SAHTE KİMLİKLERİN KÖLELERİ: “BİR ŞEY” OLMA HIRSINDAN “HİÇLİĞİN” ÖZGÜRLÜĞÜNE
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Bugünün insanına ahiretten, manevi hesaptan ya da ruhsal bir muhasebeden söz ettiğinizde çoğu zaman bunun uzak bir geleceğin konusu olduğu düşünülür. Oysa gözden kaçan çok önemli bir gerçek vardır:
İnsanın asıl sınavı gelecekte değil, tam şu anda, kendi içinde yaşanmaktadır.
Etrafımıza dikkatle baktığımızda modern insanın mutsuzluk, umutsuzluk, haset, kibir ve bitmeyen bir yetersizlik hissiyle mücadele ettiğini görüyoruz. Her geçen gün daha fazla insan başarıya ulaşmasına rağmen huzura ulaşamıyor.
Peki bunun sebebi nedir?
Belki de cevabı düşündüğümüzden daha basittir.
Ego ve Yapay Roller
Modern dünya insana sürekli olarak bir şey olması gerektiğini söylüyor.
Daha başarılı ol.
Daha görünür ol.
Daha zengin ol.
Daha güçlü ol.
Daha fazla takipçin olsun.
Daha çok alkış al.
Böylece insan, zamanla kendi öz benliğinden uzaklaşıp toplumun görmek istediği bir kimlik üretmeye başlıyor. Unvanlar, makamlar, sosyal medya profilleri, maddi göstergeler ve statü sembolleri kişinin gerçek kimliğinin önüne geçiyor.
Daha da tehlikelisi, insan bir süre sonra bu yapay kimliği gerçekten kendisi zannetmeye başlıyor.
Oysa bu kimliklerin çoğu geçicidir.
Ve insan, kendi oluşturduğu bu görüntünün esiri haline gelir.
Onu korumak için daha çok çabalar.
Daha çok yorulur.
Daha çok hırslanır.
Daha çok mutsuz olur.
Hiçliğin Gücü
Anadolu irfanında bu durumu anlatan çok anlamlı bir kıssa vardır.
Bir milletvekili, bir kasabaya ziyarete gelir. Kasaba halkı onu büyük bir törenle karşılar. Davullar çalar, insanlar etrafını sarar.
Ancak kalabalığın biraz dışında duran bilge bir adam vardır.
Milletvekili yanına yaklaşır ve sorar:
“Sen kimsin?”
Bilge adam sakin bir şekilde cevap verir:
“Hiç... Ben hiçim.”
Milletvekili şaşırır.
Bu kez bilge adam sorar:
“Peki sen kimsin?”
Milletvekili gururla cevap verir:
“Ben milletvekiliyim.”
Bilge adam devam eder:
“Sonra ne olacaksın?”
“Bakan olurum.”
“Sonra?”
“Başbakan olurum.”
“Sonra?”
“Cumhurbaşkanı olurum.”
“Peki sonra?”
Milletvekili bir süre düşünür ve şöyle der:
“Sonra... Hiç.”
Bilge adam tebessüm eder:
“Ben işte senin en son ulaşacağın yerdeyim.”
Bu hikâye yalnızca bir fıkra değildir.
İnsanın hayat boyu peşinden koştuğu sıfatların geçiciliğini anlatan güçlü bir hakikattir.
Büyümenin En Sessiz Hali
Toplumun dayattığı bütün etiketlerden sıyrılabilmek büyük bir cesaret ister.
İnsan “Ben makamım değilim, param değilim, unvanım değilim” diyebildiğinde gerçek özgürlük başlar.
Çünkü o andan itibaren başkalarının onayına ihtiyaç azalır.
Alkışların önemi kaybolur.
Eleştirilerin ağırlığı hafifler.
Kaybetme korkusu azalır.
İnsan ilk kez kendisi olmaya başlar.
Bu teslimiyet bir vazgeçiş değildir.
Tam tersine, ruhun en güçlü uyanışıdır.
Olgunluğun Gerçek Anlamı
Olgunlaşmak her haksızlığa sessiz kalmak değildir.
Olgunlaşmak, enerjini nereye harcayacağını seçebilmektir.
Kimi zaman herkese kendini anlatmaya çalışmaktan vazgeçmektir.
Her savaşa girmemektir.
Her tartışmanın içine çekilmemektir.
Çünkü insan zamanla şunu öğrenir:
Her mücadele kazanılmaya değmez.
Bazı insanları ve bazı meseleleri geride bırakmak yenilgi değil, kendine duyulan saygıdır.
Teslimiyetin Hafifliği
Hayat boyunca taşıdığımız yüklerin önemli bir kısmı gerçekte bize ait değildir.
Başkalarının beklentileri...
Toplumun dayattığı başarı tanımları...
Sahip olmamız gerektiği söylenen kimlikler...
İnsan bunları bıraktığında hafifler.
Çünkü gerçek güç; makamda, servette, unvanda ya da alkışta değildir.
Gerçek güç insanın kendi özüyle kurduğu bağdadır.
Belki de modern insanın yaşadığı ruhsal yorgunluğun temel sebebi budur.
Herkes daha fazla “bir şey” olmaya çalışırken, kimse “kendisi” olamamaktadır.
Oysa bazen insanın ulaşabileceği en yüksek makam, hiçlik makamıdır.
Çünkü insan “hiç” olduğunu kabul ettiği anda, sahte olan her şeyden özgürleşir.
Ve işte o zaman gerçek huzur başlar.