Fonlanan Klavyeler ve Dezenformasyon

Fonlanan Klavyeler ve Dezenformasyon

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 31, 2026 - 23:54

Birkaç saniyelik kırpılmış bir video, bağlamından tamamen koparılmış tek bir cümle, üzerinde oynanmış bir belge ya da kaynağı belirsiz şok edici bir iddia... Bugün sosyal medyada akışımıza düşen pek çok içerik, ilk bakışta vatandaşın doğal bir tepkisi, vicdani bir haykırışı ya da tarafsız bir habercilik refleksi gibi durabilir. Ancak resmi biraz geriden incelediğinizde; adli mekanizmaları, emniyetin güvenlik adımlarını ve devletin uluslararası arenadaki hamlelerini hedef alan, hakikatle bağını tamamen koparmış devasa bir algı makinesiyle karşılaşıyoruz.

Peki, sabahtan akşama kadar bu ülkenin kurumlarına, kamu düzenine ve toplumsal barışına yönelik bir dezenformasyon ateşi yakan bu çarkın suyu tam olarak nereden akıyor? Hakikati bükmeyi meslek edinen bu mecraları, sahte haber sitelerini ve anonim hesap ağlarını kimler, hangi somut mekanizmalarla ve ne tür hesaplarla finanse ediyor?

Hikâyenin en görünür ama bir o kadar da maskelenmiş ayağı, son derece şık ve masum kavramların ardına gizlenmiş durumda. Batı merkezli birçok vakıf, enstitü ve devlet fonu, uzun yıllardır "bağımsız habercilik", "sivil toplumun desteklenmesi" veya "demokrasi kültürünün geliştirilmesi" adı altında milyarlarca dolarlık hibe bütçeleri yönetiyor. Somut bir çerçeve çizmek gerekirse; ABD merkezli Chrest Foundation’ın bizzat kendi şeffaflık raporlarında ilan ettiği bütçeler, Türkiye’de yayın yapan bazı alternatif dijital mecralara ve derneklere yüz binlerce dolar aktarıldığını net biçimde belgeledi. Keza İsveç Uluslararası Kalkınma İşbirliği Ajansı (SIDA), Almanya merkezli vakıflar veya ABD destekli National Endowment for Democracy (NED) gibi yapılar, dağıttıkları bu kaynaklarla ciddi bir medya ekosistemini besliyor.

Buradaki temel mesele hibe almak ya da vermekten ziyade, bu finansmanın yayın çizgisine nasıl yansıdığıdır. Söz konusu fonlardan pay alan mecralar; Türkiye’nin Mavi Vatan doktrininden Doğu Akdeniz’deki enerji arayışlarına, Suriye ve Irak’taki sınır ötesi harekâtlardan uluslararası diplomasi masasına kadar hemen her milli hamlede görünmez bir el tarafından yönlendirilircesine aynı dili kullanmaya başlıyor. Devletin meşru güvenlik tedbirleri bir anda "yayılmacılık" veya "gayri meşru müdahale" olarak etiketlenirken, kamu düzenini sağlayan adımlar sistematik bir baskı aracı gibi sunuluyor. Fonu sağlayan küresel aktörlerin jeopolitik ajandası ile bu mecraların attığı manşetler arasındaki şaşırtıcı paralellik, durumu tesadüf olmaktan çıkarıp doğrudan bir yayın politikası bağımlılığına dönüştürüyor.

Görünür fonların ötesinde, madalyonun diğer yüzünde çok daha karanlık, takibi zor ve kayıt dışı bir finans ağı işliyor. Yurt dışına kaçmış terör örgütü mensupları ve bu örgütlerin Avrupa’da yuvalanmış dernekleşme ağları, ellerindeki sermayeyi bugün dijital birer propaganda silahına dönüştürmüş haldedir. Yurt dışı merkezli açılan YouTube kanalları, X’teki anonim haber hesapları ve yapay zekayla beslenen etkileşim ağları üzerinden yürütülen bu operasyonlar, tam olarak kriz anlarında devreye giriyor.

Türkiye’de yürütülen kritik bir terör operasyonunda ya da kamuoyunu sarsan bir yargı sürecinde, bu hesaplar eş zamanlı olarak düğmeye basıyor. Mahkeme dosyalarından cımbızlanan ifadeler, kurgulanmış ses kayıtları veya geçmiş tarihli olaylara ait görseller servis edilerek "yargı çöktü, devlet işlevsizleşti" algısı toplumun kılcal damarlarına pompalanıyor. Bu hesapların finansmanı ise Patreon destekleri, izi sürülemeyen kripto para transferleri ve Avrupa’daki "sözde" yardım faaliyetleri adı altında toplanan kayıt dışı kaynaklarla kesintisiz şekilde sağlanıyor.

Ancak dijital mecralardaki bu zehirli dili anlamak için sadece ideolojik hedeflere bakmak da yetersiz kalır. Karşımızda son yılların en kârlı, en fütursuz sektörlerinden biri duruyor: Dezenformasyon Ekonomisi. Sosyal medya platformlarının algoritmaları doğası gereği öfkeyi, nefreti, korkuyu ve sansasyonu sever. Doğru ve tescilli bir haberi kitlelere ulaştırmak zaman ve çaba gerektirirken, uydurma bir skandal iddiası saniyeler içinde binlerce paylaşım alabilir.

Bu durum, profesyonel bot çiftliklerinin ve Trend Topic (TT) tüccarlarının doğmasına yol açtı. Belirli merkezlerden idare edilen yüzlerce sahte hesap, istenen herhangi bir dezenformasyon içeriğini birkaç saat içinde gündemin en üst sırasına taşıyabiliyor. Örneğin, emniyetin bir asayiş operasyonunu veya mahkemenin verdiği bir kararı çarpıtarak "adalet satıldı" ya da "suçlular korunuyor" etiketi açmak, bu ajanslara ödenen birkaç bin dolarlık siparişlere bakıyor. İşin acı tarafı, yüksek etkileşim alan bu hesaplar platformların sunduğu reklam gelir paylaşım programları üzerinden de doğrudan para kazanıyor. Yani birileri kamu kurumlarının güvenilirliğini aşındırıp toplumda infial yaratırken, bir yandan da oluşturduğu bu kaostan düzenli bir ticari rant elde ediyor.

Uluslararası ilişkiler literatüründe "Hibrit Savaş" ya da "Örtülü Operasyon" olarak adlandırılan konseptin en hareketli cephesi artık cephe hatları değil, cebimizdeki akıllı telefonların ekranlarıdır. Sınır hatlarımızda askeri dengeler değişirken, diplomaside çetin pazarlıklar yürütülürken rakip ülkelerin istihbari yapıları; paravan reklam ajansları, gölge hesaplar ve içerik üreticileri üzerinden örtülü bir kamuoyu diplomasisi yürütür. Devletin dış politikadaki kararlı duruşunu içeride bir "diplomatik başarısızlık" gibi göstermek, toplumda yılgınlık ve güvensizlik dalgası yaratmak bu örtülü finansmanın temel amaçlarındandır.

Bütün bu tabloyu yan yana koyduğumuzda karşımıza çıkan gerçek şudur: Bugün sosyal medyada yargı kararlarını, içişlerinin güvenlik politikalarını ve devletin uluslararası ilişkilerini bağlamından kopararak hedef alan yapı; tek bir merkezden yönetilmeyen ama aynı amaca hizmet eden heterojen bir konsorsiyumdur. Açık ve yasal görünümlü küresel hibe vakıfları, terör örgütlerinin gayriresmî finans ağları, tıklama avcısı dijital rantçılar ve örtülü operasyon yürüten istihbari aktörler aynı dezenformasyon havuzunu beslemektedir.

Böyle bir atmosferde toplumsal bağlarımızı ve kamu düzenini korumanın yolu, ekranımıza düşen her şok edici iddiaya, her öfke bileyici manşete hemen teslim olmamaktan geçiyor. Her bilginin kaynağını, zamanlamasını ve en önemlisi arka planındaki finansal motivasyonu sorgulamak zorundayız. Çünkü dijital dünyada karşımıza çıkan her köpük, sadece bir fikir beyanı değil; arkasında milyarlarca dolarlık bir manipülasyon endüstrisinin döndüğü profesyonel bir operasyonun parçası olabilir. Hakikati korumak, bugün sadece bir medya okuryazarlığı meselesi değil, aynı zamanda toplumsal huzurun en kritik savunma hattıdır.