ORMAN YANGINLARINDA İNSAN GÜCÜ

ORMAN YANGINLARINDA İNSAN GÜCÜ

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Haziran 18, 2026 - 10:15

Sıcak bir yazın eşiğindeyiz. Kışın ve ilkbaharın yağmurları çekilirken toprak yeniden can buldu. Dağ yamaçları yeşile büründü, kır çiçekleri açtı, ormanlar uzun bir uykudan uyanmış gibi yeniden hayatla doldu. Tabiat, aylar süren sessiz hazırlığın ardından bütün cömertliğiyle yüzünü göstermeye başladı.

Bu canlılık, yaz aylarıyla birlikte farklı bir anlam kazanıyor.

Yükselen hava sıcaklıkları, her yıl olduğu gibi orman yangınlarını yeniden gündemin üst sıralarına taşıyor. Zira ormanlar varsa, yangın riski de vardır.

Sıcaklığın 30 derecenin üzerine çıkması, nemin yüzde 30’un altına düşmesi ve rüzgâr hızının 30 kilometreyi aşması yangın açısından kritik bir eşiği ifade ediyor. Bu koşullar bir araya geldiğinde küçük bir kıvılcımın kısa sürede büyük bir yangına dönüşmesi mümkün hale geliyor.

Bu yıl riski artıran bir diğer unsur ise kış ve ilkbahar yağışlarının ardından birçok bölgede yoğun bir otsu bitki örtüsünün oluşmasıdır. Yaz aylarında kuruyan bu örtü, kolay tutuşabilen bir yakıt yüküne dönüşüyor. Bir başka ifadeyle doğa, aylar boyunca yangının zeminini hazırladı.

Uzmanlar da bir süredir kuru ot temizliği konusunda uyarılarda bulunuyor ve gerekli tedbirlerin alınmasını talep ediyor.

Bu uyarılar dikkate alındı mı? Bilemiyoruz. Sahada ne ölçüde karşılık bulduğunu önümüzdeki süreç gösterecek.

Fakat tüm bu meteorolojik şartlar, yangınları tek başına açıklamaya yetmez. Verilere göre Türkiye’de meydana gelen orman yangınlarının yaklaşık yüzde 90-95’i insan kaynaklı nedenlerle ortaya çıkıyor. Söndürülmeden bırakılan ateşler, sigara izmaritleri ve çeşitli ihmaller yangınların başlıca sebepleri arasında…

Bu nedenle orman yangınlarıyla mücadele yalnızca kurumların değil, toplumun tamamının sorumluluğudur.

Yangını başlatan insan olduğunda, tüm yükü doğanın omuzlarına bırakmak da hakkaniyetli değildir.

Üstelik günümüzde ormanlar, geçmiş yüzyıllardaki gibi insan etkisinden uzak alanlar değildir. Kentleşme, arazi kullanımı ve nüfus baskısı orman ekosistemlerini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle yangın yönetimi yalnızca yangın anına müdahale ile sınırlı kalmamalı; yangın öncesi, sırası ve sonrasını kapsayan bütüncül bir süreç olarak ele alınmalıdır. Orman bakım çalışmaları, yangın emniyet şeritleri, yol planlamaları ve yanıcı madde yönetimi bu yaklaşımın temel unsurlarını oluşturur.

Kuşkusuz ülkemiz bu alanda önemli bir kurumsal birikime sahiptir. OGM’nin yıllara dayanan tecrübesi ve kamu mülkiyetinin sağladığı planlama imkânı bize önemli avantajlar sunmaktadır.

Ayrıca Akdeniz Havzası ülkeleriyle kıyaslandığında Türkiye, müdahale kapasitesi bakımından güçlü ülkeler arasında yer almaktadır. Ancak sahip olduğumuz bu kapasite, eksiklerimizi görmemize engel olmamalıdır.

Öncelikle yangınla mücadelede belirleyici unsur insan gücüdür.

Uçak, helikopter ve arazöz temin etmek mümkündür; nitekim Türkiye son yıllarda teknik kapasitesini önemli ölçüde güçlendirmiştir. Ancak tecrübeli bir orman işçisini kısa sürede yetiştirmek mümkün değildir. Araziyi tanıyan, yangın davranışını okuyabilen ve kritik anlarda doğru karar verebilen personel, yangınla mücadelenin en değerli unsurudur.

Sahadan ve sendikalardan gelen değerlendirmeler de iş gücü yetersizliğine dikkat çekmektedir.

İşçilerin aktardığı bilgilere göre bir arazözde ideal olarak 5 işçi ve 1 şoförün görev yapması gerekirken, bazı bölgelerde ekipler 3 kişiyle sahaya çıkmak zorunda kalıyor. Yangın hattında görev yapan personel ile idari personelin aynı kategoride değerlendirilmesi de sahadaki gerçek kapasitenin sağlıklı biçimde görülmesini zorlaştırıyor.

Neticede asıl soru şudur: Alevlerin karşısında kaç kişiyle görev yapıyorsunuz?

Ormanlar söz konusu olduğunda ekonomik gerekçeler bahane edilemez. Bu nedenle gerekli işçi talebinin karşılanması bir zorunluluktur.

Ciğerlerimizin yanmaması için devlete de bizlere de önemli görevler düşmektedir.