SAĞLIKTA REFORM DİŞTE YARIM KALMASIN!
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bir ülkede sağlık hizmetlerinin başarısı yalnızca yapılan hastanelerle, alınan cihazlarla ya da açıklanan yatırım rakamlarıyla ölçülmez. Asıl başarı, vatandaşın ihtiyaç duyduğu tedaviye zamanında, kaliteli ve ekonomik kaygı yaşamadan ulaşabilmesidir.
Türkiye’de sağlık alanında önemli yatırımlar yapıldı. Hastaneler yenilendi, teknolojik imkânlar genişledi, sağlık hizmetlerine erişim konusunda ciddi adımlar atıldı. Ancak bütün bu gelişmelerin yanında hâlâ yeterince konuşulmadığını düşündüğüm önemli bir mesele var: Ağız ve diş sağlığı.
Bugün kamuya bağlı ağız ve diş sağlığı hastanelerinde ve üniversitelerin diş hekimliği fakültelerinde tedavi kapasitesi, randevu süreçleri, protez hizmetleri ve maliyetler üzerinde daha fazla durulması gerekiyor.
Özellikle kanal tedavisi, ileri diş eti tedavileri, kaplama ve protez işlemlerinde hastaların farklı sağlık kuruluşlarına yönlendirilmesi, hizmetlerin koordinasyonu açısından yeniden değerlendirilmesi gereken bir konu.
Peki, vatandaşın sağlık hizmetine ulaşması neden bu kadar zahmetli olsun?
Diş tedavisi bir ayrıcalık değil, temel sağlık hakkıdır.
KANAL TEDAVİSİ İÇİN HASTANE HASTANE DOLAŞMAK KADER OLMAMALI
Sağlık Bakanlığına bağlı ağız ve diş sağlığı hastaneleri, vatandaşın temel diş tedavilerini karşılayabilecek yeterli donanıma ve uzmanlık kapasitesine sahip olmalıdır.
Kanal tedavisi, diş eti hastalıkları ve protez uygulamalarında yaşanabilecek kapasite yetersizliklerinin hastaları üniversite hastanelerine yönlendirmesi, üzerinde durulması gereken bir meseledir.
Elbette ileri uzmanlık gerektiren vakaların üniversitelere sevk edilmesi doğaldır. Ancak üniversite hastaneleri, diğer sağlık kuruluşlarının kapasite eksikliklerini sürekli telafi etmek zorunda kalan merkezlere dönüşmemelidir.
Üniversiteler bilim üretecek, uzman yetiştirecek, ileri tedaviler gerçekleştirecek. Kamuya bağlı diş hastaneleri de kendi sorumluluk alanındaki tedavileri etkin biçimde sunacak.
Bir vatandaşın kanal tedavisi için uzun süre randevu beklemek zorunda kalma ihtimali bile sağlık hizmetlerinin planlanmasında ciddiyetle ele alınmalıdır.
Öncelikle endodonti, periodontoloji ve protetik diş tedavisi alanlarında uzman hekim sayısı, tedavi üniteleri ve hizmet kapasitesi bölgesel ihtiyaçlara göre artırılmalıdır.
Sorun yalnızca randevu sistemi değildir. Asıl mesele, randevunun arkasında yeterli tedavi kapasitesinin bulunup bulunmadığıdır.
UCUZ MALZEMEYLE TASARRUF OLMAZ!
Sağlık hizmetlerinde maliyet elbette önemlidir. Kamu kaynakları dikkatli kullanılmalıdır. Ancak tasarruf anlayışı yalnızca en düşük fiyatı tercih etmeye indirgenirse bunun bedelini hem vatandaş hem de kamu bütçesi ödeyebilir.
Özellikle kron, köprü, kaplama ve protez tedavilerinde kullanılan malzemelerin kalitesi büyük önem taşımaktadır.
Kamu hastanelerinde kullanılan diş tedavi malzemelerinin seçiminde yalnızca ekonomik kriterlerin değil, dayanıklılık, biyouyumluluk ve uzun vadeli tedavi başarısının da öncelikli olması gerektiğini düşünüyorum.
Diş kaplama ve protezlerinin kısa sürede yerinden çıkması gibi olumsuzluklar yaşanabilmektedir. Bu tür sorunların nedenleri araştırılmalı; malzeme kalitesi, klinik uygulama ve hastaya özgü faktörler birlikte değerlendirilmelidir.
Elbette her kaplamanın düşmesini malzeme kalitesine bağlamak doğru değildir. Hekimlik uygulamaları, dişin yapısı, kapanış kuvvetleri ve farklı klinik nedenler de bu sonucu doğurabilir.
Ancak tedavinin kısa süre içerisinde tekrarlanmasını gerektiren durumların nedenleri mutlaka incelenmelidir.
Kısa sürede başarısız olan bir tedavinin yeniden yapılması, hem hastanın mağduriyetine hem de kamu kaynaklarının gereksiz kullanımına yol açabilir.
O hâlde sorulması gereken soru şudur:
En ucuz malzemeyi almak mı tasarruftur, yoksa kaliteli ve dayanıklı malzemeyle tedavinin uzun yıllar sorunsuz devam etmesini sağlamak mı?
Bana göre kamu sağlık hizmetlerinde esas alınması gereken, fiyat ile kalite arasındaki en doğru dengedir.
Sağlıkta gerçek tasarruf, kaliteden vazgeçmek değil, doğru malzemeyi doğru maliyetle kullanmaktır.
DEVLET KENDİ DİŞ PROTEZİNİ NEDEN ÜRETMESİN?
Gelelim meselenin belki de en önemli noktasına: Diş protez laboratuvarları.
Üniversite hastanelerinde kron, köprü ve protez üretimi için dış laboratuvarlardan hizmet alınabilmektedir. Bu modelin ekonomik açıdan avantajları bulunabileceği gibi dış hizmete bağımlılığın oluşturabileceği bazı riskler de göz ardı edilmemelidir.
İhale veya sözleşme süreçlerinde ortaya çıkabilecek anlaşmazlıklar, üretim maliyetlerindeki artışlar ve hizmet alımına ilişkin aksaklıklar, tedavi süreçlerinin sürekliliğini olumsuz etkileyebilir.
Bu nedenle kamu sağlık kuruluşlarının protez üretiminde daha güçlü ve sürdürülebilir bir altyapıya sahip olması gerektiğine inanıyorum.
Çünkü sağlık hizmetinin sürekliliği, yalnızca dışarıdan alınan hizmetlerin koşullarına bağlı kalmamalıdır.
Devletin kendi diş protez üretim merkezlerini kurmasının zamanı gelmedi mi?
Sağlık Bakanlığı ve üniversitelerin ortak çalışmasıyla bölgesel kamu diş protez laboratuvarları oluşturulabilir.
Bu merkezlerde kamu bünyesinde çalışan diş protez teknisyenleri, teknikerler ve ilgili uzmanlar görev yapabilir.
Kron, köprü, kaplama ve protez üretimleri, modern dijital sistemlerle kamu bünyesinde gerçekleştirilebilir.
Üstelik bu laboratuvarlar yalnızca üniversitelere değil, Sağlık Bakanlığına bağlı ağız ve diş sağlığı hastanelerine de hizmet verebilir.
Böyle bir sistemle dışarıdan hizmet alımına bağımlılık azaltılabilir, üretim maliyetleri daha etkin denetlenebilir ve kalite standartları ortak bir çerçevede belirlenebilir.
Elbette bütün hastanelere ayrı ayrı yüksek maliyetli laboratuvarlar kurulması yerine, bölgesel üretim merkezlerinin ekonomik ve teknik açıdan fizibilitesi yapılmalıdır.
Ancak kamunun böylesine önemli bir alanda kendi üretim altyapısını güçlendirmesi ciddi biçimde değerlendirilmelidir.
Devlet, hastasının dişini tedavi ederken ihtiyaç duyduğu kronu, köprüyü ve protezi de kendi üretim sistemiyle karşılayabilecek kapasiteye sahip olmalıdır.
İMPLANT VE PROTEZ ARTIK LÜKS SAYILMAMALI
Diş kaybı yaşayan vatandaşlarımız için implant, kron, köprü ve protez tedavileri önemli maliyetler oluşturabilmektedir.
Özellikle emekliler, dar gelirliler ve asgari ücretle çalışanlar açısından bu maliyetler ciddi bir ekonomik yük hâline gelebilmektedir.
Oysa diş kaybı yalnızca estetik bir sorun değildir.
İnsan dişleriyle çiğner, konuşur, beslenir. Ağız sağlığının bozulması genel sağlığı ve yaşam kalitesini de etkiler.
Bu nedenle Sosyal Güvenlik Kurumunun ağız ve diş sağlığına ilişkin geri ödeme politikalarının güncel ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Tıbben gerekli görülen implant uygulamalarında mevcut geri ödeme koşullarının genişletilmesi, kron, köprü, kaplama ve protez tedavilerinde vatandaşın karşılaştığı mali yükün azaltılması önemli bir sosyal politika adımı olacaktır.
Burada amaç, herkese hiçbir ayrım yapılmadan en pahalı tedaviyi sunmak değildir.
Amaç, ihtiyacı olan vatandaşın bilimsel olarak uygun, güvenilir ve kaliteli tedaviye ulaşmasını sağlamaktır.
Bir insanın hangi diş tedavisini göreceğine cebindeki para değil, tıbbi ihtiyacı karar vermelidir.
Sosyal devlet anlayışının gereği de budur.
SAĞLIKTA REFORM SADECE BİNA YAPMAK DEĞİLDİR
Türkiye’nin artık ağız ve diş sağlığı alanında kapsamlı bir reform programını gündemine alması gerektiğine inanıyorum.
Bu reformda hastane sayısından önce hizmetin niteliği, tedaviye erişim, malzeme kalitesi ve sürdürülebilirlik konuşulmalıdır.
Kamu diş hastanelerinde uzmanlık hizmetleri güçlendirilmeli, üniversitelere yönlendirilen hasta yoğunluğu düzenli olarak analiz edilmeli, tedavide kullanılan malzemelerin kalite standartları yükseltilmeli ve protez üretiminde kamu kapasitesi artırılmalıdır.
Özellikle laboratuvar hizmetlerinin ihale ve sözleşme süreçlerinden kaynaklanabilecek aksaklıklara karşı korunmasını sağlayacak kalıcı modeller geliştirilmelidir.
SGK geri ödemeleri de günümüzün tedavi ihtiyaçlarına ve ekonomik koşullarına uygun biçimde yeniden değerlendirilmelidir.
Bir başka önemli mesele de denetimdir.
Kaplama ve protezlerin kısa sürede işlevini kaybetmesi veya tedavilerin tekrarlanmasını gerektiren durumlar yalnızca bireysel başvurular kapsamında ele alınmamalıdır.
Bu tür sorunlara ilişkin veriler sistematik biçimde incelenmeli, olası nedenler bilimsel yöntemlerle araştırılmalıdır.
Sorunun malzemeden mi, uygulamadan mı, hastaya özgü koşullardan mı yoksa hizmet organizasyonundan mı kaynaklandığı belirlenmelidir.
Çünkü sağlıkta kalite, yalnızca tedaviyi yapmak değil, o tedavinin başarısını takip etmektir.
Ayrıca koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri güçlendirilmeli, toplumun düzenli diş muayenelerine erişimi artırılmalıdır.
Hastalık ilerledikten sonra tedavi etmek kadar, hastalığın oluşmasını önlemek de sağlık politikasının temel hedefi olmalıdır.
DİŞ AĞRISI BEKLEMEZ, REFORM DA BEKLEMEMELİ!
Buradan Sağlık Bakanlığına, Yükseköğretim Kuruluna, üniversite yönetimlerine ve Sosyal Güvenlik Kurumuna açık bir çağrıda bulunmak istiyorum:
Ağız ve diş sağlığı hizmetlerini yeniden masaya yatırın.
Üniversite hastanelerindeki yoğunlukları azaltacak, kamu hastanelerinin tedavi kapasitesini artıracak, malzeme kalitesini güvence altına alacak ve kamuya ait diş protez laboratuvarlarını değerlendirmeye alacak kapsamlı bir reform programı hazırlayın.
Çünkü vatandaşın beklentisi çok açık.
Kanal tedavisi için uzun süre beklemek istemiyor.
Kaplamasının kısa sürede işlevini kaybetmesini istemiyor.
Protez yaptırabilmek için bütçesini zorlamak istemiyor.
Bir sağlık kuruluşundan diğerine yönlendirilerek zaman kaybetmek istemiyor.
Vatandaş yalnızca kaliteli, güvenilir ve ulaşılabilir sağlık hizmeti istiyor.
Devletin de temel sorumluluğu bu hizmeti en iyi şartlarda sunabilmektir.
Unutmayalım, ağız ve diş sağlığı genel sağlığın ayrılmaz bir parçasıdır. Sağlık reformunu değerlendirirken diş hastanelerinin kapısından içeri giren vatandaşın karşılaşabileceği güçlükleri görmezden gelemeyiz.
Türkiye’nin sağlık alanındaki kazanımlarını daha ileriye taşımanın yolu, mevcut sistemi eleştiriye kapatmak değil, eksiklikleri bilimsel veriler ve vatandaşın ihtiyaçları doğrultusunda gidermektir.
Sağlıkta gerçek başarı, hastane sayısıyla değil, o hastaneden sağlığına kavuşarak ayrılan insanın memnuniyetiyle ölçülür.
Ve artık şu gerçeği kabul etmeliyiz:
Sağlıkta dönüşüm, ağız ve diş sağlığında eksik kalmamalıdır. Çünkü sağlıklı bir toplum, sağlıklı bir ağızla başlar.