Haklılarsa Neden Çözülmüyor? Çözülmüyorsa Adalet Nerede?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Ekonomi yönetiminin nasıl olması gerektiği üzerine kuşkusuz çok şey söylenebilir. Ancak hangi ekonomik model benimsenirse benimsensin, başarılı bir ekonomi yönetiminin temelinde öngörü, planlama ve alınan kararların muhtemel sonuçlarını önceden hesaplayabilme becerisi vardır.
Dolayısıyla ekonomide atılan her adımın yarın doğuracağı sonuçları da hesaba katması gerekir... Aksi hâlde bir problemi çözerken başka bir problem üretmek kaçınılmaz olur.
EYT düzenlemesi yapılırken maalesef bu bütüncül yaklaşım yeterince gözetilemedi.
Özellikle seçim atmosferinin de etkisiyle düzenlemenin uzun vadeli sonuçları yeterince değerlendirilmedi ve ayrıca bir mağduriyet giderilirken yeni bir mağduriyet alanı da oluşturuldu.
Adeta yanlış iliklenen ilk düğme gibi… İlk bakışta bir sorunu çözmüş görünse de devamında gelen düğmeler de yanlış hizalandı.
Bugün kamuoyunda "kademeli emeklilik" ekseninde devam eden tartışmalar da önemli ölçüde EYT düzenlemesindeki plansız geçişin ortaya çıkardığı adalet arayışının bir yansıması.
Şahsen erken yaşta emekliliği teşvik eden ve üretimden kopuşu bir kazanım olarak gören anlayışa sıcak bakmıyorum. Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu şey de daha fazla üretim, daha güçlü istihdam ve çalışma hayatını destekleyen politikalar.
Ancak görmezden gelinemeyecek bir adaletsizlik de ortadadır. Madem ki yapılan bir düzenleme yeni bir mağduriyet alanı oluşturmuştur, o hâlde bugün yapılması gereken, bu mağduriyeti makul ve hakkaniyetli bir çerçevede giderecek çözümler üretmektir.
Peki, mağdur olduğunu dile getiren milyonlarca insan tam olarak ne talep ediyor? Mevcut sistemde hangi noktaları eksik veya adaletsiz buluyor?
Bilindiği üzere EYT düzenlemesiyle birlikte, 8 Eylül 1999 ve öncesinde sigortalı olan vatandaşlar gerekli prim ve diğer şartları yerine getirdiklerinde yaş şartına tabi olmadan emekli olabildi. Ancak yalnızca bir gün sonra, yani 9 Eylül 1999 tarihinde sigortalı olanlar için çok daha farklı ve daha ağır emeklilik koşullarına tabi tutuldu.
Somut bir örnek üzerinden düşünelim. Aynı yaşta iki insan… Aynı okuldan mezun olmuşlar, aynı fabrikada çalışmışlar, aynı primleri ödemişler. Aralarındaki tek fark, birinin sigorta girişinin 8 Eylül, diğerinin ise 9 Eylül 1999 olması. Buna rağmen biri emekli olurken diğeri yaklaşık yirmi yıl daha çalışmak zorunda kalıyor.
Daha da somutlaştırmak gerekirse 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olan bir çalışan yaklaşık 20-25 yıllık sigortalılık süresi sonunda emekliliğe hak kazanabilirken, bir gün sonra işe başlayan bir vatandaşın çalışma süresi bazı durumlarda 40 yılı, hatta 42 yılı buluyor.
İtiraz noktası budur.
Haklı olarak şu soru gündem de kalmaya devam ediyor: Sadece bir günlük fark, emeklilikte yaklaşık yirmi yıllık bir farklılığı açıklayabilir mi?
Ayrıca emeklilikte adalet talep edenler, “Bizi hemen emekli edin” demiyor. Onların beklentisi; bir günlük farkın yıllara mal olduğu bu keskin kırılmanın, daha makul, daha hakkaniyetli ve kademeli bir geçiş modeliyle giderilmesi.
Hukuk devletinden bekledikleri de bu. Nitekim, hukuk da toplumun kanunlara duyduğu güvenle beslenmez mi?
Bu bağlamda, geçtiğimiz günlerde Emeklilikte Adalet Derneği’nin yönetimi, AK Parti’nin kimi yöneticileri ve milletvekilleriyle bir araya geldi. Görüşmenin içeriği daha sonra sosyal medya hesaplarından paylaşıldı.
Anlatılanlara göre, görüştükleri kişiler mağduriyetin farkında olduklarını, sahadan benzer talepler aldıklarını ve bu konuda bir çalışma yapılması gerektiğini ifade etmiş.
Siyaset kurumuna düşen bir sorumlulukla konuya yaklaşılmış. Bu oldukça güzel.
Eğer “haklısınız” deniliyorsa, bunun somut bir adımla karşılık bulması gerekmez mi?
Zira mağduriyet yaşayanlar, haklılıklarının kabulünden ziyade makul ve uygulanabilir bir çözüm bekliyor.
Emeklilikte adalet talebine kulağımızı kapatmayalım. Ancak bunu yaparken popülist vaatlere değil, akılcı reformlara odaklanarak; teknik temeli güçlü, maliyet hesabı yapılmış ve yeni mağduriyetler üretmeyecek çözümler geliştirelim.
Sonuç olarak, emekçiyi korumak ve adaleti sağlamak için harekete geçme zamanıdır.