Güven, İyi Niyetle Değil Şeffaflıkla Ayakta Kalır

Güven, İyi Niyetle Değil Şeffaflıkla Ayakta Kalır

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Temmuz 25, 2026 - 15:15

6 Şubat depremleri, milletimizin tarihindeki en büyük acılardan birini yaşattı. Milyonlarca vatandaşımız, yaraları sarmak için elini taşın altına koydu. Kimisi bir maaşını bağışladı, kimisi çocuğunun kumbarasını boşalttı. Çünkü söz konusu olan insan hayatıydı.

Ancak böylesine büyük afetlerde bir gerçek asla unutulmamalıdır: Bağışın temeli duygudur, devamını sağlayan ise güvendir.

Türkiye'de devlet denetimine tabi olarak faaliyet gösteren AFAD, Türk Kızılayı, Türkiye Diyanet Vakfı ve benzeri birçok kuruluş, yasal mevzuat çerçevesinde denetime tabidir. Elbette hiçbir kurum eleştiriden muaf değildir. Ancak bu kurumların mali işlemleri kayıt altındadır ve denetim mekanizmalarına açıktır.

Deprem döneminde toplumun büyük ilgi gösterdiği isimlerden biri de sanatçı Haluk Levent ve öncülük ettiği yardım çalışmaları oldu. Kamuoyunun sevgisini kazanmış bir ismin kısa sürede büyük bağışlar toplaması anlaşılabilir bir durumdur. Ancak tam da bu noktada şu ilke herkes için geçerlidir:

Bağış toplayan herkes, topladığı her kuruşun hesabını kamuoyuna açık ve anlaşılır biçimde verebilmelidir.

Bu beklenti bir suçlama değildir; tam tersine bağışçının en doğal hakkıdır.

İnsanlar, "Bağışım yerine ulaştı mı?", "Toplanan kaynaklar hangi projelerde kullanıldı?", "Bağımsız denetim raporları kamuoyuyla paylaşıldı mı?" sorularını sormaktan çekinmemelidir. Çünkü bağış, kişilere duyulan sevginin değil; ihtiyaç sahiplerinin hakkının emanetidir.

Toplumun güveni, kişilere duyulan sempati üzerine değil; şeffaflık üzerine inşa edilmelidir. Bir sanatçıyı sevebiliriz, bir sivil toplum kuruluşunu takdir edebiliriz, bir kamu kurumunu destekleyebiliriz. Ancak söz konusu milyonlarca liralık bağışlar olduğunda ölçümüz kişiler değil, hesap verebilirlik olmalıdır.

Afet dönemlerinde duygularla hareket etmek doğaldır. Fakat afet sonrasında akıl ve denetim devreye girmelidir. Güveni kalıcı kılan da budur.

Bugün tartışılması gereken mesele, "Kim haklı?" ya da "Kim haksız?" değildir. Tartışılması gereken asıl konu şudur:

Türkiye'de afet bağışlarının tamamı, ister devlet kurumu ister vakıf ister dernek ister kamuoyunun tanıdığı kişiler aracılığıyla toplansın, aynı şeffaflık standartlarına tabi tutuluyor mu?

Eğer cevap "evet" ise toplum rahat eder.

Eğer eksiklikler varsa, bunlar da açık raporlar ve bağımsız denetimlerle giderilmelidir.

Çünkü depremzedenin umudu, bağışçının vicdanı ve milletin güveni, hiçbir kişinin veya kurumun itibarından daha az değerli değildir.

Bu millet yardım etmeyi bilir. Yeter ki yaptığı yardımın hesabının da aynı açıklıkla verildiğini görebilsin.

İşte o zaman dayanışma sadece bir afet anının duygusu değil, millet olmanın en güçlü teminatı hâline gelir.