MERHAMET İLE KURAL ARASINDA O (2) DAKİKANIN ASIL BEDELİ Nedir?

MERHAMET İLE KURAL ARASINDA O (2) DAKİKANIN ASIL BEDELİ Nedir?

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 21, 2026 - 11:24

Her yıl aynı mevsimde, aynı sahneleri izlemekten yorulmadık mı? Sınav kapısında kapanan o demir kapılar, arkasında feryat eden anne-babalar, çaresizce okul bahçesinin duvarına tırmanmaya çalışan gençler... Kırıkkale’de uzak yoldan gelip saniyelerle geleceğini kaçıran o delikanlı ya da İzmir'de kapıda kalan o genç kız, Ankara'da polislerle sınava yetiştirilen genç kız... Görüntüler ekranımıza düştüğü an, toplum olarak o tanıdık refleksle ikiye bölünüyoruz.

Bir taraf "Kurallar nettir, disiplin şart!" diye bağırırken, diğer taraf "İki dakika için bir yıllık emek yakılır mı, merhamet!" diye isyan ediyor.

Peki, biz gerçekten kuralları mı tartışıyoruz, yoksa kaybettiğimiz sorumluluk bilincini mi?

Sosyal medyada klavye başına geçenlerin acımasızlığını izliyorum. İş, gençlerin şalvarına, fesine, saçının rengine kadar gelip dayanıyor. Meseleyi bir sınav gecikmesinden çıkarıp, yine birbirimizi hırpalayacağımız bir kutuplaşma malzemesi haline getirmekte üstümüze yok. "Şimdiki gençlik sorumsuz" kolaycılığına kaçmak işin en basiti.

Oysa mesele çok daha derin. Geçtiğimiz günlerde eski bir sınav mağduru olan Nur’un özeleştirisini okudum. Şöyle diyordu: "Başkalarına destek olayım derken sınav tarihini karıştırdım, kendi geleceğimi hiçe saydım. Bu sadece bir sorumsuzluk değil, iyilik ve yardım dengesini koruyamamaktı. İnsan başkasına bir parmak uzatırken, dört parmağın kendisine dönük olduğunu fark etmeli." Ne kadar doğru bir tespit. Bizler, başkalarının hayatıyla, dijital dünyanın sahte gündemleriyle o kadar meşgulüz ki, kendi hayatımızın direksiyonunu elden kaçırıyoruz. Kendimize vermediğimiz hakkı, başkalarından merhamet dilenerek telafi etmeye çalışıyoruz. Nur bu yıl dersini almış; kızının sınavı için üç telefona alarm kurup, bir gün önceden okulun yerini görerek hazırlanmış. Çünkü biliyor ki hayat, kurallarını bizim duygusallığımıza göre esnetmiyor.

Etrafımıza bir bakın; tam bir "ahir zaman" manzarası. Ekranlarda, sosyal medyada ahlaktan en uzak figürler topluma ahlak dersi veriyor. Samimi, edep sahibi insanlar köşesine çekilmiş, yalnızlaşmış. Parası olanın kuralları çiğnediği, hakkı olanın ise kapıda kaldığı bir düzende, gençlere "rol model" diye sunduğumuz figürler ortada. Haliyle gençlik de neye, nasıl inanacağını şaşırıyor.

Evet, kurallar esnetilmemeli; çünkü adalet bunu gerektirir. İçeride ter döken yüz binlerce gencin hakkını korumak için o kapı tam vaktinde kapanmalı. Ama asıl soru şu: Biz çocuklarımıza o kapının vaktinde kapanacağını, hayatın sorumluluk almaktan ibaret olduğunu neden öğretemiyoruz?

Anneler, babalar... Çocuklarımıza hayatı sevdirelim ama onlara hayatın toz pembe olmadığını, her seçimin bir bedeli, her gecikmenin bir faturası olduğunu da gösterelim. Merhamet, kuralları çiğnemek değil; o kurallara saygı duyacak bilinci evlatlarımıza aşılamaktır. Aksi halde, her yıl Haziran ayında aynı gözyaşlarını izler, vicdan azabımızı sosyal medyada birbirimize bağırarak bastırmaya çalışırız.