MİTOLOJİK ÇAĞIN OLYMPOS’U ZÜMRÜT YEŞİLİYLE BÜYÜLEYEN ULUDAĞ

MİTOLOJİK ÇAĞIN OLYMPOS’U ZÜMRÜT YEŞİLİYLE BÜYÜLEYEN ULUDAĞ

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 1, 2026 - 11:30

Hayatta bazı şeyler vardır çok istemenize rağmen hemen oluvermez ya da gerçekleşmez. Her insanın hayatında böyle şeyler mutlaka vardır. Bu yüzyılın seyyahı, modern Evliya Çelebi’si olarak ülkemizin her noktasını karış karış gezmeme hatta bazı yerlere defalarca gitmeme rağmen çok gitmek ve görmek istediğim bir yer vardı. Her memlekete gidişimde içinden geçtiğim sular diyarı yeşil Bursa’nın üzerinde göğe doğru bir askı gibi duran Uludağ’ı görmek. Her seferinde niyetlenmeme rağmen bir türlü gidip göremediğim herkesin özellikle kış mevsiminde kayak yapmak için geldiği Uludağ’a temmuz ayının kavurucu sıcağında nihayet gitmek ve görmek nasip oldu.

Hafta içi hemşerim Yılmaz Avcı ile birlikte bazı ziyaretler için yönümüzü Bursa’ya çevirdik. Epeydir görmek istediğimiz hemşerimiz Balıkesir Bigadiçli iş insanı Erol Çakırca’yı da işyerinde ziyaret ettik. Başarılı bir iş insanı olan Erol abimizle bir hemşerisi olarak açıkçası gurur duydum. Bizi misafir etti, iş yerini gezdirdi. Birlikte yemek yedik. Erol abimiz yemekten sonra hiç aklımızda olmayan bir teklifte bulundu.

"Sizi Uludağ’a çıkartayım."

Açıkçası Uludağ sözünü duyar duymaz heyecanlandım. Ve hiç tereddütsüz bu teklife “Çıkalım Erol abim.” dedim.

Öğleden sonra güneşin Bursa’yı ve Bursalıları kavurucu sıcağıyla yaktığı bir anda biz aracın yönünü Uludağ istikametine çevirdik. Çekirge Meydanı’ndan yavaş yavaş Uludağ yoluna koyulduğumuzda eski Bursa ile karşılaştık. Şehrin ilk yerleşim yerleri dağın etekleri. Oradan yavaş yavaş şeftali bahçeleriyle dolu ovaya doğru inmeye başlayan Bursa bugün ülkemizin önemli sanayi şehri olmasıyla ve Marmara’nın önemli bir stratejik konumunda yer almasıyla yerleşim ovanın tamamını kaplamış durumda. Şeftali bahçeleri yerini konutlara teslim etmiş. Merkez ilçesi Osmangazi. Şehir merkezinde iki ilçe daha var; biri Yıldırım Beyazıt’tan gelen isimle Yıldırım, diğeri Bursa’yı fetheden Osmanlı padişahı Orhan Gazi’nin eşi Nilüfer Hatun’dan gelen Nilüfer.

Ulu Cami ve Çekirge bölgesi Osmangazi ilçe sınırlarında. Tarihi evlerin arasında, iki aracın bile yan yana zorlukla geçebildiği daracık yollardan Bursa’yı arkamızda bırakarak koyulduk Uludağ yoluna. Keskin virajlı yollarda ilerlerken oksijeni bol yeşil ormanlar bizi kucaklamaya başladı. Kıvrım kıvrım yolda ilerlerken dağın eteklerinde meyve satan bir satıcının önünde durduk. Dağın tepesinde yemek için biraz meyve aldık ve tekrar yola koyulduk.

Bir süre sonra kulaklarımız çınlamaya başladı. Basınç arttı, oksijen aracın camını açtığımda ciğerlerime dolmaya başladı. Bir tabelanın altından geçtik; şöyle yazıyordu:

“Uludağ Milli Parkı”

Yıllardır özlemini çektiğim Uludağ’ın o otellerin olduğu ve kayak yapıldığı yerleri görmeme çok az kalmıştı. 10 kilometre daha gittik. Sağımızda buz gibi su akan çeşmelerden su doldurmaya çalışan insanlara selam vererek zirve noktasının göründüğü tepeye ulaştık.

Bir an durdum, kendimi rüyada gibi hissettim. Zira yarım asra yakın bir zamandır Bursa’dan geçerim ve her seferinde “Bu sefer gideceğim.” dediğim ama gidemediğim Uludağ’daydım.

Tabii yaz ayı olunca dağda kar yoktu. Sadece en zirve noktasında çukurda bir miktar öbek öbek karlarla dolu olduğu noktalar mevcuttu. Bu vesileyle temmuz ayı sonunda kar da görmüş oldum. Ancak sıcak havaya rağmen serinletici bir hava sunan, bin bir flora çiçeğini bağrında barındıran yeşilin her tonuyla işte Uludağ’daydım.

İlk olarak Bursa’yı 2500 rakımdan seyretmek için seyir terasının olduğu noktaya gittik. O dev Bursa çok minik görünüyordu. Şehri temaşa ettim ve beton yığınına dönmüş Bursa’yı Uludağ’dan seyre koyuldum. Şehri seyrederken daldım gittim bir an. Üzülsem mi sevinsen mi? Bilemedim.

Bursa güzel bir şehir. Osmanlı’yı Balkanlara taşıyan ve Avrupa içlerine kadar gitmesinin yolunu açan bir şehir. Osman Gazi’nin fetih için hayallerini süsleyen ve fethinin oğlu Orhan Gazi’ye nasip olan Türkiye’nin dördüncü büyük şehri Bursa, betona teslim olmuş olarak karşımda duruyordu.

Seyir terasından sonra bir süre zirveyi seyrettim. Otellerin bulunduğu noktadan zirveye yürümenin dört saat sürdüğünü öğrendim ve şaşırdım. Az da olsa üzerinde kar olan zirve uç noktaya da çıkmak isterdim ama o kadar vaktimiz yoktu. Kayak yapılan yerleri gördüm. Otellerin olduğu yerden teleferikle tepeye çıkıp oradan aşağıya doğru insanların kaydıklarını öğrendim. Ali Ağaoğlu’nun yaptırdığı devasa otel Uludağ’ın belki de en büyük oteli. Ali Ağaoğlu, Uludağ’ın tepesine damga gibi mühür çakar gibi çakmış otelini.

Biraz zirveyi dolaştıktan sonra tekrar inişe geçtik ve Ayı Çeşmesi’nin önünde durduk. Burada herkes gibi yanımızda getirdiğimiz şişelere buz gibi akan kar suyundan doldurduk. Yanımızda getirdiğimiz meyveleri yıkayıp yedik. Suya el değdirmek neredeyse imkânsız gibiydi; insanın elini donduracak kadar soğuktu. Adeta buz gibiydi.

Biraz da size Uludağ’ın tarihinden bahsedeyim.

Uludağ, antik çağın ilk tarihçilerinden M.Ö. 490-420 tarihleri arasında yaşamış Herodot’un yazdığı Herodot Tarihi isimli kitabında “Olympos” olarak geçer ve Olympos’ta Lydia Kralı Kroisos’un oğlu Atys’in yaşadığı trajediyi anlatır. Yine Tanrıların Troya Savaşı’nı buradan izledikleri de mitolojik kaynaklarda yer alır.

Bursa denince dört mevsim ilk akla gelen yerlerden biri Uludağ. 2 bin 543 metre yüksekliğindeki Uludağ, eşsiz güzelliği yanı sıra ülkemizin en gözde kış sporlarının yapıldığı bir merkezdir. Bünyesindeki flora ve faunasının zenginliği ile 1961 yılında Milli Park ilan edilen Uludağ, kış turizminin yanı sıra yaz aylarında da kampçılık, trekking ve günübirlik piknik etkinliklerine imkân sağlayan en gözde yerlerden biridir.

Herodot'tan 400 yıl sonra Amasya doğumlu meşhur coğrafyacı Strabon da 17 kitaptan oluşan yazdığı Coğrafya isimli kitabında Uludağ’dan Olympos ve Mysia Olympos'u olarak bahseder. Strabon; "Mysia" isminin aslının Lidyalılarda gürgen ağacı anlamına gelmekte olduğunu belirtir. Mısırlıların Mismos, Romalıların Calbyeers, Bizanslıların ise Misolymp adını verdikleri Uludağ, Roma İmparatorluğu’nda resmî din Hristiyanlık olduktan sonra, yani M.S. 3. yüzyıldan sonraki dönemlerde keşişlerin yaşadığı ilk manastırların kurulduğu yer olmuştur. Zamanla 8. yüzyılda manastırların sayısı yirmi sekize ulaşmıştır.

Orhan Gazi Bursa'yı fethettikten sonra dağdaki keşişlerin yaşadığı manastırların bir kısmı terk edilmiş, bir kısmı ise Doğlu Baba, Geyikli Baba ve Abdal Murat gibi Müslüman dervişlerin inziva yerleri olmuştur. Bursa'nın fethinden sonra Türkler bu dağa "Keşiş Dağı" ismini vermişlerdir. 1925 yılında Bursa Vilayeti Coğrafya Cemiyeti'nin girişimleri ve Osman Şevki Bey’in teklifiyle adı değiştirilmiş ve Uludağ olmuştur.

Uludağ Millî Parkı'nın en yüksek noktası 2543 metre ile Uludağ Tepe’dir. 2468 metredeki tepenin adı Zirvetepe, 2232 metredeki tepenin adı Kuşaklıkaya, 1750 metredeki tepenin adı ise Çobankaya’dır. Bunların dışında Bakacak Tepe, Sarıalan, Kirazlıyayla ve Kadıyayla gibi yaylalar bulunuyor.

Yazımı Nazım Hikmet’e ait şu dizelerle noktalıyorum:

"Yedi yıldır Uludağ’la göz göze bakışıp dururuz.
Ne o kımıldanır yerinden ne ben, lâkin birbirimizi yakından tanırız.
Gerçekten yaşayan her şey gibi gülmesini ve kızmasını bilir.
Bazan, hele kışın, hele geceleri, hele rüzgâr kıbleden estiği zaman,
karlı senaberlikleri, yaylaları, donmuş gölleriyle uykusunun içinde şöyle bir kıpırdanır,
ve orda, en yukarda, en tepede oturan keşiş,
uzun sakalı darmadağın ve etekleri savrularak,
rüzgârın önünde haykıra haykıra iner ovaya…"