anlatabilirsiniz belki ama o kelimenin içinizde açtığı boşluğu anlatamazsınız işte bu yüzden insan bazen ortamdan kaçar.
Bir bahane bulur.
"Ben biraz hava alayım."
"İşim var."
"Sonra konuşuruz." der.
Ama aslında kaçtığı yer, ortam değildir, kendi gözyaşlarıdır ve biraz daha kalırsa ağlayacağını bilir. Biraz daha konuşursa sesinin titreceğini bilir. Biraz daha göz göze gelirse, bütün gururunun çözüleceğini bilir. İnsan bazen sevdiği kişinin karşısında ağlamamak için kendini zor tutar.
Başını çevirir.
Gözlerini kaçırır.
Yutkunur.
Bir şey söylemek ister ama kelimeler boğazında düğümlenir. İçinden çığlık atmak gelir.
Ama ağlayamaz.
Çünkü gururu vardır.
Belki de insanın en büyük yalnızlığı budur: İçinde fırtınalar koparken, dışarıya sessizlik olarak görünmek.
Sonra zaman geçer. İnsan ilk günkü kadar öfkeli değildir ama eskisi kadar da yakın değildir. İşte psikolojik olarak kırılmanın en sessiz sonucu budur. İnsan bazen affeder ama eski güvenini geri veremez. Konuşur ama eskisi kadar içten konuşmaz. Güler ama eskisi kadar mutlu değildir. Yanında durur ama kalbinin bir parçasını geride tutar. Çünkü bir kere incinen kalp, ikinci kez aynı yerden yara almamak için kendine duvar örer ve o duvar, bazen sevgiden bile daha güçlüdür. Belki de ilişkilerde en büyük yanılgımız şudur:
"Nasıl olsa beni seviyor, ne söylesem affeder."
Hayır.
İnsan sevdiğini affedebilir. Ama her affediş, unutmak değildir. Bazı insanlar affeder ama içlerinde bir şey değişir. Bir zamanlar koşarak geldikleri yere artık ağır adımlarla giderler. Bir zamanlar saatlerce konuştukları insanla artık susmayı tercih ederler. Çünkü insanın sevgisi bitmeden de mesafesi başlayabilir ve belki de en acı ayrılık budur.
İnsan gitmeden önce gönlünden uzaklaşır. İşte o zaman sevgi hâlâ vardır ama eski sıcaklığı yoktur. “Sevgi nefrete dönüşür.” Kırılan kalp bir daha eskisi gibi olmaz.
Peki dostlar siz bu durumu hiç yaşadınız mı?
“PİŞMANIM” söz ve müzik bana ait olan single’mız çık müzik platformlarından dinleye bilirsiniz. Allah’a ısmarladık hoşça kalın.