ŞAŞIRMAK, MERHAMET ETMEK VE YETİNMEK…
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Yaklaşık on yıl önce T.S. Eliot’un şu sözlerini paylaşmışım:
“Her şeye şaşırıyorsan ve merak ediyorsan bilgelik yolundasın.
Karşındakine merhamet duyuyorsan insanlık yolundasın.
Elindekilerle mutlu olmayı başarıyorsan özgürlük yolundasın.”
Aradan onca yıl geçtikten sonra bugün yeniden karşıma çıktı. Bir kez daha okudum ve uzun uzun düşündüm.
İnsan gerçekten de yaşadığı zamana bakınca şaşırmadan duramıyor.
Bir şey olacak mı diye merak etmemek mümkün mü?
Dün doğru bildiğimizin bugün yanlış, dün yanlış dediğimizin bugün doğru kabul edildiği; insanların birbirine güvenmekte zorlandığı bir dönemde yaşamıyor muyuz?
Eskiden bir insanın sözü senet gibiydi.
Bir “söz verdim” demesi yeterdi.
Şimdi ise bazen imzaya, kâğıda, belgeye rağmen birbirimize güvenmekte zorlanıyoruz.
Peki merhamet?
Merhameti bir kenara bırakın; bazen en yakınımızdaki insanın derdini bile görmezden geliyoruz.
Oysa insan olmak, sadece kendi acısını hissetmek değildir.
Karşındakinin derdini anlayabilmek, düşene el uzatabilmek, bir yetimin başını okşayabilmek, yaşlı bir insanın yükünü paylaşabilmek, komşunun kapısını çalıp “Bir ihtiyacın var mı?” diyebilmektir.
İnsanlık biraz da budur.
Dürüstlük ise insanın aynasıdır.
Ne makam, ne para, ne şöhret…
İnsanın gerçek değeri, kimsenin görmediği yerde nasıl davrandığında ortaya çıkar.
Bugün ne yazık ki elindekinin kıymetini bilmeyen, daha fazlasına sahip olmak için hileyi, hurdayı, başkasının hakkına girmeyi normal gören bir anlayışla da karşılaşıyoruz.
Oysa hayat bize hiçbir şeyin sonsuz olmadığını her gün hatırlatıyor.
Mal da geçer, makam da…
Gençlik de geçer, zaman da…
Geriye insanın yaptığı iyilikler, bıraktığı güzel izler ve insanların gönlünde bıraktığı hatıralar kalır.
Belki de en büyük zenginlik, sahip olduklarımızın çokluğu değil; sahip olduklarımızın kıymetini bilebilmektir.
Bir sofraya oturup şükredebilmek…
Yanımızdaki insanın varlığından mutluluk duyabilmek…
Bir dostun hâlini hatırını sormak…
Anne-babanın kıymetini onlar yanımızdayken bilmek…
Çocuklarımızla aynı sofrada oturmanın, birlikte gülmenin, birlikte yaşlanmanın değerini anlayabilmek…
Bunlar parayla satın alınabilecek şeyler değil.
Özgürlük belki de tam burada başlıyor.
İnsanın elindekilerle yetinebilmesi, başkasının hayatına göz dikmemesi, daha fazlasına sahip olmak uğruna kendisini ve vicdanını kaybetmemesi…
Ve bütün bunların yanında bir de vefa var.
Bence bugün en çok ihtiyacımız olan kelimelerden biri.
Vefa; geçmişini unutmamaktır.
Sana iyilik yapanı hatırlamaktır.
Dostunu zor gününde yalnız bırakmamaktır.
Anne-babanın, öğretmenin, arkadaşın, komşunun, memleketin hakkını unutmamaktır.
Vatanı sevmek sadece güzel sözler söylemek değildir.
Bayrağa saygı göstermek kadar, bu ülkenin insanına da saygı göstermektir.
Bu toprağın bize bıraktığı emaneti korumaktır.
Birbirimizin farklılıklarına rağmen aynı bayrağın altında kardeşçe yaşayabilmektir.
Çünkü bu vatanın bize öğrettiği en büyük değerlerden biri de birlik ve beraberliktir.
Bizim insanımız zor günlerde birbirine omuz vermeyi bilen bir millettir.
Harman zamanı komşusunun işini bitirmeden kendi işine dönmeyen insanlardan geldik.
Bir kap yemek pişirildiğinde komşunun da hakkını düşünenlerden geldik.
Düğünde de cenazede de birbirinin yanında duranlardan geldik.
Azımız vardı ama gönlümüz genişti.
Şimdi imkânlarımız çoğaldı.
Fakat birbirimize ayırdığımız zaman azaldı.
Belki de bugün yeniden hatırlamamız gereken şey tam da budur:
Şaşırabiliyorsak hâlâ vicdanımız vardır.
Merhamet edebiliyorsak hâlâ insanızdır.
Elimizdekine şükredebiliyorsak hâlâ özgürüzdür.
Ve iyiliği seçebiliyorsak, dürüstlüğü koruyabiliyorsak, vefayı unutmuyorsak, bayrağımıza ve vatanımıza sahip çıkarken birbirimize de insan gibi davranabiliyorsak…
Belki bütün bu karmaşanın içinde hâlâ güzel bir gelecek kurma umudumuz vardır.
Çünkü dünya ne kadar değişirse değişsin, insanın insana olan ihtiyacı değişmeyecek.
Bir selamın, bir tebessümün, bir güzel sözün, bir iyiliğin değeri hiçbir zaman eskimeyecek.
Yeter ki birbirimizin kıymetini kaybetmeden bilelim.
Yeter ki elimizdekilerin değerini, yanımızdakilerin varlığını ve bize emanet edilen bu hayatın kıymetini anlayalım.
Çünkü hayat, sahip olduklarımızın hesabından çok; insanlara nasıl dokunduğumuzun hatırasıdır.
Ve belki de bilgelik, insanlık ve özgürlük aynı yerde buluşur:
Vicdanın olduğu yerde…
Kalem; vicdandan uzaklaşınca kelimeler çoğalır, hakikat azalır. Biz kalemimizi; vatanın, vicdanın ve vefanın yanında tutmaya devam edeceğiz.
Tarafımız; menfaatin değil, hakkın; makamın değil, milletin; korkunun değil, hakikatin yanıdır.