Ayrışmak mı, mücadele etmek mi?
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Yeni bir siyasi parti kurmak elbette demokratik siyasetin meşru yollarından biridir. Bir siyasi hareketin parti kurma hakkı tartışılmaz. Ancak yeni bir parti kurmanın siyasi açıdan doğru olup olmadığı, zaman içinde seçmen desteği ve toplumsal karşılık üzerinden değerlendirilebilir.
Bu nedenle bugün yeni siyasi oluşumların yönetim kadroları hakkında çeşitli iddialar ve ağır suçlamalar bulunması üzerinden bütün bir siyasi hareketi mahkûm etmek de doğru değildir. Somut bir suçlama varsa bunun hukuk önünde kanıtlanması gerekir. Siyasette de temel ilke, iddia ile gerçeği birbirinden ayırabilmektir.
Asıl tartışılması gereken, yeni oluşumların Türkiye'ye nasıl bir siyasal seçenek sunduğudur.
Buna karşılık CHP içerisinde kalıp mücadele etmek de başlı başına bir siyasi tercihtir.
Seçer'in tercihini önemli kılan nokta burada ortaya çıkmaktadır: O, siyasi mücadelesini kendi partisinin dışında değil, kendi partisinin içinde sürdürmeyi tercih etmektedir.
Bu yaklaşım, CHP'nin bütün politikalarının doğru olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, güçlü bir parti içi mücadeleyi ve değişim arayışını gerekli kılar.
Seçer'in asıl gücü: Birleştirici siyaset
Vahap Seçer'in Mersin'deki siyasi pratiğinin dikkat çeken yönlerinden biri, farklı toplumsal kesimlerle iletişim kurabilme kapasitesidir.
Mersin gibi farklı kimliklerin, kültürlerin, yaşam biçimlerinin ve siyasi görüşlerin bir arada bulunduğu bir kentte belediye başkanlığı yapmak, yalnızca kendi siyasi tabanınıza seslenmekle mümkün değildir.
Seçer'in yerel siyasetteki başarısını değerlendirenlerin önemli bir bölümü de bu nedenle onun daha kapsayıcı ve merkezde buluşmayı hedefleyen siyasal diline dikkat çekmektedir.
Bu yaklaşımın ulusal siyasete taşınması halinde ortaya çıkabilecek sonuç da önemlidir.
Çünkü Türkiye'nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, siyasi kamplaşmayı daha da derinleştirecek yeni duvarlar değil; farklı kesimler arasında yeniden iletişim kurabilecek siyasi aktörlerdir.
Seçer'in CHP'de kalması, bu açıdan yalnızca CHP'nin iç meselesi olarak görülmemelidir.
Bu, gelecekte farklı siyasi anlayışların yeniden ortak bir demokratik zeminde buluşabilmesi açısından da önem taşıyan bir tercihtir.
Kişilerin peşinden değil, kendi siyasi aklının peşinden gitmek
27 Mayıs 2026’da Vahap Seçer, Özgür Özel’in CHP’nin seçilmiş genel başkanı olduğunu açık biçimde savunmuştu. 22 Ağustos’taki konuşmasında ise CHP’nin köklü çatısına bağlılığını ve mücadelesini parti içinde sürdüreceğini vurguladı.
Siyasette asıl sınav, şartlar değiştiğinde başlar.
Vahap Seçer, birkaç ay önce Özgür Özel’in demokratik meşruiyetini savunurken de bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nde kalıp mücadelesini sürdürme iradesini ortaya koyarken de önemli bir ilkeye işaret ediyor: Kişiler değişebilir, şartlar değişebilir; ancak siyasal aidiyet ve mücadele anlayışı günlük hesaplara göre şekillenmemelidir.
Bir siyasetçinin, zor zamanlarda başka bir adres aramak yerine yıllarını verdiği partisinde kalmayı ve o partiyi içeriden güçlendirmek için mücadele etmeyi tercih etmesi, kurumsal bağlılığın göstergesidir.
Seçer’in bugün ortaya koyduğu tutum da bu açıdan değerlidir. Dün Özgür Özel’in hakkını parti içinde kalarak savunmak ne kadar ilkeli bir duruşsa, bugün CHP’nin tarihsel kimliğine sahip çıkarak “Buradayım ve mücadeleye devam edeceğim” demek de aynı ölçüde siyasal sorumluluktur.
Çünkü gerçek bağlılık, yalnızca her şey yolundayken değil; zor zamanda da bulunduğun yerde kalıp mücadele edebilmektir.
Siyaset, zaman zaman güçlü kişiliklerin etrafında şekillenir. Ancak kalıcı siyasi kimlik, bir kişinin arkasından gitmekten çok, kendi ilkesini ve siyasi aklını koruyabilmektir.
Vahap Seçer’in bugün farklı bir siyasi oluşumun peşine takılmak yerine CHP içerisinde kalması, bu yönüyle kişisel bağlılıktan ziyade kurumsal aidiyeti öne çıkaran bir tercih olarak değerlendirilebilir.
Burada "yıpranmış siyasetçiler" üzerinden kişisel bir suçlama yapmak yerine, daha genel bir siyasi gerçekliğe dikkat çekmek gerekir:
Siyasette geçmişte önemli görevler üstlenmiş olmak, geleceğin siyasetini kurabilmenin tek başına garantisi değildir.
Toplum değişiyor. Seçmenin beklentileri değişiyor. Yeni kuşakların siyaset anlayışı değişiyor.
Dolayısıyla geleceğin siyasetini kuracak aktörlerin yalnızca geçmişteki siyasi pozisyonlarına değil; bugün ne söylediklerine, nasıl bir gelecek önerdiklerine ve topluma ne kadar güven verdiklerine bakmak gerekir.
Seçer’in tercihi bu açıdan da dikkat çekicidir.
O, siyasi geleceğini başka isimlerin geçmişteki ağırlığına yaslamak yerine, kendi siyasi çizgisi, kendi belediyecilik deneyimi ve kendi toplumsal karşılığı üzerinden yürümeyi tercih ediyor.
Ve Başkan Seçer kendi öz iradesi ile Yeni Parti ve Genel Başkanı Özgür Özel'den yana değil de Öz Partisi Cumhuriyet Halk Partisi'nden yana tercih yapması kadar daha doğal bir durum olamaz. Bu nedenle Yeni Parti'ye geçmeyenleri hain ve iktidar yanlısı gösterme çabaları anlamsız ve beyhude olduğu kadar Özgür iradeye pranga vurmak anlamına gelir.