GÖK BAYRAK MAHZUN
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Doğu Türkistan’ın feryadı, yalnızca bir milletin değil, insanlığın vicdanına yönelmiş bir çağrıdır.
Doğu Türkistan’ın Sürgündeki Başbakanı Sayın Abdulahat Nur ve Meclis Başkan Yardımcısı Sayın Abduveli Adem ile bir araya gelerek Doğu Türkistan meselesi, bölgede yaşanan insan hakları sorunları ve Çin’in uyguladığı politikalar üzerine istişarelerde bulunduk. Görüşmemiz sırasında tarafıma “Doğu Türkistan Asla Çin’in Bir Parçası Olmadı” adlı kitaplarını da hediye ettiler.
Kitabın içeriğini incelediğimde, yalnızca bugünün Doğu Türkistan’ını değil, bölgenin tarihini, coğrafyasını, kültürel mirasını, devlet geleneğini ve bağımsızlık mücadelesini geniş bir çerçevede ele aldığını gördüm. Kitabın girişinde son derece dikkat çekici bir soru soruluyor: “Doğu Türkistan bir ülke mi, bir bölge mi, yoksa yalnızca tarihî bir kavram mıdır?”
Aslında bu soru, dünyanın Doğu Türkistan konusunda ne kadar az bilgi sahibi olduğunu da ortaya koyuyor. Dünyanın bilmediği bir coğrafya
Kitabın anlatımına göre insanların önemli bir bölümü Doğu Türkistan’ın adını dahi hiç duymamış durumda. Geniş topraklarına, köklü tarihine ve zengin kültürel mirasına rağmen Doğu Türkistan’ın varlığının dünya kamuoyunda yeterince bilinmediği; Çin’in uyguladığı bilgi politikaları ve dezenformasyonun gölgesinde bırakıldığı ileri sürülüyor.
Eser, dokuz kapsamlı bölüm içerisinde Doğu Türkistan'ın coğrafyasını, stratejik önemini, halkını, kültürünü, tarihini ve bağımsızlık mücadelesini ele alıyor. Kitapta özellikle Uygurlar, Kazaklar, Kırgızlar ve bölgede yaşayan diğer Türk topluluklarının karşı karşıya kaldığı insan hakları sorunlarına geniş yer veriliyor. Kitabın yazarlarının nitelemesiyle bu uygulamalar “soykırım” olarak tanımlanıyor. Bu noktada elbette uluslararası hukuk açısından kullanılan kavramların bağımsız ve tarafsız mekanizmalar tarafından incelenmesi gerektiğini de unutmamak gerekir. Ancak hangi kavram kullanılırsa kullanılsın, insanların temel haklarının ihlal edildiği yönündeki iddiaların araştırılması ve dünya kamuoyunun dikkatine sunulması insanlık adına bir sorumluluktur.
Tarih sadece bugünden ibaret değildir
Doğu Türkistan meselesini anlamak için yalnızca bugüne bakmak yeterli değildir. Bir milletin bugününü anlamak istiyorsanız onun tarihine bakmanız gerekir. Kitapta Doğu Türkistan'ın köklü devlet geleneği ve bağımsızlık tarihinin yanı sıra, Çin'in bölge üzerindeki hâkimiyet ve sömürgeleştirme politikaları olarak nitelendirilen uygulamalar da ele alınıyor. Daha da önemlisi, Doğu Türkistan halkının bu süreç boyunca gösterdiği direniş anlatılıyor.
Yani kitap, Doğu Türkistan meselesini yalnızca siyasi bir tartışma olarak değil; tarih, kimlik, kültür, insan hakları ve bağımsızlık perspektifinden değerlendirmeye çalışıyor. “Doğu Türkistan’da zulüm yok” diyenlere… Buradan açıkça ifade etmek istiyorum ki Doğu Türkistan’da zulüm yok diyenler, önce okusunlar. Önyargıyla değil, araştırarak okusunlar. Kitabı okuyup farklı düşünebilirler. Tarihî iddialara itiraz edebilirler. Çin’in tezlerini savunabilirler. Ama önce okusunlar. Çünkü bilgi sahibi olmadan yapılan her hüküm, insanlığın en büyük hastalıklarından biri olan önyargıyı büyütür. Doğu Türkistan meselesinde yapılması gereken, sloganların ötesine geçmek; tarihî belgeleri, uluslararası raporları ve farklı görüşleri birlikte değerlendirmektir.
Doğu Türkistan 40 milyon nüfuslu stratejik bir coğrafya
Doğu Türkistan'ın önemi yalnızca tarihî ve kültürel özellikleriyle sınırlı değildir. Bölge, Orta Asya'ya açılan konumu, geniş yüzölçümü ve sahip olduğu petrol, doğal gaz, kömür ve çeşitli maden kaynakları nedeniyle son derece önemli bir jeopolitik ve ekonomik merkezdir. Bu nedenle Doğu Türkistan meselesinin yalnızca etnik veya kültürel bir mesele olarak değerlendirilmesi eksik olacaktır. Enerji kaynakları, ulaşım koridorları, ticaret yolları ve güvenlik politikaları bölgenin küresel önemini artırmaktadır.
Ancak burada asıl mesele şudur: Bir coğrafyanın yer altı zenginlikleri, o coğrafyada yaşayan insanların haklarının önüne geçmemelidir. Petrol de değerlidir, doğal gaz da değerlidir, madenler de değerlidir. Fakat insan hayatından daha değerli hiçbir yer altı kaynağı yoktur.
Ümmet mahzun, Türkler gaflette, dünya derin uykuda…
Doğu Türkistan denildiğinde benim zihnimde bir bayrak beliriyor:
Gök Bayrak.
O bayrağın altında yaşayan insanların acıları geliyor aklıma.
Bir annenin evladına duyduğu hasret…
Bir çocuğun ailesine duyduğu özlem…
Bir milletin dilini, kültürünü ve inancını geleceğe taşıma mücadelesi…
Ümmet mahzun…
Türkler gaflette…
Doğu Türkistan halkının geleceği konuşulurken, bölgede yaşayan insanların temel haklarının, güvenliğinin, kültürünün, dilinin ve kimliğinin korunması gerektiğini savunmalıyız. Doğu Türkistan meselesi Türk dünyasının hafızasında önemli bir yere sahiptir. Aynı zamanda İslam dünyasının da vicdanını ilgilendiren bir meseledir. Çünkü zulmün dini, milleti ve sınırı yoktur. Mazlumun kim olduğuna bakmadan onun yanında durmak insanlığın gereğidir.
Kitabın ortaya koyduğu iddia
Eserin sonunda ise çok daha güçlü bir siyasi tez ortaya konuluyor. Kitap, Doğu Türkistan halkının varlığını ve onurunu güvence altına almanın yolunun Doğu Türkistan'ın bağımsızlığının yeniden tesis edilmesinden geçtiğini savunuyor. Bu, elbette siyasi ve tarihî açıdan tartışılması gereken bir görüştür.
Ancak kitabın temel amacı açıktır: Doğu Türkistan meselesini dünyanın gündemine taşımak, tarihî hafızayı canlı tutmak ve Doğu Türkistan halkının haklarının tanınması için uluslararası kamuoyunu harekete geçirmek.
Eser, kendisini Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin hakikat ve adalet mücadelesine katkı olarak ortaya koyuyor. Kitabın bütün anlatısının merkezine şu iddiayı yerleştiriyor: “Doğu Türkistan hiçbir zaman Çin’in bir parçası olmamıştır.”
Bu cümle, aynı zamanda kitabın tartışmaya açtığı en temel tarihî tez. Bu tezin tarihî boyutu, farklı dönemler ve kaynaklar üzerinden ayrıca incelenmeli; mesele sloganlarla değil, belgeler ve tarihî veriler ışığında değerlendirilmelidir.
Tarih unutmaz
Bugün dünya susabilir.
Büyük devletler çıkarlarını önceliklendirebilir.
Uluslararası kuruluşlar yeterince güçlü adımlar atmayabilir.
Fakat tarih unutmaz.
Tarih, mazlumun gözyaşını da kaydeder; insanlığın sessizliğini de kaydeder. Bu nedenle Doğu Türkistan konusunda yapılması gereken, nefret üretmek değil; gerçeği araştırmak, insan haklarını savunmak, bağımsız soruşturmaları desteklemek ve uluslararası hukuk çerçevesinde adalet aramaktır.
Doğu Türkistan'ın geleceği hakkında konuşurken de en temel ölçümüz insan onuru olmalıdır. Çünkü bir milletin dili, kültürü, inancı ve kimliği yok sayıldığında yalnızca o millet değil, insanlığın ortak mirası da zarar görür.
Gök Bayrak mahzun…
Bizim görevimiz, bu mahzun bayrağın altında yaşayan insanların sesini duyurmaktır.
Kitapları okumak, tarihi araştırmak, belgeleri incelemek ve dünyaya anlatmak zorundayız.
Çünkü Doğu Türkistan'ın sesi duyulmadan insanlığın vicdanı tam anlamıyla suskunluktan kurtulamaz.
Ey Türk Dünyası! Ey İslam Âlemi! Ey vicdan sahibi insanlık!
Doğu Türkistan'ın feryadını duyun.
Gök Bayrak mahzun kalmasın.
Doğu Türkistan meselesi unutulmasın.
Bir gün, Doğu Türkistan halkının da insan haklarının, özgürlüklerinin, kültürünün ve onurunun güvence altında olduğu barış dolu bir gelecek mümkün olsun. Allah’a ısmarladık, hoşça kalın.
Gök Bayrak, adalet ve özgürlük umuduyla dalgalansın.