YAKIN TARİHİMİZDE GERÇEKLEŞEN FAİL-İ MEÇHUL SUİKASTLAR, ŞÜPHELİ KAZALAR, İNTİHARLAR, ÖLÜMLER ve PERDE ARKASINDAKİ GERÇEKLER ÜZERİNDE TEŞHİS ve TESPİTLERİMİZ!..

YAKIN TARİHİMİZDE GERÇEKLEŞEN FAİL-İ MEÇHUL SUİKASTLAR, ŞÜPHELİ KAZALAR, İNTİHARLAR, ÖLÜMLER ve PERDE ARKASINDAKİ GERÇEKLER ÜZERİNDE TEŞHİS ve TESPİTLERİMİZ!..

cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.

Ağustos 1, 2026 - 19:39

Yakın tarihimizde unutulmayan fail-i meçhul suikastlar, şüpheli kazalar, intiharlar ve şaibeli, şüpheli ölümler üzerinde yıllardır araştırmalar yaparak istihbarat bilgileri topladık! Helikopter ve uçak kazaları ve Türkiye’nin geleceğine yönelik çok önemli projeler üzerinde çalışan mühendislerimizin birbiri ardına şüpheli ölümleri, sözde intiharları daha dün gibi hatırlıyoruz.

Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu, 25 Mart 2009 tarihinde 5 arkadaşı ile birlikte Kahramanmaraş’ta Yozgat’a gitmek için binmiş olduğu Helikopter Keş Dağı’nda düşmesi sonucu hayatını kaybetmişti. Ve ne kadar kaza denilip kapatılmak istense de kapanmamıştı ki kapanamazdı! Merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve 5 arkadaşının içinde bulundukları Helikopterİ’nin düş(ürül)mesi sonucu ölmeleri üzerinden yıllar geçse de, yıllarca bu dosya Kahramanmaraş ve Ankara arasında gidip-gelse de nihayet yeniden açılarak Ankara’da dosyanın araştırılması ve suçlularının bulunması ile ilgili dava yeniden araştırılmaya başlandı. Bu da sevindirici bir durumdu. Bu konudan yakın bir zamanda Başkent Postası’ndaki yayınlanan dizi yazımızda çok geniş bir şekilde bahsetmiştik.

İkinci Helikopter kazası ise 27 Mayıs 2017 tarihinde Şırnak’ta Askeri Helikopter’in düşmesi sonucunda çok önemli görevlerde sorumlu olan subay, astsubay ve uzman olan 13 askerimizin şehit olması… Türkiye’nin geleceği için önemli projelerle ilgili sırlara sahip mühendislerimizin peş-peşeşaibeli/şüpheli ölümleri… Jandarma Genel Komutanı (merhum) Eşref Bitlis Paşanın uçak kazasındaki şaibeli ölümü!.. Ve daha birçok (kaza, intihar, fail meçhul şüpheli ölümler…

Bütün bu olaylar üzerindeki şüpheler hiçbir zaman kalkmamıştır. Bu olayların intihar, kaza vs. olmadığı üzerindeki şüpheler hâlâ devam etmektedir. Karanlıkta kalan ve hâlâ gizemini koruyan bu olaylarla ilgili o dönemlerde yapmış olduğumuz araştırma ve istihbarat bilgileri ışığında bazı ipuçları üzerinden yola çıkarak yazmış olduğumuz yazılarımızı okuyacaksınız.

Türkiye’de 1970’li yılların sonlarına doğru başlayan ve 2020 yıllarına kadar devam eden siyasi, bürokrat, üst düzey emniyet mensubu, asker, istihbaratçı, duayen gazeteci-yazar, mühendis, bilim adamı vs. birçok bilinen/tanınan, sevilip-sayılan, değer verilen önemli insanlarımız şaibeli/şüpheli, fail-i meçhul, gizemli intiharlar, suikastlar ve kaza süsü verilerek hayatlarını kaybetmişlerdir. Aynen bu fail-i meçhul ölümler gibi son yıllarda Türkiye’nin büyümesi için gayret gösteren, emek harcayan çok önemli mühendislerimizin, bilim adamlarımızın, bir siyasi parti liderimizin, bir paşamızın sır bir şekilde öldürülmeleri başlamıştı. Türkiye’nin medar-ı iftiharı ölen, öldürülen, intihar etti denilen mühendis ve bilim adamlarımızla ilgili kısa bir hatırlatma yaparak bu konuyla ilgili daha önce Anayurt Gazetesi’nde yazmış olduğum bir yazıma yer vereceğim.

Türkiye için çok önemli insansız hava aracını yapan firma BAYKAR’ın genel müdürü ve teknik müdürleri olan Selçuk Bayraktar ve Haluk Bayraktar’ın amcaoğulları olan Mert Bayraktar bundan tam 12 yıl önce, yani 2012 yılında Sarıyer’deki evinde darp edildikten sonra boğazı kesilerek öldürülmüştü. 

Mert Bayraktar da Özdemir Bayraktar’ın şirketinde çalışan bir SİHA mühendisiydi. Elbet ki akla ilk gelen böylesi vahşi bir cinayetteki yegane amaç SİHA’larla ilgili bilgi olabilir!.. Mutlaka bilgi vermediği için önce işkence ve darp ediliyor sonra da boğazı kesilerek öldürülmüş olabilir. Maalesef Selçuk Bayraktar’ın amcaoğlu Mert Bayraktar da meçhul bir cinayete kurban gitmişti.

Türkiye’nin gelişmesi, büyümesi, kalkınması için uğraşan, çalışan çok önemli bilim adamlarımızın, mühendislerimizin başına gelenleri daha dün gibi hatırlarız. Çok önemli projeler üzerinde çalışan bilim adamlarımızı birbirinin peşi sıra kaybetmeye başladık.

14 Temmuz 2004 Çanakkakale/Gelibobul’da TÜBİTAK’ta görev yapan 3 bilim adamımız olan Ercan Kuruoğlu, eski devlet bakanı Ramazan Mirzaoğlu’nun damadı, Mustafa Aktekin  ‘ulusal güvenlikle ilgili stratejik çalışmalar yapan bir isim. Yüzbaşı Yücel Kenter de TÜBİTAK’ın Kara Kuvvetleri Komutanlığı ile birlikte çalıştıkları bir projede görevli önemli bir isimdi. Bu üç isim TÜBİTAK Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü’nde geliştirilen gizlilik derecesi önemli korunması gereken bilgilerin olduğu askeri cihazı denemek için Çanakkale’ye gitmişlerdi. Evet, işte bu üç önemli insanımızı bir trafik kazasında kaybettik. Evet, soruyoruz kaza mıydı?!  Meçhul!.. İşte bu üç gen mühendisimiz güvenlik konusunda stratejik araştırma yapmak amacıyla Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü’nde geliştirilen Askeri Kripto Cihazı denedikten sonra Çanakkale’den dönerken bu kaza gerçekleşmişti. Ve ölümleri sır kaldı...

Ve Tarih 2006-2007, ASELSAN’da görevli 3 genç mühendisimiz Hüseyin Başbilen, Ünsem Ünal  esrarengiz bir şekilde canlarına kıydılar. Birisi aracının içinde bileği ve boğazı kesilmiş olarak, diğeri Eymür Gölü kıyısında başından vurulmuş olarak. Biri de Batıkent’te oturmuş olduğu binanın 6. Katından atlayarak ölüyor.  Bu üç mühendisimiz savaş uçaklarında dost-düşman ayırımı yapan milli bir sistem üzerine çalışıyorlardı.  Maalesef bu 3 mühendisimiz ölümü de medyada intihar olarak yayınlandı.

Ve Tarih 30 Kasım 2007 Isparta-Keçiborlu’da düşen uçakta ölen 57 kişi arasında Boğaziçi ve Doğuş Üniversitelerinde görevli 6 bilim adamımız vardı. Hele aralarında üç kişiden birisi Prof. Engin Arık, Prof. Şenel Boyda ve Doç. İskender Hikmet ile birlikte 3 de genç asistan… Hepsi fizikçi… Bunlar petrole alternatif enerji kaynağı olan ve nükleer enerjinin asıl temelini oluşturan parçacık fiziği konusunda dünya çapında isim yapmış önemli isimlerdi. Türkiye’de rezervi bol Toryum üzerinde çalışıyorlardı. Biliyorsunuz ki Toryum petrole alternatif bir enerji kaynağıdır.

Sır ölümler!.. Her Birine Trafik kazası, intihar ve fail-i meçhul dediler!.. 

Şaibeli, intihar ve kaza süsü verilerek kaybettiğimiz asker ve mühendislerimizin ölümlerinin perde arkasında kalmış gerçeklere ışık tutmak için o günlerde Anayurt Gazetesi’nde yazmış olduğum önemli bir yazım:

“Asker ve Mühendis İntiharlarının Sır Perdesi!.. - (2 Kasım 2012 - Anayurt Gazetesi): Araştırmacı gazeteciliğin beyni olan istihbarat ağı, güvenilir istihbarat uzantıları, istihbaratın ‘doğru’ olduğunun teyit etmeli. En önemlisi de kendi istihbaratını kendin yapacaksın! Sana ulaşan her istihbarat bilgisinden şüphe duyacaksın. Şaşırtmaca/aldatıcı bilgi olabileceğini hiçbir zaman unutmayacaksın. İstihbarat kaynakların ne kadar sağlam olursa olsun mutlaka doğruluğu teyit edilmesi gerekiyor. Yılların tecrübesi ışığı altında biz her zaman (yıllardır oluşturduğumuz) kendi istihbarat ağımızdan faydalandık! Ne MİT, ne Emniyet ne de Asker bizi kaynak oluşturmuş değildir. Belki de onlar bizden faydalanmıştır!..

Türkiye’de yıllardır Sahte Derin Devleti’n izlerini takip ederken bazen korkunç gerçeklerle yüz-yüze geliyorduk. Bir ara Türkiye ‘derin devlet’ çöplüğüne dönmüştü! Bazı şöhret budalası, maceraperest, kadın-alkol-kumar-para tutsağı olmuş askerler, polisler her yerde ‘derin devletiz’ demeye başlamışlardı. Üzerlerindeki elbisenin, ellerindeki kimliklerin, bulundukları konumların gücüne güvenerek saçmış oldukları pis kokunun ve korkunun sayesinde halk üzerinde baskı yaparak rant/çıkar peşinde koşmuşlardı. İstihbarat birimlerimizin kendi arasındaki sürtüşmeler ve tabanlarına hakim olamamaları (sözlerinin geçmemesi) maalesef bu tür mafya-polis-asker-sivil oluşumları olan çetelerin önünde barikat gibiydi. Nihayet bu hususlardaki zafiyetler giderilmeye başladı diyebilirim.

Şu anda gündeme fuhuş çetesi ile başlayan sürecin adı casusluk çetesi oldu. Fuhuş çetesi denilince Sauna Çetesi’ni hatırlıyoruz. Sauna Çetesi bir başlangıç olabilirdi. Niçin benzer çetelerin olabileceği araştırmaları yapılmadı?! Deniz Kuvvetleri’nde faaliyet gösterdiği iddia edilen ‘casusluk çetesi’ nasıl olduysa polis dinlemesine ve teknik takibine takılıyor. Arkası çorap söküğü gibi geliyor. Genelkurmay’ın çok gizli olan silâh projeleri dahil, TÜBİTAK, Aselsan, Havelsan ve Savunma Müsteşarlığı olmak üzere devletin en önemli kurumlarına sızılarak milli silah ve her türlü elektronik teçhizat üretimi projeleri ele geçirilerek yabancı istihbarat güçlerine satılmış! İddialar böyle…

Zaten bizler(!) bazı askerlerimizin ve mühendislerimizin niçin intihar ettikleri konusunda araştırmalar yapıyorduk. İntihar mı cinayet mi konusu üzerinde derinlemesine yoğunlaşmıştık. Yanılmadık: şüphelerimiz bir bir gerçek çıktı. Son fuhuş ve casusluk operasyonu tahminlerimizi güçlendirdi. Önemli olan bu operasyonların devam etmesi ve çarptırılmaması! Bir de operasyonları yaparken kaş yapacağız derken göz çıkartılmaması! Ergenekon operasyonlarında olduğu gibi gözü-kara, donkişotvari bir yol izlenmemesi! Derin, titiz, geniş çaplı istihbarat ağıyla pisliğin ana merkeze ulaşılması diyoruz ama bu da çok zor. Diğerlerinde olduğu gibi bir süre sonra bu operasyonlar da ‘tamam’ denilip noktalanacak!..

Asıl şimdi iddialarımızı sıralayabiliriz: Yabancı istihbarat güçleri devletin içini-dışını köstebek ağıyla örmüşler. Benzer çeteler bürokrasi, askeri, istihbarı ve sivil kurumlarımızda da olabilir. Asıl bunların ortaya çıkartılması gerek. Bu olaylar derinlemesine araştırılırsa dost bildiğimiz ülkelerin parmağı olduğu ortaya çıkacak, Masa başında dost/müttefik kabul ettiğimiz birçok ülkenin Türkiye’yi ne hale getirdikleri bütün çıplaklığıyla ortaya çıkartılmalı. Daha önceki iddialarımın birinde Türkiye’de daha 10 tane Tuncay Güney var demiştim. Aynen bunun gibi; son yapılan fuhuş/casusluk operasyonunda ortaya çıkan ‘gerçek’ gibi daha birçok ‘çete’ olabilir. Devlete düşen bütün bu çeteleri ortaya çıkartmasıdır. Türkiye yabancı istihbarat ablukası ve baskısı altında… Türkiye adeta ‘istihbarat’ cenneti gibi… Her yerde köstebekler, casuslar, ajanlar ve onlarla birlikte çalışan satılmışlar... Yani, yerli işbirlikçileri… Ülkemizi ve milletimin bekası için bu tür dış uzantılı çetelerle her türlü yoldan savaşılmalı ve mutlak iplikleri pazara çıkartılmalı. İstihbarat birimlerimize ve güvenlik güçlerimize çok büyük görevler düşüyor. Asla yılmamalılar ve ne gerekiyorsa korkusuzca yapmalılar.”

ŞIRNAK’TA ASKERİ HELİKOPTER KAZASI:  Kaza Mı Suikast Mi?! Terörle mücadele PKK’ya nefes aldırtmayan güvenlik güçlerimiz ardı-arkası kesilmeyen operasyonlarda yüzlerce teröristi etkisiz hale getirmekle kalmıyor aynı zamanda terör örgütünün sığınaklarını bir daha kullanılmayacak bir şekilde imha ediyordu.

Ülkemizde barışı, huzuru sağlamak için güvenlik güçlerimiz terör örgütü PKK’nın bugüne kadar hiç girilmemiş Kato, İncebel ve Tendürek bölgesindeki dağlık sığınaklarına darbe üstüne darbe indirdi ve nefes aldırmadı. Mayıs 2017 PKK terör örgütüne göz açtırılmadı ve 274 terörist etkisiz hale getirilmiştir. Yapılan operasyonlarda PKK’nın lider kadrosundan olan birçok kişinin ölü veya yaralı olarak ele geçirilmesi terörün köküyle birlikte kazınmakta olduğunun en büyük göstergesiydi.

PKK her geçen erimekteydi. PKK’nın sözde sorumluları yapılan operasyonlarda etkisiz hale getirildi. Ta ki 21 Mayıs 2017 Şırnak’taki askeri Helikopterimiz düşürülünceye kadar. Tüm bu operasyonları yöneten çok özel yetişmiş ve özel görevlendirilmiş 13 yüksek rütbeli askerimiz aynı Helikopter’e bininceye kadar!

21 Mayıs 2017 tarihinde Güneydoğu’da PKK terör örgütüne yönelik operasyonlar için ikmal halindeki AS 532 Cougar tipi askeri helikopter Şırnak Uludere İlçesine bağlı Şenoba bölgesinden Şırnak il merkezine gitmek için havalandıktan 3 dakika sonra yüksek gerilim hattına takılarak düştü.

Düşen askeri Helikopter’de aralarında çoğu yüksek rütbeli 13 askerimiz şehit oldu. Helikopterde 1 Tümgeneral, 2 Albay, 1 Yarbay, 1 Binbaşı, 3 Yüzbaşı, 1 Üsteğmen, 2 Başçavuş, 2 Uzman Çavuş bulunuyordu. Helikopter kazasında şehit olan askeri personelimiz: 23. Tümen Komutanı Tümgeneral Aydoğan Aydın, Albay Oğuzhan Küçükdemir, Albay Gökhan Peker, Yarbay Songül Yakut, Binbaşı Koray Onay, Yüzbaşı İlker Acar, Yüzbaşı Nuri Şener, Pilot Yüzbaşı Serhat Sığınak, Pilot Üsteğmen Abdülmüttalip Kesikbaş, Başçavuş Mehmet Erdoğan, Teknik Başçavuş Fevzi Kıral, Uzman Zeki Koç, Piyade Uzman Çavuş Hakan İncekal...

23. Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral Aydoğan Aydın en son yapılan Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında Tümgeneralliğe yükselmişti. 15 Temmuz’un efsane komutanlarından birisiydi. 15 Temmuz darbe gecesi Hakkari Çukurca’da birliklerinin başında iken darbe/işgal girişimi haberini alır-almaz Kayseri Komanda Tugay’ın arayarak görevli komutanlara “Bir tek er dahi kışlalarından çıkmayacak” emrini veren efsane komutandı. Tümgeneral Aydın askerlerine vermiş olduğu emirle 15 Temmuz darbe gecesi FETÖ terör örgütünün işgal kalkışmasına en büyük darbeyi vurmuştu.

Tümgeneral Aydoğan Aydın, KATO dağında PKK’lı teröristlere yönelik iki aydır devam eden operasyonları yöneten komutandı. Bu iki aylık operasyonlarda Türkiye tarihinde bugüne kadar görülmemiş en yüksek miktarda silah ve mühimmat ele geçirilmişti. PKK’nın en gizli sığınakları olan mağaraları ele geçirilmiş ve terör örgütünün yaşam malzemeleri ile birlikte imha edilmişti. PKK terör örgütü en büyük darbeyi Tümgeneral Aydın’ın komutanlığında yemişti.

İç İşleri Bakanı Süleyman Soylu’nun bölgeye yapmış olduğu ziyarette Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’a bölgeyle ilgili bilgi verirken telefonu Tümgeneral Aydoğan Aydın’a vermişti. Tümgeneral Aydın telefonda Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Terörle mücadele tarihinin erişemediği miktarda silah, mühimmat ve yaşam malzemesi bulundu. Önümüzdeki günlerde bu mağara sayılarında artış olacak. Buranın temizlenmesi Türkiye genelinde terörle mücadeleye katkı sağlayacaktır. Terörün belinin kırılmasında etkili olacaktır.” demişti.

13 yüksek rütbeli askerimiz şehit olduğu Şırnak’ta düşen Cougar Helikopter bize 4 Haziran 1997 yılındaki PKK operasyonunda düşürülen yine Cougar tipi Helikopter’de 11 askerimizin şehit olduğu olayı hatırlattı. Helikopterimiz Rus yapımı SA-7B tipi karadan havaya atılan füzeler ile vurulmuştu.

Şırnak’ta düşen Helikopter kazası ister-istemez aklımıza Eşref Bitlis Paşa’nın ve merhum Muhsin Yazıcıoğlu Helikopter kazalarını hatırlatıyor! Üzerinden yıllar geçse de hala aydınlanamayan Helikopter kazaları… Ve 21 Mayıs 2017 tarihinde Şırnak’ta düşen ve 13 yüksek rütbeli askerimizin şehit olduğu Helikopter kazası! 

Çünkü son yıllarda terör örgütü PKK’ya yönelik en büyük operasyonlarda görevli birbirinden değerli, donanımlı ve uzman 13 yüksek rütbeli askerimizin aynı anda aynı Helikopter’e binmesi ve Helikopter’in havalandıktan 3 dakika sonra düşmesi aklımıza büyük bir şüphe düşürüyor. Helikopter kazası ile ilgili gerek hükümetin ve gerekse Genelkurmay’ın yapmış olduğu açıklamalarda herhangi bir şüpheye yer verilmiyor. Helikopter’in yüksek gerilim hattına takılmış olabileceği ihtimalinden başka bir şeyden bahsedilmiyor. Medyada da düşen askeri Helikopterimizle ilgili herhangi bir varsayım, şüphe ve tereddüt oluşturabilecek bir habere, yoruma rastlamıyoruz.

Nihayetinde Kaza-Kırım raporları her şeyi izah edecek olsa bile biz yine de şüphelerimizden vazgeçmiyoruz. Çünkü askeri Helikopter’deki çok önemli yüksek rütbeli askerlerimiz son yılların en büyük PKK operasyonlarına imza atmışlardı. Bölge onlar sayesinde temizleniyordu. PKK’nın bugüne kadar en gizli sığınakları, barınakları, mağaraları ve buralarda bulunan yüksek miktardaki silah, mühimmat ve yaşam malzemeleri onlar sayesinde bulunmuş ve imha edilmişti.

İşte bu yüzden aklımıza korkunç bir şüphe geliyor! Acaba diyoruz bu bir Helikopter kazası mı, yoksa bilinmeyen bir güç tarafından organize edilmiş SUİKAST MI?! Hükümette ve Genelkurmay’dan bu konunu derinlemesine araştırılmasını istiyoruz. Görünürde ne kadar suikast olduğu ihtimal dahilinde olmasa bile 21 Mayıs 2017 tarihinde 13 şehit verdiğimiz askeri Helikopter kazası enine, boyuna ve derinliğine araştırılması bize ne kaybettirir. Evet ya bu kaza değil de SUİKAS ise?!

NEREDESİN ADALET?! BÜTÜN YÖNLERİYLE HABLEMİTOĞLU CİNAYETİ (Muhsin AKIL – 3 Eylül 2022)

Doç.Dr. Necip Hablemitoğlu 18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde öldürülmüştü. Cinayet profesyonelce ve kusur bir şekilde işlenmişti.  Türkiye’de daha önceden işlenen cinayetler gibi fail-i meçhul yapılmak istenmişti. Fakat Hablemitoğlu cinayeti dosyası yapılan yeni ihbarlarla ara-sıra raflardan iniyor ve yeniden inceleniyordu. Hablemitoğlu cinayetini ilk üstlenen kişi seri katillikten hüküm giymiş Durmuş Anuçin’di. Tutarsız ifadeleri ile dikkat çekmişti. Durmuş Anuçin, FETÖ sanığı olan dönemin savcısı Zekeriya Öz tarafından sorgulanmış ve Ergenekon soruşturmasına dahil edilmişti. Dava sürüncemede kalmış ve aradan 14 yıl geçmişti. Ve yıllarca da bu cinayetle ilgili hiçbir işlem yapılmamıştı. Daha sonra Hablemitoğlu’nu sözde Ergenekon terör örgütün öldürdüğü iddia edildi.

Hablemitoğlu cinayeti ile ilgili gelişmeler zaman içinde yeni bir boyut kazanıyordu. 17-25 Aralık tarihlerinde FETÖ’cü Yargı/Polis grubunun yolsuzluk iddiaları ile AK Parti’ye yönelik yapmış olduğu operasyonlar sonucunda o dönemde Paralel Yapı denilen Cemaat (FETÖ) ile iktidardaki AK Parti’nin arası açılmış ve Emniyet ve Yargı’da çok büyük değişiklikler yapılmıştı. Cemaat uzantılı tüm savcı ve polislere yapılan operasyonlar sonucu yeni değişikliklerle raflardan indirilen tozlanmış Hablemitoğlu dosyası yeniden açılmış ve soruşturma için yeni görev Ankara Cumhuriyet Savcısı Başsavcı Vekili Necip İşçimen’e verilmişti.

Haplemitoğlu dosyası yeniden açılmış ve bir hayli de mesafe katetilmişti. Yani, FETÖ Çatı Davası başlamıştı. Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Vekili Necip Cem İşçimen tarafından FETÖ Çatı Davası 14 Temmuz 2016 günü davaya dönüştürülmüş ve eldeki bilgi, belge ve donelerle FETÖ ile ilişkilendirilmesine karar verilmişti. Ne garip tecelli ki ertesi gün 15 Temmuz 2016’da FETÖ Darbe Darbe Teşebbüsü yapıyor!.. Ne garip bir tesadüf ve ne kadar manidar bir durum…

FETÖ davası süreci içinde Hablemitoğlu’nun avukatı Ersan Barkın dosyayı tekrar tekrar incelediğinde gazeteci Zihni Çakır’ın vermiş olduğu ifade de Hablemitoğlu Cinayeti’nde Eski MİT’çi Enver Altaylı ve FETÖ’nün sağ kolu Mustafa Özcan’ın talimatları doğrultusunda eski Özel Kuvvetleri Komutanlığı’na bağlı kişilerce işlenmiş olabileceğine dair bilgilere rastlandı. Hablemitoğlu cinayetinde tetikçi olarak suçlanan kişi eski Özel Kuvvetler Komutanlığı mensubu Ahmet Tarkan Mumcuoğlu idi. Hablemitoğlu’nun ailesi konuyu yeniden gündeme getirerek gazeteci Zihni Çakır’ın duruşmada dinlenmesini istese de mahkeme kabul etmedi yapılan talebi reddetmişti. Daha sonra 2017 Mart ayında Savcı İşçimen görevden alınınca Hablemitoğlu dosyası yeni savcı Zafer Ergün’e verilmişti. Dosyayı yeniden inceleyen Savcı Zafer Ergün gazeteci Zafer Çakır’ın ifadesini aldı. Savcı Zafer Ergün gazeteci Zihni Çakır’a bilgileri nereden aldığını sorduğunda Z. Çakır bilgileri 2015 yılında Türkiye’yi terk ederek Ukrayna’ya kaçan eski TSK mensubu Nuri Gökhan Bozkır olduğunu belirtti. Ayrıca Ukrayna’ya kaçan eski TSK mensubu Nuri Gökhan Bozkır, savcılığa bir mektup göndererek N. G. Bozkır cinayeti Ahmet Tarkan Mumcuoğlu’nun işlediğini, silahın Ankara Gölbaşı Mogan gölüne atıldığını yazmıştı. Bu mektup gazeteci Z. Çakır’ın ifadelerini doğruluyordu.

Yapılan soruşturmalar, araştırmalar ve istihbaratlar bir sonuç vermemiş ve uzun yıllar askıya alınan Hablemitoğlu dosyası 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrası bir gazetecinin (Z.Ç) FETÖ ile ilgili Çatı Davası’nda cinayetin faili olarak vermiş olduğu bir isim Özel Kuvvetler mensubu (N.G.B) zanlı olarak aranmaya başlamıştı. Aynı kişinin 2015 yılında Şanlıurfa’da IŞİD’e Tır ile patlayıcı madde olayına karışmış ve Türkiye’yi terkettiği anlaşılmıştı. Savcılık şahsın e-posta üzerinden yapmış olduğu yazışmalardan N.G.B.’nin Hablemitoğlu cinayeti şüphelisi olabileceğini belirlemişti. Daha sonra şahsın telefonları incelendiğinde cinayet öncesi Hablemitoğlu’nun evinin yakınlarında sinyal verdiği tespit edilmişti. Cinayetten dört gün önce Hablemitoğlu, bir konferans için Eskişehir’e giderken (Sivrihisar civarında) aynı şüpheli (N.G.B.) şahsın takip ettiği ile ilgili sinyal bilgilerine de ulaşılmıştı. Suikast kurbanı Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nun avukatı cinayet şüphelisi N.G.B’nin yakalanmasının çok önemli olduğunu belirterek tetikçilerin arkasındaki gücün ortaya çıkartılması gerektiğini ifade etmişti.

Hablemitoğlu Davası’nı bakan savcı Zafer Ergün, dosyada ismi geçen FETÖ’nün sağ kolu Mustafa Özcan, Eski MİT’çi Enver Altaylı, Mehmet Köstem ve Mehmet Narin arasındaki yoğun telefon görüşmelerini şüpheli bulup araştırmayı iyice derinleştirmeye karar verdi. Sonunda savcı Zafer Ergün, Eski MİT’çi Enver Altaylı ile Özel Kuvvetler Komutanlığı arasındaki ilişkileri Mehmet Narin isminde birinin telefonuyla sağlandığı bilgisine ulaştı. Ve Mehmet Narin adına kayıtlı telefon numarası üzerinden yola çıkarak HTS kayıtlarını incelemeye aldı. Ve sonunda Mehmet Narin adına kayıtlı telefondan Özel Kuvvetler Komutanlığı MAK Alay Komutanı E. Albay Levent Göktaş’ın eşiyle birçok kez irtibata geçildiği ve aynı telefondan rütbeli birçok kişi ile yoğun bir telefon trafiği yaşandığı da ortaya çıkmış oldu. Savcılığın yapmış olduğu tahkikatlar sonucunda telefonun üstüne kayıtlı olduğu Astsubay Mehmet Narin’in böylesi bir telefon konuşması yapamayacağı kanaati oluştuğu için telefonu kullanan ve bu konuşmaları yapan kişinin E. Albay Levent Göktaş olabileceği kanaati üzerine Levent Göktaş ismi ilk defa Hablemitoğlu dosyasına girmiş oldu.

TSK/ÖKK mensubu E. Albay Levent Göktaş kamuoyunun yakından tanıdığı bir isimdi. PKK terör örgütü kurucusu ve elebaşı terörist Abdullah Öcalan’ı Kenya’dan Türkiye’ye getirilmesini sağlayan komutanlardan biriydi. Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda Muharebe Arama Kurtarma Birliği’nde Alay Komutanlığı yapıyordu. Üç-dört yabancı dil bilen E. Albay Levent Göktaş’ın TSK’dan almış olduğu üç ayrı üstün cesaret ve feragat madalyası vardı.

Hatırlarsanız 2009 yılında E. Albay Levent Göktaş Ergenekon’dan tutuklanmıştı. Hatta evinde yapılan aramalarda ortaya çıkan ve darbeyle ilgili planlar olduğuna dair 51 No’lu DVD gündemde bir hayli tartışmalara sebep olmuştu. E. Albay Levent Göktan 2013 yılında Ergenekon Davası’ndan yargılanmış ve 20 yıl 9 ay mahkumiyetine karar verilmişti. Daha sonra özel yetkili mahkemelerin kaldırılması ile birlikte Levent Göktaş’ın tutukluluk süresi azami 5 yıla indirilmişti. 2014 Mart ayı içinde Anayasa Mahkemesi’nin ‘Hak İhlali’ kararı ile 5 yıldan fazla tutuklu kaldığı gerekçe gösterilerek serbest bırakılmıştı. Fakat 2016 Nisan ayı içinde, Yargıtay 16. Ceza Dairesi Levent Göktaş hakkındaki kararı temyiz incelemesi yaparak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararı bozmuştu. Böylece 9 Haziran 2022 tarihinde Hablemitoğlu Cinayetinde Levent Göktaş’ında aralarında bulunduğu 9 ayrı emekli TSK mensubu hakkında gözaltı verilmesi üzerine 31 Ağustos 2022 tarihinde E. Albay Levent Göktaş hakkında Interpol ‘kırmızı bülten’ ile arama çıkarmıştı.

Eski ÖKK mensubu E. Albay Levent Göktaş 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında hakkındaki tüm suçlamalardan beraat etmişti. Ayrıca medyada ve kulislerde Cumhurbaşkanlığına danışmanlık yaptığı iddiaları dolaşmıştı. Daha da ötesi mevcut MİT Başkanı Hakan Fidan’ın görevden alındığı takdirde yerine E. Albay Levent Göktaş’ın geçeceği bile bir hayli dillendirilmişti.

Hablemitoğlu cinayetinin üzerinden aradan 20 yıl geçtikten sonra MİT’in Ukrayna’dan getirdiği Nuri Gökhan Bozkır’ın ifadeleri doğrultusunda ‘Soruşturma Dosyası’ yeniden açılmıştı.  SORUŞTURMA Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları tarafından yürütülüyordu. Soruşturmada aleni/açık bir şekilde FETÖ izine rastlanmıştı. Aynı zamanda daha önce de izah edildiği gibi Necip Hablemitoğlu daha ölmeden önce Mustafa Özcan ve Enver Altaylı, Hablemitoğlu’na yazmakta olduğu kitaptan vazgeçmesi  için yapmış oldukları tüm baskılardan bir sonuç alamamışlardı. Bu sefer olayın seyri/yönü değiştirilerek ÖKK, MAK Alay Komutanı E. Albay M. Levent Göktaş irtibatlandırılarak silahlı eyleme dönüştürme süreci üzerine yoğunlaşmaya başlanmıştı. Bu yöndeki karar verilmesine sebep de soruşturma dosyalarında alınan ifadelerin birlikte HTS kayıtlarındaki analizlerin etkisi olmuştu.

Hablemitoğlu cinayeti dosyasında adı geçen Nuri Gökhan Bozkır’ın Türkiye’ye getirildikten sonra Şubat ayında yapılan operasyonda ÖKK ile irtibat sağlayan (sivil) Aydın Köstem ile birlikte ÖKK, MAK Alay Komutanı M. Levent Göktaş’ın Emir Subayı Mehmet Narin de tutuklanmıştı.  Hatta MAK Alay Komutanı M. Levent Göktaş beraber gözaltı kararı verilenler arasında 9 isim vardı. Bu isimlerden birisi de suikastın yapıldığı tarihte FETÖ’nün sağ kolu (iki numaralı adamı olarak bilinen) Mustafa Özcan’ın Özel Kalemi ve şoförlüğünü yapan Memiş Aytekin’di. Ayrıca Eski MİT’çi Enver Altaylı ile bağlantılı olan sivil Osman Tuncer de gözaltına alınmıştı. E. Asker Tan Dervişoğlu da yurt dışından Türkiye dönüşünde İstanbul Havalimanında gözaltına alınmıştı. Haklarında gözaltı kararı erilen 2. Dalga Operasyonu’nda tek yakalanamayan ve aranan isim TSK/ÖKK mensubu E. Albay M. Levent Göktaş’tı. Diğer gözaltı kararı verilen isimler arasında E. Binbaşı (MAK İstihbarat Amiri ) Fikret Emek, Gözaltına alınan E.Yüzbaşı (MAK İstihbarat Kısım Amiri Yardımcısı) Ahmet Tarkan Mumcuoğlu,  E. Asker Bülent Kutsal, E. Asker Altan Bora ve Nuri Gökhan Bozkır’ın timinde görevli E. Astsubay Kamil Metin Yine gözaltına alınan 9 kişi arasında olan sivil Memiş Aytekin ise FETÖ’nün sağ kolu Mustafa Özcan’nın özel kalemi ve şoförlüğünü yapan kişiydi.

Hablemitoğlu suikastı Türkiye’yi sarsan fail-i meçhul bir cinayetti. Bu cinayetle ilgili bütün gazete ve televizyonlardan ilginç manşetler atmıştı. Dönemin en önemli olaylarından birisi olarak tarihe geçmişti.  Haplemitoğlu cinayeti ile ilgili dönemin DGM savcısı Nuh Mete Yüksel 2002’de açmış olduğu davanın iddianamesinde, Hablemitoğlu’nun “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası”kitabından Alman vakıflarının toplumu etnik ve dini ayrımcılığa sürükleyen çalışmalar yaptıklarını savunduğuna dair alıntılar yer almıştı. Ayrıca öldükten sonra yayınlanan “Köstebek” kitabında kendisinin teknik ve fiziki takibe tutulduğunu, telefonlarının dinlendiğini ve e-posta ve önemli dosyalarının kopyalandığını belirtmişti. Ayrıca kitapta FETÖ ile ilgili korkunç tespitler yapmıştı.  FETÖ’nün devletin içinde nasıl kadrolaştığını ve diğer cemaatlerin aksine devlete sızmak için her türlü kılığa giren çok tehlikeli bir örgüt olabileceğini izah ederek Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na nasıl sızdıklarını ve nasıl ele geçirdiklerini anlatılıyordu. Ayrıca Hablemitoğlu ölmeden önce yakın çevresine MİT Müsteşarı olacağını da söylediğini duyan eski MİT’çi Enver Altay’nın dikkatini çekmiş ve bu konuyla çok yakından ilgilenmeye başlamıştı! Çünkü, Hablemitoğlu’nun MİT’in başına geçme dedikoduları bile Eski MİT’çi Enver Altaylı’yı olağanüstü rahatsız etmişti. 

Zaten Hablemitoğlu daha hayatta iken KÖSTEBEK isimli kitabının yayınlanmaması için FETÖ tarafından Mustafa Özcan, Eski MİT’çi Enver Altaylı, Eski Milletvekili Ramazan Toprak ve eski bakanlardan Halil Şıvgın aracılığı ile baskılar yapılmıştı. Baskıyı asıl yaptıran kişi Enver Altaylı idi. Elbet ki tüm bu baskıların altında yatan gerçek ile Hablemitoğlu’nun MİT’in başına geçeceği duyumlarını aldıktan sonra Enver Altaylı’nın olağanüstü rahatsız olmasının altında yatan GERÇEK aynı olsa gerekti!..

Bu yazımızı sonlandırırken yazımızın başındaki tahmin, öngörü ve sezgilerimizi aynen tekrar etmek istiyorum. Diyorum ki “Türkiye’de garip şeyler olmaya başladı. Yargıda tuhaf şeyler oluyor! Tekrar Ergenekon’un hortlatılmaya çalışması ve TSK/ÖKK’de görev yapmış çok önemli subaylardan bazılarının aklanmalarına rağmen yeniden yargı önüne getirilmesinin perde arkasında çok büyük bir OYUN, TUZAK VE PROVOKASYON olabilir!..

Türkiye’nin 2023 Seçimlerine gittiği bir dönemde birileri, kaosa ve kargaşa ortamı mı yaratmak istiyor?! Türkiye’yi tekrar o eski karanlık günlere geri döndürmek için her türlü fitnenin çıkabileceğini, etnik ve dini kargaşa dahil her türlü suikast vb. olayın zuhur edebileceğini, toplumu germek ve iç çatışma çıkartmak için akla-hayale gelmedik provokasyonların olabileceğini, Türkiye’yi kutuplaştırmaya ve ayrıştırmaya dönük algı operasyonları ile birlikte bazı olayların tetiklenebileceğini, içerden ve dışardan her türlü saldırının başlayabileceği, böylesi bir karışık hatta ve hatta böylesi kaos/kargaşa ve kutuplaşma ortamını fırsat bilen dış güçlerin 2023 seçimleri öncesi ülkemizi SAVAŞA bile sokulabileceğini iddia ediyoruz!..

Birileri Hablemitoğlu Cinayeti Dosyası’nı yeniden açarak FETÖ’yü aklamaya mı çalışıyor?! Hakkında çok şey bildiğimiz, asla ve asla böyle bir suç işleyeceğine inanmadığımız, vatansever/milli ve kurumunda ve halk için çok sevilen TSK/ÖKK mensubu E. Albay M. Levent Göktaş’ın aklanmasına rağmen yeniden üzerine gidilmesi ne anlama geliyor?! Bu işte bir iş var?! Burnumuza gelen pis kokular nihayetinde gerçeğe dönüştüğüne şahit oluyoruz!.. Hablemitoğlu cinayeti ile suçlanan TSK/ÖKK mensubu Subay ve Astsubayların adeta bir SUÇ ÖRGÜTÜ, SUÇ ÇETESİ gibi gösterilmeye çalışılması aklımıza çok kötü şeyler getiriyor!.. Hem de Türkiye’nin 2023 Seçimlerine gittiği bir dönemde Hablemitoğlu Cinayeti davasının yeniden başlamasındaki asıl amacın FETÖ’nün aklanmasına yönelik yeni bir ADIM mı?!

Ve asıl önemlisi Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis cinayetleri üzerinden yıllar geçse de net/somut bir sonucu varılamamasıdır! Bu iki dosyanın yeniden açılması gerekiyor. Biz de bu konular üzerinde önemli çalışmalar, araştırmalar yaparak istihbarat bilgileri topluyoruz. Bilhassa dönemin Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis Paşa’nın uçağının düşürülmesi ile ilgili bugüne kadar yapılan çalışmaların, araştırmaların ve istihbarat bilgilerinin net bir sonuca götürememişidir. Her iki cinayetin perde arkasında Güneydoğu’daki Kürt kardeşlerimizin terör bataklığından kurtulmaları yönünde çalışmalar var! Terörle mücadele atılacak adımların projeleri var! Bu çalışmalardan kimler rahatsız olduysa bu iki suikastı gerçekleştirenlerin mutlaka ve mutlaka parmağı vardır diyorum! ABD uzantılı Türkiye’deki Kontrgerilla ve yine dışarının taşeronu olan terör örgütü FETÖ parmağı! Her iki örgütsel yapının birbirleriyle ilişkileri var! Çünkü merkezleri aynı! O zaman bu iki olay neden çözülmesin! Bizim yıllardır bu iki suikast ile ilgili yapmış olduğumuz çalışmalar zaten bu iki yapılanmayı (ABD uzantılı Türkiye’deki Kontrgerilla ve terör örgütü FETÖ) adres gösteriyordu. Çünkü merkezleri birdi! Bilhassa dönemin Jandarma Genel komutanı Eşref Bitlis Paşa ve diğer komutanların içinde bulunduğu uçağın düşürülmesinin altında yatan acı gerçeği az-çok biliyoruz! Hatta bu olayın kimlerin yaptığını da! Fakat elimizde delil eksikliği olduğu için bu konuda şu anda birşeyler söyleyemeyiz. Ama mutlaka bu delile ulaşacağız ve önce devletimizle sonra milletimizle paylaşacağız.