Bir Bilim İnsanının Değerini Neden Bir Yabancı Dil Sınavındaki Puan Belirlesin?

Bir Bilim İnsanının Değerini Neden Bir Yabancı Dil Sınavındaki Puan Belirlesin?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 28, 2026 - 10:51

Bu soruyu artık yalnızca akademisyenlerin değil, eğitim politikalarını belirleyen herkesin sorması gerekiyor.

Önce bir gerçeği kabul edelim: Yabancı dil bilmek çok değerlidir.

Bilim insanı dünyadaki araştırmaları takip edebilmeli, uluslararası meslektaşlarıyla iletişim kurabilmeli ve çalışmalarını dünyaya ulaştırabilmelidir. Bugün özellikle İngilizce, uluslararası bilimin en yaygın iletişim dillerinden biridir.

Ancak buradan,

“İngilizce bilmiyorsan iyi bilim insanı olamazsın.” sonucu çıkmaz.

Bilim tarihi bunun tersini gösteriyor.

Bilim hiçbir zaman tek bir milletin, coğrafyanın veya dilin tekelinde olmadı.

 

Hârizmî, İbn Sînâ, Birûnî ve Uluğ Bey kendi dönemlerinin bilim dilleriyle insanlığın bilgi birikimine büyük katkılar sundular.

Dünyanın edebiyat tarihinde de Shakespeare, Cervantes, Tolstoy, Dostoyevski, Victor Hugo ve Gabriel García Márquez gibi yazarlar kendi dillerinde yazıp dünya çapında eserler verdiler.. Japonya'dan Shinya Yamanaka, Çin'den Tu Youyou, Türkiye'den Aziz Sancar gibi bilim insanları kendi ülkelerinden çıkarak dünya biliminde iz bıraktılar.

Bilim, insanlığın ortak mirasıdır.

Peki İngilizce nasıl bilim dünyasının ortak dili hâline geldi?

Bugün İngilizcenin akademideki ağırlığı tartışmasız bir gerçek. Ancak bunda yalnızca bilimsel başarılar değil; tarihsel güç dengeleri, Britanya'nın küresel etkisi, II. Dünya Savaşı sonrasında ABD'nin yükselişi, büyük araştırma merkezlerinin konumu ve uluslararası yayıncılık sistemi de etkili oldu.

Bu nedenle asıl sorumuz şu olmalı:

Bilim insanının değerini gerçekten ne ile ölçüyoruz?

 

Yeni bilgi üretmesini mi? Özgün araştırma yapmasını mı? Teknoloji geliştirmesini, patent almasını, yeni bir yöntem ortaya koymasını veya topluma katkı sağlamasını mı?

Elbette yabancı dil önemli olmalıdır. Ama araç, amaç hâline gelmemelidir.

Dünyada bunun farklı uygulamalarını görüyoruz.

Almanya'da doktora için ülke çapında tek bir yabancı dil şartı bulunmuyor; koşullar programa göre belirlenebiliyor. Fransa'da bazı doktora programları İngilizce yürütülebiliyor. Japonya'da ise kendi dilindeki akademik sistem korunurken İngilizce yürütülen lisansüstü programlar da bulunuyor.

Yani mesele kendi dilinden vazgeçmek değil; kendi dilinde bilim üretirken dünyaya açılabilmek.

 

Türkiye'de ise bazı akademik süreçlerde yabancı dil sınavından alınan puanın doktora ve akademik kariyer için aşılması gereken bir duvara dönüşmesi tartışılması gereken bir konudur.

 

Çünkü dil yeterliliği ile bilimsel yeterlilik aynı şey değildir.

Geçmişte Ülkemizde eğitim yolunda farklı gerekçelerle, engeller yaşayan insanların mağduriyetlerini bugün daha iyi anlayabiliyorum.

 Bugün de bilimsel potansiyeli olduğu hâlde yalnızca dil sınavı nedeniyle doktora eğitimi ve akademik yükselmesi yıllarca ertelenen insanlar var..

Amaç şartları kaldırmak değil; şartları insanın önüne aşılmaz duvarlar olarak koymamak olmalı.

 

Çocuklarımızı daha erken yaşlardan itibaren nitelikli, sürekli ve uygulanabilir bir yabancı dil eğitimine kavuşturalım. Dinlemeyi, konuşmayı, okumayı ve yazmayı gerçekten öğretelim. İmkânlar ölçüsünde gençlerimizi kısa süreli eğitim ve değişim programlarıyla yurt dışına göndererek dili yaşayarak öğrenmelerini sağlayalım.

Dil öğretimindeki eksikliklerimizi gidermeden, bunun bedelini bilim insanlarından bir sınavla tahsil etmeyelim.

Dil öğrenelim, dünyaya açılalım; ama Türkçeden vazgeçmeyelim.

Kendi bilimsel terminolojimizi geliştirelim, Türkçe nitelikli akademik eserler üretelim ve bilimi toplumun anlayabileceği bir dille anlatalım.

Yabancı dil bilen akademisyen elbette avantajlı olmalıdır. Uluslararası yayın yapabiliyor, ortak projeler geliştirebiliyor ve küresel bilim ağlarına katılabiliyorsa bunun akademik kariyerinde karşılığı olmalıdır.

Belki de anlayışımızı değiştirmeliyiz:

“Dil bilmiyorsan kapı kapalı.”

yerine,

“Bilim yap; dil öğrenmen için de sana imkân sağlayalım.”

demeliyiz.

Çünkü dil bir araçtır.

Ama bilimin kendisi İngilizce değildir.

Mesele yabancı dilin gerekli olup olmadığı değil; dilin bilimsel liyakatin önüne geçirilip geçirilmemesidir.

Kısaca, Anlayışımız; “Bilim yapabilen öğrenciyi kapının dışında bırakmak” değil, “bilim yaparken ihtiyaç duyduğu dili de öğretmek” olmalıdır.

Bilim Dünyası İngilizce konuşabilir ama unutmamız gereken, bilim bir milletin değil, insanlığın ortak mirasıdır.