Laubalilik mi, Samimiyet mi?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
İnsan ilişkilerinde en çok karıştırılan iki kavram vardır: samimiyet ve laubalilik. Oysa biri güven inşa eder, diğeri güveni aşındırır. Biri insanı yakınlaştırır, diğeri fark edilmeden uzaklaştırır.
Samimiyet; saygının üzerine kurulan sıcaklıktır. Laubalilik ise saygının eksildiği yerde kendine alan açmaya çalışan rahatlıktır. İşte bu yüzden her güler yüz samimiyet değildir; her rahat tavır da içtenlik anlamına gelmez.
Ne gariptir ki günümüzde insanlar, ölçüsüzlüğü "doğallık" diye pazarlıyor. Daha yeni tanıştığı birine ismiyle hitap edip sınırlarını zorlayan, özel hayatına burnunu sokan, istemediği şakaları yapan kişiler kendilerini "çok samimi" sanıyor. Oysa samimi insan, karşısındakinin sınırlarını hisseder. Laubali insan ise sınırların varlığını bile kabul etmez.
Samimiyet izin ister; laubalilik izin almaz.
Belki de bu ayrımın en çok unutulduğu alanlardan biri flört ilişkileridir. Daha birkaç gün konuştuğu bir insana hesap soran, telefonuna neden bakmadığını sorgulayan, "Ben böyleyim." diyerek karşı tarafın kişisel alanını ihlal eden kişiler bunu çoğu zaman ilgi ya da samimiyet sanıyor. Oysa sevgi, sınırları yok saymak değildir. Bir ilişkinin daha en başında saygı kayboluyorsa, adına samimiyet denilse bile o ilişkinin temeli sağlıklı değildir. Yakınlık, insanların birbirinin hayatına izinsiz girmesi değil; birbirine güvenerek yaklaşabilmesidir.
Dahası, bir insana sürekli laubali davranmak bazen yalnızca nezaketsizlik olarak kalmaz; karşı tarafın istemediği hâlde sürdürülen ölçüsüz temaslar, ısrarlı sözler, rahatsız edici şakalar veya kişisel sınırların tekrar tekrar ihlal edilmesi, kişinin kendisini baskı altında hissetmesine neden olabilir. Her laubalilik hukuken taciz değildir; ancak bazı laubali davranışlar, niteliğine, yoğunluğuna ve karşı tarafın açık iradesine rağmen devam edip etmediğine göre taciz olarak değerlendirilebilecek bir sürecin parçasına dönüşebilir. Bu yüzden "Ben samimiydim." cümlesi, her zaman davranışı haklı çıkarmaz. Samimiyetin ölçüsü, kişinin kendi niyeti değil; karşısındaki insanın kendisini güvende hissedip hissetmediğidir.
Samimi insan, "Bu sözüm seni kırar mı?" diye düşünür. Laubali insan ise kırdıktan sonra "Benim huyum böyle." diyerek kendini savunur. Sanki kötü bir davranışın yıllardır yapılıyor olması, onu doğru hâle getiriyormuş gibi...
Bir başka yanılgı da mizah üzerindedir. İnsanlar bazen kaba olmayı espri, saygısızlığı şakalaşmak, küçümsemeyi ise dobra olmak zannediyor. Oysa gerçek mizah aşağılamaz; güldürür. Gerçek samimiyet incitmez; rahatlatır. Laubalilik ise çoğu zaman "şakaydı" cümlesinin arkasına saklanır.
Sosyal medya bu ayrımı daha da bulanıklaştırdı. Bir ekranın arkasından hiç tanımadığı insanlara ahkâm kesenler, herkesin özel hayatını sorgulayanlar, hakaret ederken "takılıyoruz ya" diyenler çoğaldı. Sanki takip etmek, tanımak anlamına geliyormuş gibi... Oysa bir insanın hayatını uzaktan izlemek, onun sınırlarını aşma hakkı vermez.
İş hayatında da aynı sorun yaşanıyor. Patronun çalışanına, çalışanın müşterisine ya da meslektaşların birbirine karşı kullandığı ölçüsüz ifadeler bazen "biz aile gibiyiz" cümlesiyle meşrulaştırılıyor. Hayır... Aile olmak bile saygıyı ortadan kaldırmaz. En güçlü ilişkiler, sınırların korunduğu ilişkilerdir.
Aslında laubaliliğin temelinde çoğu zaman empati eksikliği vardır. Kişi kendisini merkeze koyar ve herkesin onun rahatlığını paylaşması gerektiğini düşünür. Samimiyet ise karşı tarafın konforunu önemser. "Ben rahatım." demekle yetinmez; "Karşımdaki de rahat mı?" diye sorar.
Toplum olarak bazen mesafeyi kibir, sınır koymayı soğukluk, nezaketi yapmacıklık sanıyoruz. Oysa saygı ile mesafe arasında ince ama hayati bir bağ vardır. İnsanların birbirine gösterdiği ölçü, ilişkilerin ömrünü belirler. Her kapıyı tekmeyle açmaya çalışanlar, bir gün bütün kapıların yüzlerine kapandığını fark ederler.
Samimiyet; güven kazandırır.
Laubalilik; tahammül tüketir.
Samimi insanlar yanlarında huzur bırakır. Laubali insanlar ise gittiklerinde derin bir sessizlik... Çünkü insanlar çoğu zaman yüksek sesli saygısızlıklardan değil, küçük görünen ama sürekli tekrar eden ölçüsüz davranışlardan yorulur.
Belki de bu yüzden hayatımızdaki en değerli insanlar, bize en çok yaklaşanlar değil; yaklaşırken sınırlarımıza en çok saygı gösterenlerdir. Gerçek yakınlık, mesafeyi tamamen kaldırmak değildir. Gerektiğinde o mesafeyi koruyabilmektir.
Unutmamak gerekir ki samimiyet, karakterin zarafetidir. Laubalilik ise çoğu zaman saygısızlığın makyaj yapmış hâlidir. İkisini birbirine karıştırdığımız sürece, ilişkilerimizde sıcaklık ararken farkında olmadan nezaketi kaybetmeye devam ederiz.