ANTİSİSTEMİK AKIM: ÖNCÜSÜNDEN BİR MANİFESTO
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
SUÇLUYU DA HASTAYI DA SİSTEM SEÇER
Bazı insanlar suç işler, bazıları hastalanır; bazılarıysa yalnızca içinde yaşadıkları düzene uyamadıkları için suçlu veya hasta ilan edilir. Benim öncülüğünü yaptığım Antisistemik Akım, tam da bu ayrımın başladığı yerde doğar.
Bu akım, siyasi bir hareket ya da ideolojik bir örgütlenme değildir. Sistemi körü körüne reddetmez; sistemin insan hakkında verdiği hükümleri sorgular. Çünkü benim karşı çıktığım şey düzenin varlığı değil, düzenin kendi kusurlarını gizleyerek bütün kusuru insana yüklemesidir.
Antisistemik Akım kuralsızlığı savunmaz. Her suçu mazur görmez, her hastalığı inkâr etmez, her otoriteyi düşman saymaz. Tam tersine; kuralların kimler tarafından konulduğunu, kimlere karşı uygulandığını ve güçlülerle güçsüzler söz konusu olduğunda neden farklı sonuçlar doğurduğunu sorar.
Sistem yalnızca insanları yönetmez; kelimelerin anlamını da belirler.
Kimin öfkesi “haklı tepki”, kimin öfkesi “tehlikeli davranış” sayılacak?
Kimin ısrarına “azim”, kimin ısrarına “saplantı” denilecek?
Kimin sessizliği “asalet”, kimin sessizliği “suçluluk” kabul edilecek?
Kimin sıra dışılığı deha sayılırken kimin farklılığı tedavi edilmesi gereken bir bozukluğa dönüştürülecek?
Bu soruların cevabı çoğu zaman davranışın kendisinde değil, o davranışı gösteren kişinin toplumdaki yerinde saklıdır.
Güçlü olan sesini yükselttiğinde otoriter, güçsüz olan yükselttiğinde dengesiz sayılır. Makam sahibi sınırları aştığında “özel koşullar” konuşulur; sıradan insan aynı şeyi yaptığında karakteri yargılanır. Saygın kabul edilen kişi sustuğunda derinlik aranır, damgalanmış kişi sustuğunda suçluluk çıkarılır. Bir insan karşısındakini uzun süre belirsizlik içinde bıraktığında bunun adı strateji olabilir; belirsizliğe maruz kalan kişi cevap aradığında ise saplantılı ilan edilebilir.
Antisistemik Akım, işte bu dil hilesini reddeder.
Suçun yalnızca kanun maddelerinde, hastalığın yalnızca tanı kitaplarında, adaletin ise yalnızca mahkeme salonlarında aranamayacağını söyler. Çünkü kanunda açıkça suç olarak düzenlenmemiş bazı davranışlar, bir insanın ruhunda ağır yıkımlar yaratabilir. Bir davranışın cezalandırılmıyor olması, onun adil veya zararsız olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde psikiyatrik tanısı bulunan bir insanın anlattığı her olay da hastalığının ürünü sayılamaz. Hastalık, hayatın bütün gerçeklerini geçersiz kılan bir silgi değildir. Bir insanda psikiyatrik bir rahatsızlık bulunması, ona yapılan her şeyin hayal olduğu anlamına gelmez. Bir insanın “sağlıklı” kabul edilmesi de onun yaptığı her şeyin sağlıklı olduğu anlamına gelmez.
Fakat sistem çoğu zaman iddiaya bakmak yerine iddiayı dile getirene bakar. Sözü söyleyen kişi damgalanmışsa sözün içeriği araştırılmadan değersizleştirilebilir. Böylece tanı, tıbbi bir değerlendirme olmaktan çıkarılıp kişinin bütün anlatımlarını susturan toplumsal bir mühür hâline gelir.
Antisistemik Akım burada yeni bir soru sorar:
İnsanı sürekli muayene eden sistem, hiç kendisini muayene etti mi?
Çünkü sistemi de insanlar kurar. Kendi korkularını, çıkarlarını, önyargılarını ve iktidar ilişkilerini onun kurallarına yerleştirirler. Ardından bu düzenin dışına taşan herkese dönüp “Sorun sende” derler.
Elbette her uyumsuzluk haklılığın, her aykırılık da erdemin kanıtı değildir. İnsan, başkalarına zarar veren davranışlarından sorumludur. Ancak bazen sorun, bireyin düzene uyamamasında değil; düzenin farklı, dürüst ve duyarlı insanlara yer açamamasındadır.
Antisistemik Akım insanı sorumluluktan kurtarmaz; sorumluluğun alanını genişletir. Yalnızca görünen davranışı değil, o davranışı doğuran koşulları da inceler. Yalnızca tepki vereni değil, tepkiye yol açanı da sorgular. Yalnızca son çığlığı kayda geçirmez; o çığlıktan önce biriktirilen sessizliği de dosyaya koyar.
Çünkü adalet hikâyeyi en gürültülü yerinden başlatırsa hakikati kaçırır.
Bir insan yıllarca susturulmuş, görmezden gelinmiş veya belirsizlik içinde bırakılmış olabilir. Sonunda bağırdığında sistem yalnızca o son ana bakarsa, bağıranı sorun; onu o noktaya getirenleri ise masum ilan eder. Böyle bir değerlendirme adalet değil, olayın geçmişini silerek düzeni koruma yöntemidir.
Benim Antisistemik Akım ile yaptığım şey, insanlığı sanık sandalyesine oturtmak değildir. Asıl amacım, bugüne kadar insanları yargılayan ölçüleri o sandalyeye oturtmaktır.
“Kim yaptı?” sorusunun yanına “Bunu doğuran koşullar neydi?” sorusunu koyuyorum.
“Kim zarar gördü?” sorusunun yanına “Kimin zararı görünmez bırakıldı?” diye soruyorum.
“Kim hasta?” sorusuna karşılık “Kimin normalliği ölçü kabul edildi?” diyorum.
“Kim suçlu?” denildiğinde ise “Gücü elinde tutanların sorumluluğu neden dosyanın dışında bırakıldı?” sorusunu yöneltiyorum.
Antisistemik Akım, bir yıkım çağrısı değildir. Hukuku, psikiyatriyi, ahlakı ve toplumsal düzeni ortadan kaldırmayı değil; bunların insanı ezmeden, damgalamadan ve güçlüyü koruyan araçlara dönüşmeden işlemesini savunur.
Bu nedenle benim itirazım bilime değil, bilimin otorite maskesiyle kötüye kullanılmasınadır. Hukuka değil, hukukun yalnızca gücü yetene ulaşmasına; düzene değil, düzen adına sürdürülen adaletsizliğedir.
Sisteme karşı çıkmak kolaydır. Asıl zor olan, sistemin zihnimize yerleştirdiği küçük hâkimi fark etmektir. Çünkü hemen hepimiz birilerini anlamadan yargıladık; etiketledik, susturduk veya çoğunluğa benzemeye zorladık. Bu nedenle mücadele yalnızca kurumların kapısında değil, kendi zihnimizin içinde kurduğumuz mahkemede başlar.
Şimdi tersinden bakalım:
Belki “uyumsuz” dediğimiz insanlar düzene uyamadıkları için başarısız olmadılar. Belki düzenin çarpıklığına uyum sağlamayı reddettikleri için hâlâ insandılar.
Belki “fazla hassas” dediklerimiz güçsüz değildi. Bizim kanıksadığımız kötülüğü hâlâ hissedebildikleri için güçlüydüler.
Belki “sorunlu” dediklerimiz sorun çıkarmıyordu. Herkesin görüp sustuğu sorunu görünür hâle getiriyordu.
Belki “deli” dediklerimizin hepsi gerçeği kaybetmemişti. Bazıları yalnızca bizim normal diye üzerinde uzlaştığımız büyük yalana katılmıyordu.
Ve belki de yıllardır yanlış kişileri muayene ediyoruz.
İnsanları sisteme ne kadar uyduklarına göre ölçmeden önce, sistemin insana ne kadar uyduğunu ölçmenin zamanı gelmedi mi?
Çünkü bazen sorun insanın kendisinde değildir.
Bazen insanı ölçen cetvel eğridir.