YEŞİL VATAN YANARSA, VATAN EKSİLİR
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir milleti ayakta tutan yalnızca sınırları değildir. Haritalar cetvelle çizilir ama vatan, cetvelle korunmaz. Vatan; uğruna gözyaşı dökülen, emek verilen, gerektiğinde can ortaya konulan ortak emanettir. Bugün Türkiye’nin vatan anlayışı sadece kara sınırlarından ibaret değildir. Artık Yeşil Vatan’dan söz ediyoruz, Mavi Vatan’dan söz ediyoruz, Gök Vatan’dan söz ediyoruz. Çünkü bu üçü birbirinden bağımsız kavramlar değil, aynı devlet aklının, aynı bağımsızlık mücadelesinin üç ayrı cephesidir. Toprağını kaybeden bir millet nasıl eksilirse, denizlerindeki hâkimiyetini kaybeden de eksilir; gökyüzündeki caydırıcılığını yitiren de… Ormanlarını kaybeden ise geleceğini kaybeder. İşte bu yüzden bugün yanan her orman sadece birkaç ağacın kül olması değildir. O alevler, Türkiye’nin nefesine, suyuna, iklimine, ekonomisine ve yarınlarına uzanmaktadır.
Ben Öz Orman-İş Sendikasının basın müşaviriyim. Yıllardır yangın haberlerini masa başından yazmıyorum; ateşin içinden gelen insanların hikâyelerini dinliyorum. Günlerce ailesini göremeyen orman işçisini görüyorum. Saatlerce hortumun ucunda alevlerle boğuşan emekçiyi görüyorum. Geceyi ormanda geçiren muhafaza memurunu, operatörü, şoförü görüyorum. Havada canı pahasına uçan pilotu, koordinasyon merkezlerinde saniyelerle yarışan mühendisleri görüyorum. Devletin bütün kurumlarının nasıl tek yürek hâline geldiğine defalarca şahit oldum. O yüzden bugün vicdan rahatlığıyla söylüyorum; devlet mücadele ediyor, orman işçisi mücadele ediyor, sendika mücadele ediyor. Bu mücadeleyi görmeden yapılan her yorum eksiktir.
Fakat mücadele edenlerin varlığı, soru sorulmayacağı anlamına gelmez.
Tam tersine…
Türkiye’nin geleceğine kasteden her ihtimalin üzerine kararlılıkla gidilmesini istemek de bu ülkeye karşı sorumluluğumuzdur.
Son günlerde yaşadığımız tablo sıradan bir tablo değildir. Aynı zaman diliminde farklı bölgelerde peş peşe çıkan yangınlar elbette tek bir sebeple açıklanamaz. Her yangının nedeni ayrı ayrı araştırılır, deliller toplanır, adli ve idari süreçler işletilir. Kasıt varsa hukuk ortaya çıkarır, ihmal varsa yine hukuk gereğini yapar. Hiç kimse delille ispatlanmamış bir iddiayı hüküm gibi sunamaz. Ama hiç kimse, yaşananların büyüklüğü karşısında “bunlar sadece tesadüftür” diyerek soruları da susturamaz. Gazetecilik de vatandaşlık da tam bu noktada başlar. Gerçeğin peşinden gitmek, devletin yürüttüğü soruşturmaların sağlıklı şekilde sonuçlanmasını beklemek ve elde edilen her bulgunun sonuna kadar takipçisi olmak zorundayız.
Türkiye, son çeyrek asırda sıradan bir ülke olmaktan çıktı. Savunma sanayiinde kendi imzasını atan, enerji alanında yeni arayışlara giren, uluslararası diplomaside ağırlığı artan, yerli ve millî teknolojiler geliştiren bir ülke hâline geldi. İnsansız hava araçlarından savaş gemilerine, millî muharip uçaktan hava savunma sistemlerine kadar birçok alanda artık kendi sözünü söyleyen bir Türkiye var. Elbette bu yürüyüşü sadece ekonomik veriler üzerinden okumak eksik olur. Çünkü bağımsızlık yalnızca fabrikalarda üretilmez; ormanda, denizde ve gökyüzünde birlikte inşa edilir.
Mavi Vatan dediğimizde sadece denizi konuşmuyoruz. Enerji bağımsızlığını konuşuyoruz. Deniz ticaretini, kıta sahanlığını, jeopolitik gücü konuşuyoruz. Gök Vatan dediğimizde sadece uçakları konuşmuyoruz. Caydırıcılığı, teknolojiyi, millî iradeyi ve özgür karar verebilen bir devleti konuşuyoruz. Yeşil Vatan dediğimizde ise sadece çam ağaçlarını konuşmuyoruz. Yağmuru konuşuyoruz. Toprağın bereketini konuşuyoruz. İçtiğimiz suyu, soluduğumuz havayı, tarımı, turizmi, yaban hayatını ve çocuklarımızın geleceğini konuşuyoruz. İşte bu yüzden Yeşil Vatan, Mavi Vatan ve Gök Vatan aynı cümlenin üç ayrı kelimesidir. Birini eksilttiğinizde cümlenin anlamı bozulur.
Bugün bazı çevreler yangını sadece alev olarak görüyor. Oysa yangın, bazen ekonomiye vurulan darbedir, bazen üretime, bazen turizme, bazen psikolojik dirence… Bir ülkenin moralini bozmak için yalnızca silah kullanmanız gerekmez. Toplumun umudunu hedef almak da en az onun kadar yıkıcıdır. Bu nedenle yangınlara sadece itfaiye meselesi olarak bakmak büyük yanlıştır.
Yeşil Vatan, artık millî güvenlik meselesidir.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasetini destekleyen de eleştiren de olabilir. Bu demokrasinin tabii sonucudur. Ancak hakkını teslim etmek gereken bir gerçek vardır ki Türkiye, onun döneminde savunma sanayiinde tarihî bir dönüşüm yaşamıştır. Bir zamanlar dışarıdan alınması dahi tartışma konusu olan sistemleri bugün ihraç edebilen bir ülkeye dönüştük. Bu dönüşüm yalnızca teknoloji üretmek değildir; bağımsız karar verebilme iradesidir. İşte tam da bu nedenle artık Türkiye’nin koruması gereken değerler de çoğalmıştır. Sadece sınırlarımız değil, enerji hatlarımız, denizlerimiz, hava sahamız ve ormanlarımız da stratejik öneme sahiptir.
Orman işçisini yalnızca yangın çıktığında hatırlayan bir toplum olmamalıyız. O insanlar, yaz sıcağında alevlerin içine yürürken maaş hesabı yapmıyor. Evine dönüp dönemeyeceğini bilmeden görev yapan insanlar bunlar. Kimi zaman isimlerini dahi öğrenemediğimiz kahramanlar… Şehit olanlar oluyor. Yaralananlar oluyor. Evlatlarının doğum gününü kaçıranlar oluyor. Ama ertesi gün yine aynı alevlerin karşısına dikiliyorlar. Çünkü onların mesleği sadece ağaç kurtarmak değildir; geleceği korumaktır.
Biz yıllardır “Yeşil Vatan” derken aslında tam da bunu anlatmaya çalışıyoruz. Çocuklara çevre bilincini öğretelim dedik. Ormanı sadece piknik alanı olarak görmeyelim dedik. Bir kibritin, bir cam şişenin, bir sigara izmaritinin nelere mal olacağını anlatalım dedik. Çünkü yangın söndürmek büyük bir başarıdır ama yangını hiç çıkarmamak ondan çok daha büyük bir başarıdır.
Bugün hepimize düşen görev, sosyal medyada birkaç cümle yazıp öfkemizi boşaltmak değildir. Hepimize düşen görev, bu ülkenin her karış toprağını ortak emanet bilmek, soruşturmaları ciddiyetle takip etmek, ihmale de kasda da göz yummamak ve Yeşil Vatan bilincini günlük hayatımızın ayrılmaz parçası hâline getirmektir.
Çünkü bayrak sadece gönderde dalgalanan bir kumaş değildir. O bayrağın altında nefes alabiliyorsak bunu biraz da ormanlarımıza borçluyuz. Denizlerimiz özgür olduğu için Mavi Vatan diyebiliyoruz. Gökyüzümüz güven altında olduğu için Gök Vatan diyebiliyoruz. Ve ormanlarımız ayakta olduğu için Yeşil Vatan diyebiliyoruz.
Unutmayalım; vatanın rengi aslında tektir. Bayrağımızın kırmızısına hayat veren, toprağın yeşili, denizin mavisi ve göğün sonsuzluğudur. Bu üçünden biri eksildiğinde sadece doğa değil, devlet de eksilir.
İşte bu yüzden bugün koruduğumuz her fidan, sadece bir ağaç değildir; Türkiye Cumhuriyeti’nin yarınlarına yazılmış sessiz ama güçlü bir imzadır.