Market Aldatmacası

Market Aldatmacası

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Mayıs 30, 2026 - 13:10

Tüketici haklarından, yönetmeliklerden, kanunlardan bahsetmeyeceğim bugün.

Bugün biraz şaşıracağız.

Biraz hayret edeceğiz.

Biraz da “Bu kadar da olmaz” diyeceğiz.

Kurban Bayramı vesilesiyle milyonlarca insan gibi biz de sıla-i rahim yaptık. İyi de yaptık. Elimizde kalan üç beş örf ve adetimizi yaşatmak gerekiyor. Bayramın bereketini, aile büyüklerinin duasını, çocukların neşesini koruyabildiğimiz kadar korumalıyız.

Bulunduğumuz yerden gideceğimiz yere sebze meyve taşımak yerine, ihtiyaçlarımızı bulunduğumuz yerden karşılayalım dedik.

Sonuçta tüketici değil miyiz?

İstediğimiz yerden alışveriş yapmak hakkımız değil mi?

İşte tam burada karşıma çıkan tablo beni şaşkınlığa uğrattı.

Ankara’nın hemen yanı başında bulunan, zaman zaman Türkçe ve İngilizce sloganlarla “Ben il olmak istiyorum” çağrıları yükselen Polatlı’da, tüketici ile tedarikçi arasındaki garip ilişkiye tanıklık ettim.

Şehitlik civarında bulunan iki markete uğramak zorunda kaldım.

Aralarındaki mesafe üç yüz metre bile yok.

Ama fiyatlar arasında uçurum var.

Hem de öyle böyle değil…

Bir markette domates 185 lira.

Diğerinde 45 lira.

Yanlış okumadınız.

Yüzde on, yüzde yirmi değil.

Dört katından fazla.

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Bu domates Mars’tan mı geldi?

Yoksa diğer marketteki domates Polatlı Ovası’nda değil de Ay’ın karanlık yüzünde mi yetişti?

Üstelik aynı tedarikçiden geldiği neredeyse belli olan ürünlerden bahsediyoruz.

Karpuz bir yerde 45 lira.

Diğerinde 29 lira.

Yeni dünya bir yerde 125 lira.

Diğerinde 60 lira.

Şeftali bir yerde 145 lira.

Diğerinde 55 lira.

Aynı marka meyve suyu bir yerde 40 lira.

Diğerinde 60 lira.

Aynı marka kola bir yerde 60 lira.

Diğerinde 70 küsur lira.

Şimdi burada durup düşünelim.

Birisi zararına mı satıyor?

Diğeri fırsatçılık mı yapıyor?

Yoksa her ikisi de kâr ediyor da biri yüzde on kazanırken diğeri yüzde yüz mü kazanıyor?

Asıl soru budur.

Çünkü iki taraf da kâr ettiğini söylüyor.

Birisi ürünü 45 liraya satarken para kazandığını iddia ediyor.

Diğeri aynı ürünü 185 liraya satarken yine para kazandığını söylüyor.

O halde burada sorgulanması gereken şey maliyet değil, vicdandır.

Çünkü rakamların açıklayamadığı yerde ahlak devreye girer.

Son yıllarda ticaretin bazı alanlarında garip bir anlayış gelişti.

Üretmek yerine fiyat şişirmek.

Emek vermek yerine fırsat kollamak.

Müşteri kazanmak yerine müşteriyi avlamak.

Uzun vadeli güven oluşturmak yerine kısa yoldan köşe dönmek.

Tüketiciye hizmet etmek yerine tüketiciyi “nasıl olsa alır” mantığıyla görmek.

İşte problem tam da burada başlıyor.

Çünkü ticaret sadece para kazanmak değildir.

Ticaret aynı zamanda güven üretmektir.

Bugün bir müşteriyi kandırarak kazandığınız para yarın size kazanç gibi görünür.

Ama kaybettiğiniz şey itibar olur.

Kaybettiğiniz şey güven olur.

Kaybettiğiniz şey insanlık olur.

Polatlı’da yaşanan sadece market meselesi de değil.

Bir lokantada atom çorbası 240 lira, başka bir yerde 160 lira.

Bir yerde mercimek çorbası 200 lira, başka yerde 110 lira.

Bir yerde etli ekmek 345 lira, diğerinde 145 lira.

Aynı ürün.

Aynı şehir.

Aynı müşteri.

Ama bambaşka fiyatlar.

Daha da ilginci, bazı ürünlerin Ankara’da ya da Bolu’da satılan fiyatlarıyla kıyaslandığında aradaki farkın dört beş katlara ulaşması.

Bu tabloyu görünce insanın aklı karışıyor.

Üretici mi kazanıyor?

Tedarikçi mi kazanıyor?

Aracı mı kazanıyor?

Yoksa kaybeden sadece tüketici mi?

Serbest piyasa elbette olacaktır.

Rekabet elbette olacaktır.

Kimse fiyatları eşitleyin demiyor.

Ama vicdan ile fırsatçılık arasındaki çizgi de kaybolmamalıdır.

Bir ürünün fiyatı makul farklılık gösterebilir.

Fakat aynı ürünün birkaç yüz metre arayla dört kat fiyat farkıyla satılması artık ticari tercih değil, tüketicinin aklıyla alay etmektir.

Bugün insanların cebindeki para azalmadı sadece.

Paranın karşılığı da azaldı.

Çünkü bazıları kazandığıyla yetinmeyi bıraktı.

On kazanırken mutlu olmayı bıraktı.

Yüz kazanmayı normal gördü.

Bin kazanmaya alıştı.

Daha fazlasını istemeyi ticaret sandı.

İşte bu yüzden mesele domates değildir.

Mesele karpuz değildir.

Mesele şeftali değildir.

Mesele insanın gözünün doymamasıdır.

Mesele tüketiciyi müşteri olarak değil, av olarak görmektir.

Ve en acısı da şudur:

Birileri bu düzeni ticaret sanıyor.

Oysa ticaret güven üzerine kurulur.

Aldatma üzerine değil.