BİZ BOZUK DEĞİLİZ, SİZİN NORMALİNİZ BİZE DAR

BİZ BOZUK DEĞİLİZ, SİZİN NORMALİNİZ BİZE DAR

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 25, 2026 - 20:00

Tüm psikiyatri hastalarına sevgiyle; yalnız olmadığınızı hatırlatmak ve sesinizi savunmak isteyen manevi avukatınızdan…

Bu yazıyı; tanısı yüzünden susturulanlara, saklanmak zorunda bırakılanlara, söylediği her söz hastalığına bağlanarak değersizleştirilenlere ve bütün yaralarına rağmen yeniden ayağa kalkanlara adıyorum.

Allame’nin Manik Depresif şarkısını dinlerken yalnızca bireysel bir ruh hâli değil; insanı sıkıştıran, ayrıştıran ve kendi kalıplarına uymayanı dışarı atan sisteme karşı sert bir itiraz duyuyoruz. Şarkıdaki “Dostu test ettim, o yüzden manik depresif” sözü de tam burada anlam kazanıyor: Bazen insanı yalnızca kendi zihni değil; güvendiği insanların ikiyüzlülüğü, ihaneti ve sahte yakınlığı da yaralıyor.

Dost sandıklarımızı sınadığımızda maskelerin düştüğünü görüyoruz. İyi günümüzde yanımızda duranların zor günümüzde uzaklaştığını, bizi dinleyenlerin anlattıklarımızı sonra aleyhimize kullandığını, yüzümüze anlayış gösterip arkamızdan tanımızı konuştuğunu fark ediyoruz. Böyle bir dünyada ruhumuzun hiç incinmemesini beklemek mümkün mü?

Bizi yalnızca hastalıklarımız yormuyor; insanların ikiyüzlülüğü, sistemin acımasızlığı ve sürekli kendimizi savunmak zorunda bırakılmamız da ruhsal yükümüzü ağırlaştırıyor. Sonra bizi yaralayan düzen, verdiğimiz tepkiyi “hastalık” diye önümüze koyuyor. Yarayı açanlar görünmez oluyor, yaranın sahibi suçlanıyor.

Sistem insanları “normal” ve “anormal”, “sağlıklı” ve “tehlikeli”, “güvenilir” ve “sakınılması gereken” diye sınıflandırıyor. Oysa insan ruhu dosyalara, kodlara ve keskin sınırlara sığmayacak kadar karmaşıktır.

Toplum bizden korktuğunu söylüyor. Oysa çoğu zaman toplumdan korkan biziz.

Bir işe alınmamaktan, sevdiğimiz insan tarafından terk edilmekten, sözümüzün ciddiye alınmamasından ve her itirazımızın “hastalığımıza” bağlanmasından korkuyoruz. Tanımız öğrenildiğinde karakterimizin, mesleğimizin ve bütün başarılarımızın görünmez hâle gelmesinden çekiniyoruz. Bu nedenle bazılarımız hastalığını saklamak, ilaçlarını gizlice kullanmak ve en ağır günlerinde bile “İyiyim” demek zorunda kalıyor.

Asıl korkuyu yaşayan bizken, korkulması gereken kişiler gibi gösteriliyoruz.

Üstelik çoğumuz kendisine “normal” diyen insanlardan daha dürüstüz. İçimizdeki karanlığı tanıyor, kırılganlıklarımızı kabul ediyor ve gerektiğinde yardım istiyoruz. Biz karanlığımızı inkâr etmiyoruz; siz çoğu zaman kendi karanlığınızı normallik perdesinin arkasına saklıyorsunuz.

Evet, biz psikiyatri hastalarıyız. Aramızda bipolar bozukluğu, depresyonu, şizofrenisi, anksiyetesi, obsesif kompulsif bozukluğu ve başka tanıları bulunanlar var. Bunu fısıldamayacağız. Başımızı eğerek, özür diler gibi ya da siz rahat edin diye kendimizi küçülterek söylemeyeceğiz.

Biz psikiyatri hastaları olmaktan utanmıyor; verdiğimiz mücadeleden onur duyuyoruz.

Acı çektiğimiz için değil, o acının içinden defalarca çıkabildiğimiz için. Hastalıklarımızı romantikleştirdiğimiz için değil; onların ve toplumun önyargılarının bizi insanlığımızdan, mesleklerimizden ve söz söyleme hakkımızdan düşürmesine izin vermediğimiz için.

Utanması gereken biz değiliz. Bir insanın ruhsal hastalığını hakaret gibi kullananlar, bir tanıyı karakter kusuru sananlar, psikiyatrik farklılığı ahlaksızlıkla karıştıranlar ve söylediğimiz her sözü tanılarımızla değersizleştirenler utansın.

Psikiyatrik bir tanıya sahip olmak bizi otomatik olarak daha yaratıcı, daha zeki veya daha özel yapmaz. Fakat verdiğimiz mücadele çoğumuzu daha dayanıklı, daha uyanık ve insan ruhunun kırılganlığına karşı daha duyarlı yaptı. Biz üstün değiliz; fakat eksik hiç değiliz. Tanılarımız birer taç değildir, boynumuza geçirilecek utanç tasmaları da olmayacaktır.

Bizi küçümsemek için kullandığınız kelimeleri mücadelemizin onur nişanına çevirdik.

Bize “deli” diyebilirsiniz. Fakat biz sizin akıllılık dediğiniz suskunluğa, korkaklığa, ikiyüzlülüğe ve sorgusuz itaate talip değiliz. Eğer normal olmak haksızlık karşısında susmaksa böyle bir normalliği reddediyoruz. Eğer akıllılık herkesin yürüdüğü yoldan yürümekse biz kendi yollarımızı açmayı seçiyoruz.

Kimse ruhsal hastalıkların ataklarına, çöküşlerine ve ağır bedellerine özenmesin. Fakat bizi damgalayanlar yeniden ayağa kalkma gücümüze, dürüstlüğümüze ve bütün kırılmalarımıza rağmen üretme inadımıza bakıp içlerinden şunu geçirsinler:

“Keşke ben de onlar kadar mücadele edebilseydim. Keşke düştüğümde onlar gibi kalkabilseydim. Keşke kendi karanlığımla onlar kadar dürüstçe yüzleşebilseydim.”

Siz bizim hastalıklarımıza değil, ateşin içinden çıkardığımız kişiliklerimize imreneceksiniz.

Çünkü biz tanılarımızdan ibaret değiliz. Biz avukatız, doktoruz, işçiyiz, öğretmeniz, sanatçıyız, yazarız, anneyiz, babayız, evladız. Biz düşünen, sorgulayan, seven, üreten ve mücadele eden insanlarız.

Ben yalnızca kendi adıma değil, bizim adımıza konuşuyorum. Bir hukukçu, bir yazar ve aynı yollardan geçmiş bir insan olarak; damgalanmaya karşı sözünüzün, onurunuzun ve insanlığınızın manevi avukatıyım.

Biz psikiyatri hastalarıyız. Bizi bu sözlerle küçültemezsiniz.

Dost bildiklerimizi test ettik, insanların maskelerini gördük, sistemin soğuk yüzüyle tanıştık. Belki biraz da bu yüzden yaralandık. Fakat sizin damga diye üzerimize attığınız kelimelerden kendimize birer bayrak yaptık.

Tüm psikiyatri hastalarına sevgiyle… Yalnız değilsiniz; biz birlikte güçlüyüz.