ERDOĞAN’IN SIRTINDAKİ YÜK: AK PARTİ!
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Siyasetin doğasında rekabet vardır. İktidar ile muhalefet arasındaki mücadele demokrasinin doğal sonucudur. Ancak siyasi tarih incelendiğinde görülür ki büyük hareketleri çoğu zaman dışarıdan gelen saldırılar değil, içeride yapılan yanlışlar zayıflatmıştır.
Çünkü dışarıdan gelen eleştiri beklenir.
Rakibin saldırması normaldir.
Muhalefetin iktidarı yıpratmaya çalışması siyasetin doğasında vardır.
Fakat asıl tehlike, bir davanın içinde yer aldığını söyleyenlerin o davanın ruhuna zarar vermesidir.
Bugün AK Parti açısından üzerinde düşünülmesi gereken temel meselelerden biri budur.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk siyasetinin son çeyrek asrına damga vurmuş bir liderdir. Savunma sanayiindeki dönüşümden enerji yatırımlarına, bölgesel diplomatik girişimlerden ulaştırma projelerine kadar birçok alanda Türkiye'nin kapasitesini artırmaya yönelik büyük hedefler ortaya koymuştur.
Türkiye Yüzyılı vizyonu da bu hedeflerin son halkasıdır.
Ancak siyasetin acımasız bir gerçeği vardır:
Bir liderin ortaya koyduğu vizyon ne kadar güçlü olursa olsun, o vizyonu temsil eden kadrolar aynı kaliteyi gösteremiyorsa zamanla toplumda bir kırılma oluşur.
Vatandaş liderin söylediklerine değil, günlük hayatta karşılaştığı uygulamalara bakar.
Sokakta gördüğüne bakar.
Devlet kurumlarında yaşadığı tecrübeye bakar.
Mahallesindeki sorunlara bakar.
Geçim şartlarına bakar.
Kendisine nasıl davranıldığına bakar.
Ve nihayetinde kararını buna göre verir.
Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu temel sorunlara bakıldığında milletin gündeminin son derece açık olduğu görülmektedir.
Birçok aile geçim sıkıntısı yaşamaktadır.
Artan kira fiyatları özellikle büyük şehirlerde hayatı zorlaştırmaktadır.
Gençler gelecek kaygısı taşımaktadır.
Üniversite mezunları yıllarca emek verdikleri eğitimlerinin karşılığını almakta zorlanmaktadır.
Emekliler, yıllarca çalışarak verdikleri emeğin karşılığında daha huzurlu bir yaşam sürmek isterken ekonomik baskılarla mücadele etmektedir.
Asgari ücretle çalışan milyonlarca insan ay sonunu getirme hesabı yapmaktadır.
Toplumun vicdanını yaralayan kadın cinayetleri gündemden düşmemektedir.
Çocuklara yönelik şiddet olayları ve akran zorbalığı vakaları aileleri korkutmaktadır.
Uyuşturucu tehdidi birçok bölgede ciddi bir güvenlik sorunu olarak varlığını sürdürmektedir.
Deprem sonrası ortaya çıkan kayıp çocuk iddiaları kamuoyunda büyük hassasiyet yaratmıştır.
Bütün bunlar ortadayken bazı çevrelerin toplumdaki her sorunu tek bir başlığa indirgemeye çalışması düşündürücüdür.
Sanki ekonomik sıkıntıların sebebi oradadır.
Sanki toplumsal şiddetin kaynağı odur.
Sanki ahlaki çürümenin nedeni odur.
Sanki güvenlik problemlerinin temel sebebi odur.
Oysa gerçekler çok daha karmaşıktır.
Bir ülkenin ekonomik sorunları ekonomi politikalarıyla ilgilidir.
Toplumsal şiddet eğitim, aile yapısı, kültürel dönüşüm ve hukuk sistemiyle ilgilidir.
Uyuşturucu sorunu güvenlik ve sosyal politikalarla ilgilidir.
Kadın cinayetleri adalet, eğitim ve toplumsal bilinçle ilgilidir.
Çocuklara yönelik suçlar çok boyutlu sosyal meselelerdir.
Bu kadar karmaşık sorunları tek bir başlık altında toplamak, sorunları çözmek değil, onların üzerini örtmektir.
Yanlış teşhis edilen hiçbir hastalık doğru tedavi edilemez.
Devlet yönetimi de böyledir.
Sorunu yanlış yerde arayanlar çözümü de yanlış yerde ararlar.
Tam da bu noktada son yıllarda giderek büyüyen başka bir problem ortaya çıkmaktadır.
Dijital Gürültünün Milletin Sesi Sanılması
Bugün sosyal medya hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
Ancak sosyal medya gerçek hayat değildir.
Orada oluşan gündem her zaman toplumun tamamını temsil etmez.
Çoğu zaman en çok bağıranlar en çok görünenler olur.
Fakat görünür olmak çoğunluk olmak anlamına gelmez.
Organize kampanyalar, trol ağları, manipülatif içerikler ve algı operasyonları dijital dünyanın bilinen gerçekleridir.
Buna rağmen bazı karar vericiler sosyal medyada yükselen her etiketi milletin ortak talebi gibi okumaya başladığında ciddi bir kırılma yaşanmaktadır.
Çünkü devlet aklı ile sosyal medya aklı aynı şey değildir.
Devlet günübirlik öfkelere göre hareket etmez.
Devlet geçici rüzgârlara göre yön değiştirmez.
Devlet toplumun tamamını dikkate almak zorundadır.
Sessiz çoğunluk çoğu zaman sosyal medyada görünmez.
Fakat seçim günü sandığa gider.
Kararını verir.
Ve siyasi sonuçları belirler.
Siyasette yapılan en büyük hatalardan biri, dijital kalabalıkları millet sanmaktır.
Bu hata zamanla yanlış politikalara dönüşür.
Yanlış politikalar ise toplumsal rahatsızlık üretir.
Toplumsal rahatsızlık da siyasi maliyet doğurur.
Bir Diğer Mesele: Sembollerin Gücü
Devlet yönetiminde semboller önemlidir.
Fotoğraflar önemlidir.
Verilen mesajlar önemlidir.
Toplumu ayrıştıran, kutuplaştıran veya gerilimi artıran tartışmaların çözümü için o tartışmaların tarafı olarak görülen çevrelerle verilen görüntüler toplumda farklı yorumlara neden olabilir.
Çünkü vatandaş devletin tarafsızlığını görmek ister.
Devletin herhangi bir baskı grubunun etkisinde olmadığını görmek ister.
Devletin kararlarını sosyal medya baskısıyla değil, devlet ciddiyetiyle aldığını görmek ister.
Bu nedenle kamu görevi üstlenen herkes attığı her adımın yalnızca kendisini değil, temsil ettiği makamı da etkilediğini bilmek zorundadır.
AK Parti'nin ilk yıllardaki başarısının temelinde milletle kurduğu güçlü bağ vardı.
Vatandaş kendisini dinleyen insanlarla karşılaşıyordu.
Ulaşabildiği yöneticiler vardı.
Makam ile millet arasında duvarlar yoktu.
Bugün ise toplumun belirli kesimlerinde farklı bir algının oluştuğu görülmektedir.
Bazı vatandaşlar seslerinin duyulmadığını düşünmektedir.
Bazı vatandaşlar eleştirilerinin dikkate alınmadığını düşünmektedir.
Bazı vatandaşlar karar alma mekanizmalarının sahadan koptuğunu düşünmektedir.
Bu algının doğru ya da yanlış olması ayrı bir tartışmadır.
Ancak siyasette önemli olan çoğu zaman gerçeklik kadar algıdır.
Vatandaş kendisini dışlanmış hissediyorsa bunun siyasi sonuçları olur.
Vatandaş kendisini duyulmuyor hissediyorsa bunun siyasi sonuçları olur.
Vatandaş kendisini yalnız hissediyorsa bunun siyasi sonuçları olur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi başarısının arkasında halkın nabzını okuyabilme yeteneği önemli bir yer tutmuştur.
Bu nedenle bugün yapılması gereken şey yeni düşmanlar üretmek değil, gerçek sorunlarla yüzleşmektir.
Yeni kutuplaşmalar üretmek değil, toplumsal birlik duygusunu güçlendirmektir.
Yeni hedefler göstermek değil, mevcut sorunlara çözüm üretmektir.
Çünkü millet kavga değil çözüm istemektedir.
Gürültü değil sonuç istemektedir.
Algı değil icraat istemektedir.
Türkiye'nin ihtiyacı olan şey toplumun farklı kesimlerini birbirine düşüren tartışmalar değildir.
Türkiye'nin ihtiyacı güçlü ekonomi, güçlü hukuk, güçlü eğitim, güçlü güvenlik ve güçlü toplumsal dayanışmadır.
Devletin gücü yalnızca kurumlarının gücüyle ölçülmez.
Milletle kurduğu bağın gücüyle de ölçülür.
O bağ zayıfladığında en büyük projeler bile beklenen karşılığı bulamaz.
O bağ güçlendiğinde ise en zor krizler bile aşılabilir.
Bu nedenle bugün yapılması gereken şey, milletin gerçek gündemine dönmektir.
Geçim sıkıntısına dönmektir.
Gençlerin geleceğine dönmektir.
Kadınların güvenliğine dönmektir.
Çocukların korunmasına dönmektir.
Uyuşturucuyla mücadeleye dönmektir.
Eğitime dönmektir.
Üretime dönmektir.
Toplumsal huzura dönmektir.
Çünkü milletin öncelikleri bunlardır.
Siyasetin temel kuralı değişmez.
Millet uzun süre sabredebilir.
Uzun süre anlayış gösterebilir.
Uzun süre bekleyebilir.
Ancak millet kendisini duyulmuyor hissederse, sorunlarının ikinci plana atıldığını düşünürse ve gerçek gündeminin yerine yapay gündemler konulduğuna inanırsa bunun siyasi sonuçları kaçınılmaz olur.
Tarih boyunca hiçbir siyasi hareket yalnızca rakiplerinin gücü nedeniyle zayıflamamıştır.
Asıl kırılmalar içeride başlamıştır.
Rehavetle başlamıştır.
Kibirle başlamıştır.
Milletten uzaklaşmakla başlamıştır.
Gerçek sorunları görmek istememekle başlamıştır.
Bugün AK Parti açısından üzerinde en fazla düşünülmesi gereken konu da budur.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ortaya koyduğu vizyona en büyük zarar muhalefetin eleştirileriyle değil; milletin sesini duymayan, dijital gürültüyü halkın iradesi sanan, toplumsal hassasiyetleri doğru okuyamayan ve vatandaşın gerçek gündeminden uzaklaşan anlayışlarla verilebilir.
Çünkü siyaset, çoğu zaman rakibin kazandığı değil, yapılan hataların kaybettirdiği bir mücadeledir.
Ve tarih göstermektedir ki millet eninde sonunda kendi sesini duyanı ödüllendirir, kendi sesini duymayanı ise sandıkta uyarır.