ATEŞLE OYNAMAK…

ATEŞLE OYNAMAK…

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 25, 2026 - 19:23

Türkiye'yi yönetenler iç politikada da dış politikada da ateşle oynamaktadırlar ve bu politikalar böyle devam ettiği takdirde yaşanabilecekleri tahmin etmek bile istemiyorum; ama Yugoslavya olmamız hiç de uzak bir ihtimal değil.

İşin en ilginç yanı nedir biliyor musunuz? Atatürk'ün partisinin adını ve unvanını kullanan bazı oluşumların, Türkiye'yi içte ve dışta ateşten bir çembere sokacak bu teslimiyetçi politikalara tüm güçleriyle destek vermeleri.

İnsan haliyle merak ediyor: Bir parti; BOP'a ve ABD'nin bölgede bu amaçlarla uyguladığı, Türkiye dahil bölge ülkelerini etnik ve dinsel parçalara ayırıp İsrail'i güçlendirme politikalarına karşı durmayacaksa neye muhalefet olur? Ve bu partinin tabanı; AB yandaşlığının nelere mal olacağını, Gümrük Birliği'nden çıkmadan Türkiye'nin kalkınmasının neredeyse kâğıt üzerinde kalacağını, PKK'ya fiilen özerklik tanıyan Avrupa Özerklik Şartı'nın Türkiye'nin geçmişte çekince koyduğu maddelerinin uygulanması halinde bunun ülkemizde nelere mal olacağını neden hiç düşünmez, sorgulamaz? Nasıl bir aymazlık içindedirler? Emin olun anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum; ancak asıl mesele sadece bu da değil.

Hani iktidarıyla, ana muhalefetiyle destek verilerek Meclis'ten jet hızıyla geçirilen bu çerçeve yasayla anayasa değişikliği için ilk adım atılmıştı ya... Aslında bu, ABD'nin Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve şimdi İran'da uyguladığı projenin Türkiye ayağıydı. Ama bu kez askeri saldırı yoktu; çünkü Türkiye NATO üyesiydi. Bunun yerine "terörsüz Türkiye" tezgâhı, siyasal İslamcı bir parti ve sözde sol neoliberal ortaklık devreye sokuldu.

Böylece Türkiye de BOP hedefindeki diğer ülkeler gibi ulus devlet olmaktan çıkarılacak; federatif, küçük parçalardan oluşan bir yapıya dönüştürülüp, aynen ABD tarafından da sıklıkla dile getirildiği üzere, bölgede İsrail dışında güçlü, büyük ve egemen hiçbir ulus devlet bırakılmayacaktı.

Ancak ne üzücüdür ki tüm bunlar olup biterken ne halkta ne de toplumsal muhalefette buna karşı ciddi bir tepki gösterilebilmektedir. Gerçi iktidara giden yolun milletin sinesinden değil de ABD ve NATO'dan geçtiğini düşünen hangi teslimiyetçi parti bu tepkiyi koyar ki? Öyle değil mi?

Ama iktidara verilen görev sadece ülkenin BOP dahilinde etnik ve dini federasyonlara ayrıştırılmasıyla sınırlı değil; dışarıda da ABD'nin verdiği çok kritik görevler bulunmaktadır. Bu görevlerden biri, İran'ı bölgede etkisiz hale getirmek ve sanayisi için İran petrolü hayati öneme sahip olan Çin'in damarlarını kesmek anlamını taşıyan Mekke Anlaşması'ydı. Bir diğeri, ABD silahlarının doğrudan Ukrayna'ya gönderilmesini sağlayan o tehlikeli silah anlaşmasıdır. Üçüncüsü de bünyesinde Türkiye, Arnavutluk, Bulgaristan, Yunanistan, Romanya ve Kuzey Makedonya'dan askerlerin bulunduğu NATO Güneydoğu Avrupa Tugayı Karargahı’nın (SEEBRIG) Makedonya’nın Kumanova kentinden İstanbul'a taşınması ve 31 Ağustos'ta fiilen göreve başlatılması adımıdır.

Peki, sizce stratejik olarak böyle bir tugayın alelacele İstanbul'da konuşlanmasının asıl nedeni ne olabilir?

Evet, aynen tahmin ettiğiniz gibi: Karadeniz ve Boğazlar üzerinden Rusya'nın hareket alanını daraltmak ve Türkiye'yi ileri cephe yapmak. Yani iktidar gözünü o kadar karartmış ki, bölgemizde tamamen ABD'nin küresel çıkarları için elinden geleni yapmakta bir an bile tereddüt etmemekte ve bu tehlikeli politikalarla ABD'nin karşısında bulunan İran, Rusya ve Çin'i doğrudan ABD adına etkisiz hale getirmeye çalışmaktadır. Böyle olunca da yarın bu üç büyük ülkenin çok sert tavrı ve karşı tepkisiyle karşılaşacağımız muhakkaktır.

Demek istediğim: Dışarıda ABD'nin tek kutuplu dünya hâkimiyeti mücadelesine destek verip komşularımız İran, Rusya ve Çin karşıtı kışkırtıcı politikalar uygulamak; içeride de sözde demokrasi, kardeşlik ve "terörsüz Türkiye" masalıyla Türk ulus devletini paramparça etme çabaları, tamamen ABD ve İsrail'in bölgede büyümesine ve güçlenmesine hizmet etmektedir.

Bu arada; Kıbrıs'ta yaşanan olumsuzluklara ses çıkarmayıp, burnumuzun dibinde Ege'de Yunanistan tarafından uluslararası hukuka aykırı şekilde işgal edilip silahlandırılan adalara karşı tamamen tepkisiz kalmamızı, hatta İsrail'in 400 km uzaktan gelerek Türkiye'ye sadece 70 km uzaktaki Suriye'deki Türk üssüne saldırmasına bile neden tek bir resmi yanıt vermediğimizi merak edenler olacaktır.

Neden biliyor musunuz?

Çünkü Türkiye'de üniter ulus devlet ve milli kimlik yok edilmeye, koca ülke çok kimlikli ve federatif bir yapı haline getirilmeye çalışılırken çok iyi biliyorlar ki, aynen ABD ve İsrail saldırısı altındaki İran örneğinde olduğu gibi Yunanistan'la ya da İsrail'le yaşanabilecek en küçük bir sıcak gerginlik, Türk Milleti kimliğinin ve milli direncin tekrar ayağa kalkmasına, tüm halkın tek bayrak altında birleşmesine yol açacaktır.

İşte bunu önlemek ve BOP doğrultusunda Türkiye'nin federalleşme sürecini kesintisiz tamamlayabilmek için, ülkemize yönelik her türlü taciz ve tehdit sahte bir sessizlikle geçiştirilmektedir.

Zaten ülke bir kez parçalanıp çok kimlikli hale geldikten sonra da milli bir refleks göstermek için yapılacak hiçbir şey kalmamış olacaktır.

O halde soralım: BOP ‘un nihai amacı neydi? 22 Müslüman ülkenin parçalanıp o ülkelerden koparılan parçalarla İsrail'in bölgenin en büyük ulus ve egemen devleti olması değil miydi?

İşte tam da bu yüzden; üniter ulus devleti ve milli kimliği bozmaya çalışan sağdan ya da soldan her türlü çaba, doğrudan Türkiye'yi ateşe atmak ve Büyük İsrail projesine açıkça hizmet etmek anlamına gelir.

Bilmem anlatabildim mi?