MANİDAR ZAMANLAMA

MANİDAR ZAMANLAMA

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Kasım 3, 2026 - 12:26

Güney Kafkasya'da sınırlar yeniden çizilirken, diplomatik yakınlaşmaların arkasında hangi güç dengeleri şekilleniyor?

Uluslararası siyasette bazen açıklamaların kendisinden çok, hangi açıklamanın ne zaman yapıldığı önemlidir. Diplomasi yalnızca müzakere masalarında yürütülmez; zamanlama, aktörlerin tercihleri, sessizlikleri ve eş zamanlı hamleleri de stratejik mesajlar taşır. Güney Kafkasya'da son günlerde yaşanan gelişmeler tam da böyle bir okumayı gerekli kılıyor.

30 Ekim'de Gürcistan ve Azerbaycan, Tiflis'te gerçekleştirdikleri hükümetler arası komisyon toplantısında sınır belirleme ve sınır çizme çalışmalarını hızlandırma konusunda mutabakata vardı. David Gareji Manastırı çevresindeki ihtilaflar da dahil olmak üzere, uzun süredir çözülemeyen meselelerin yeniden gündeme alınması dikkat çekiciydi. Ancak ortada henüz tamamlanmış bir sınır anlaşması değil, süreci hızlandırma kararı bulunuyor.

Bununla eş zamanlı olarak Ermenistan-Azerbaycan hattında da sınır belirleme çalışmalarının hızlandırılması gündeme geldi. Özellikle ABD'nin desteklediği TRIPP (Trump Route for International Peace and Prosperity) projesiyle bağlantılı bölgelerin öncelik kazanabileceğine ilişkin açıklamalar, gelişmelerin ekonomik olduğu kadar stratejik bir boyut taşıdığını gösteriyor.

Peki, yıllardır çözülemeyen meselelerin aynı dönemde yeniden hareketlenmesi yalnızca diplomatik olgunlaşmanın sonucu mu?

Soruyu biraz daha genişletelim.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in 30 Ekim'de Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi'ne katılmaması, Türkiye-Azerbaycan ilişkilerindeki gerilimi görünür hâle getirdi. Reuters ve Associated Press'in haberlerinde de iki ülke arasındaki görüş ayrılıkları, İsrail'le ilişkiler ve Türkiye'nin Ermenistan'la normalleşme politikası öne çıkarıldı. Elbette bu gelişme, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın sona erdiği anlamına gelmiyor. Ancak Bakü'nün dış politikasında daha geniş bir manevra alanı aradığı tartışmasını güçlendiriyor.

Tam bu noktada Washington'ın Güney Kafkasya politikası üzerinde durmak gerekiyor.

1 Kasım'da yayımlanan ABD-Ermenistan TRIPP çerçeve anlaşması, meselenin yalnızca bir demiryolu veya kara yolu projesinden ibaret olmadığını ortaya koyuyor. Anlaşma kapsamında ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Kurumu'nun iştirakiyle bir proje geliştirme şirketi kurulması ve Ermenistan'daki belirli alanlarda 49 yıllık geliştirme ve kullanım haklarının oluşturulması öngörülüyor. Bununla birlikte Ermenistan'ın egemenliği, gümrük yetkisi ve sınır kontrolü konusundaki yetkileri açıkça korunuyor.

Dolayısıyla Washington, bölgede yalnızca arabuluculuk yapan bir aktör değil; ekonomik altyapı üzerinden uzun vadeli nüfuz geliştiren bir ortak konumuna da yerleşiyor.

Burada CIA veya başka bir istihbarat servisinin doğrudan yönettiği gizli bir operasyon bulunduğunu söylemek için elimizde kanıt yok. Fakat istihbarat terminolojisiyle ifade edersek, ortaya çıkan tablo bir stratejik konumlanma ve nüfuz alanı oluşturma çabasına benziyor. Ulaşım koridorları, yatırım mekanizmaları ve sınır düzenlemeleri, klasik diplomatik araçların ötesinde jeopolitik sonuçlar üretebilir.

Üstelik bunun tarihsel bir karşılığı var.

1998 Ankara Deklarasyonu ve 1999 İstanbul Zirvesi'nde şekillenen Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı, Azerbaycan, Gürcistan ve Türkiye'yi ortak bir enerji güzergâhında buluşturmuştu. ABD'nin de desteklediği bu proje, Hazar kaynaklarının Rusya dışındaki güzergâhlardan dünya pazarlarına ulaştırılması bakımından stratejik önem taşıyordu. Yani Güney Kafkasya'da altyapı projelerinin büyük güç rekabetinin bir parçasına dönüşmesi yeni bir olgu değil.

Bugün ise aynı coğrafyada yeni bir denklem kuruluyor. Fakat bu defa Ermenistan da ulaşım mimarisinin merkezindeki aktörlerden biri hâline geliyor.

İsrail'in Azerbaycan'la savunma ve güvenlik ilişkileri, ABD'nin Ermenistan üzerinden geliştirdiği ekonomik girişimler ve Gürcistan'ın transit ülke konumunu koruma çabası birlikte değerlendirildiğinde, birbirinden farklı çıkarların aynı jeopolitik zeminde kesiştiği görülüyor.

Asıl mesele, bu kesişmenin Türkiye açısından ne sonuç doğuracağıdır.

Türkiye'nin Nahçıvan bağlantısı, Orta Koridor hedefi ve Türk dünyasıyla ekonomik entegrasyonu düşünüldüğünde yeni ulaşım düzeni önemli fırsatlar sunabilir. Ancak alternatif güzergâhların Türkiye'nin bölgesel pazarlık gücünü azaltacak biçimde şekillenmesi ihtimali de göz ardı edilmemeli.

Diplomaside her yakınlaşma dostluk, her anlaşmazlık düşmanlık değildir. Devletler kalıcı dostluklardan ziyade kalıcı çıkarlar üzerinden hareket eder.

Belki de bugün sorulması gereken soru şudur: Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan gerçekten geçmişin ihtilaflarını geride mi bırakıyor, yoksa yeni bir güç mimarisinin gerektirdiği şekilde pozisyonlarını mı güncelliyor?

Bunu zaman gösterecek.

Ancak bir gerçek var: Güney Kafkasya'da sınırlar yeniden konuşulurken, bölgenin siyasi ve stratejik haritası da yeniden müzakere ediliyor.

Ve uluslararası siyasette bazen en önemli gelişme, imzalanan anlaşma değil; o anlaşmanın tam da o gün imzalanmış olmasıdır.