Koca Çınarlar Gidiyor, Gölgesi Eksiliyor

Koca Çınarlar Gidiyor, Gölgesi Eksiliyor

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 4, 2026 - 09:03

Bugün bir koca çınar daha aramızdan ayrıldı...

Alancık Köyümüzün yıllarca muhtarlığını yapan, herkesin sevgisini ve duasını kazanmış Halil Çelik Dayım Hakk'ın rahmetine kavuştu. Ondan yıllar önce yine köye hizmet etmiş, muhtarlık yapmış Fevzi Dayım da ebediyete uğurlanmıştı.

Bir düşündüm de...

Koca çınarlar birer birer gidiyor.

Arkalarında sadece isimlerini değil; bir dönemin ahlakını, edebini, vefasını ve insanlığını da bırakıp gidiyorlar.

Koca çınarlar devrilince sadece bir insanı değil; gölgesinde büyüyen hatıraları, duaları ve bize bıraktıkları hayat terbiyesini de toprağa emanet ediyoruz. Çünkü bazı insanlar yaşlarıyla değil, geride bıraktıkları güzel izlerle büyürler. Onların yokluğu sadece bir eksiklik değil; bir dönemin sessizce kapanışıdır.

İnsan, ölümü ne garip unutuyor...

Bir yakını toprağa verildiğinde ya da bir mezarlığın önünden geçerken hatırlıyor faniliğini. Sonra yine dünya telaşı başlıyor. Oysa ölüm, sadece ölenin değil; geride kalanların da en büyük nasihatidir.

Hayat bize her gün bir şeyler öğretiyor ama biz çoğu zaman dersimizi ancak kaybettiklerimizden sonra alıyoruz.

Birkaç yıl önce Halil Dayımı Antalya'da ziyarete gitmiştim. Bizi görünce gözlerinin içi ışıldamıştı.

"Yeğenlerim gelmiş..." diyerek öyle sevindi ki, ne yapacağını şaşırdı.

İşte eski insanların sevgisi buydu...

Gösterişsiz ama yürekten.

Sözleri azdı ama muhabbetleri çoktu.

Sarılmaları sıcaktı, duaları içtendi.

O gün bir kez daha anladım ki bazı insanlar konuşarak değil, yürekleriyle severler. Onların sevgisinin gösterişe ihtiyacı yoktu. Bir ziyaret, bir selam, bir sarılış onlar için dünyalara bedeldi.

Çünkü eski insanlar kıymet bilmeyi bilen insanlardı.

Birkaç ay önce de kıymetli yengemiz vefat etmişti. Şimdi düşününce insanın yüreği daha da burkuluyor. Hayat arkadaşını uğurlamış bir yürek, çok geçmeden onun peşinden yürüdü.

Rahmetli annem kardeşlerini çok severdi. Fevzi Dayım, İrfan Dayım, Hulis Dayım ve Halil Dayım bize geldiklerinde günler öncesinden hazırlık yapardı. Kimin neyi sevdiğini bilir, sofrayı ona göre kurardı.

Misafir gelmesi yük değil, bereket sayılırdı.

Evler küçüktü ama gönüller büyüktü.

O zamanlar hal hatır sormak telefonla olmazdı.

"Geçmiş olsun" demek mesajla yazılmazdı.

"Başın sağ olsun" birkaç kelimeyle geçiştirilmezdi.

Yollar uzak da olsa gidilirdi.

Kapılar çalınır, sofralar paylaşılır, acıya ve sevince ortak olunurdu.

Gerekirse gece kalınırdı.

Çünkü insanlar birbirlerinin yükünü omuzlamayı bilirlerdi.

Bugün ise yollar daha güzel...

Arabalar daha konforlu...

Telefonlar cebimizde...

Görüntülü konuşmalar bir tuş kadar yakın...

Ama insanlar birbirinden hiç olmadığı kadar uzak...

Eskiden kilometreler sevgiye engel değildi; bugün aynı apartmanda oturan insanlar bile birbirine yabancı olabiliyor.

Sevgi de değişti...

Muhabbet de...

Gülüşler bile...

Bugün en çok da gülüşler değişti. Eskiden insanın yüzü değil, yüreği gülerdi. Şimdi ise birçok tebessüm dudaklarda var ama gözlerde ve kalplerde aynı samimiyeti bulmak zorlaştı.

Eskiden bayram, bayram gibi yaşanırdı.

Cenazeye gitmek bir görev değil, vicdan meselesiydi.

Düğünler sadece eğlence değil, dayanışmaydı.

Şimdi bayram mesajla kutlanıyor...

Başsağlığı birkaç kelimeyle geçiliyor...

Hediye ise bir hesaba gönderiliyor.

Kolaylaştıkça birbirimizden uzaklaştık.

Teknoloji ilerledi ama gönüller geride kaldı.

Eski insanlar cefakârdı...

Yokluk gördüler ama şikâyet etmediler.

Vefakârdılar...

Kendilerine yapılan bir iyiliği ömür boyu unutmazlardı.

Saygılıydılar...

Büyük sözü dinlemeyi bilirlerdi.

Devlete bağlıydılar...

"Devlet bir şey yaptıysa mutlaka bir bildiği vardır." derlerdi.

"Büyüklerimiz hayatı bizden daha iyi bilir." diyerek onların tecrübelerine değer verirlerdi.

Onlar yokluğu yaşadılar ama yokluklarını birbirlerine hissettirmediler.

Bir lokma ekmeği bölüşürken bile önce misafiri düşündüler.

Sofralarında israf değil bereket, gönüllerinde kibir değil tevazu vardı.

Belki cepleri zengin değildi ama duaları zengindi.

İşte onları koca çınar yapan da buydu.

Bugün hâlâ anne babamız, amcamız, dayımız, teyzemiz, halamız, dedemiz ve ninemiz hayattaysa onları ertelemeyelim.

Bir telefon yerine bir kapı çalalım.

Bir mesaj yerine bir el öpelim.

Bir bahane yerine bir ziyaret edelim.

Çünkü bir gün kapısını çalmak istediğimiz insanlar o kapının arkasında olmayacak.

Bir gün elini öpmek istediğimiz eller toprağın altında kalacak.

O gün dökülen gözyaşı, zamanında gösterilmeyen sevginin yerini doldurmayacak.

Sevgi ertelendikçe eksilir.

Vefa geciktikçe pişmanlığa dönüşür.

Hayattayken kıymet bilmek, kaybettikten sonra özlemekten çok daha değerlidir.

Çünkü geriye bazen sadece şu cümleler kalıyor:

"Keşke biraz daha gitseydim..."

"Keşke biraz daha otursaydım..."

"Keşke son kez daha sarılsaydım..."

Ve hiçbir "keşke", kaybettiğimiz insanı geri getirmiyor.

Rabbim Halil Çelik Dayımıza rahmet eylesin.

Mekânı cennet, makamı âli olsun.

Geride kalanlara sabır versin.

Bizlere de yaşayan çınarlarımızın gölgesinin kıymetini bilmeyi nasip etsin.

Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.

Tarafımız; menfaatin değil, vatanın, vicdanın ve vefanın tarafıdır.