ŞEYTANIN GÖR DEDİĞİ
cumha.com.tr, CUMHA Cumhur Haber Ajansı abonesi olan tarafsız bir haber platformudur. Köşe yazıları bölümünde yayımlanan içerikler, yazarların şahsi görüş ve değerlendirmelerinden oluşur. Platform, her görüşten yazara alan açan çok sesli yayın anlayışıyla farklı fikirlerin özgürce ifade edildiği tarafsız bir yayın zemini sunar.
Ortadoğu siyasetinde bazı görüşmeler vardır; açıklanan gündemleri ile gerçek stratejik anlamları aynı değildir. Diplomasi çoğu zaman söylenenlerden ziyade, kimin kimi, ne zaman ve hangi şartlar altında muhatap aldığı üzerinden okunmalıdır. İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi'nin KYB lideri Bafel Talabani ile gerçekleştirdiği temas da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
İlk bakışta mesele, İran ile Irak Kürdistan Bölgesi arasındaki sınır güvenliği, ekonomik ilişkiler ve bölgesel istikrar başlıklarından ibarettir. Nitekim Tahran'ın resmi söylemi de bu çerçevededir. Ancak Ortadoğu'nun jeopolitik gerçekliği, resmi gündemlerin arkasındaki stratejik hesapları ayrıca değerlendirmeyi gerektirir.
Burada kilit aktör Bafel Talabani'dir.
İran açısından Talabani'nin önemi yalnızca KYB'nin lideri olmasından kaynaklanmaz. Talabani, Süleymaniye merkezli siyasi alanın temsilcisidir. Bu alan, tarihsel olarak Tahran ile Erbil arasındaki güç mücadelesinde İran'ın en önemli siyasi kanallarından biri olmuştur. KDP'nin Ankara ile geliştirdiği yakın ilişkiler düşünüldüğünde, KYB'nin İran açısından stratejik değeri daha da belirginleşmektedir.
Bu nedenle Tahran'ın Talabani ile kurduğu ilişkinin yalnızca Kürt meselesi üzerinden okunması eksik kalacaktır. Asıl mesele, Irak Kürdistanı'ndaki güç dengesidir.
Türkiye açısından ise tablo daha hassastır.
Ankara son dönemde KYB ile ilişkilerini yeniden geliştirmeye ve Talabani'yi PKK meselesinde daha yapıcı bir pozisyona çekmeye çalışmaktadır. Türkiye açısından ideal tablo, Irak'ın kuzeyindeki bütün siyasi aktörlerin PKK'nın silahsızlandırılması ve Irak topraklarının Türkiye'ye karşı kullanılmaması konusunda ortak bir çizgide buluşmasıdır.
Tam bu noktada İran'ın devreye girmesi önem kazanıyor.
Türkiye ile PKK arasındaki süreç başarıya ulaşırsa KYB'nin Ankara ile yakınlaşması hızlanabilir. Bu da İran'ın Süleymaniye üzerindeki tarihsel nüfuzunu göreli olarak azaltabilir. Dolayısıyla Tahran'ın Talabani ile yakın temas kurması, yalnızca bugünün sorunlarını yönetmek değil, yarının güç dengelerini şekillendirmek olarak da okunabilir.
Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekir.
İran'ın çıkarı, PKK'yı doğrudan yeniden sahaya sürmekten ziyade KYB'yi tamamen Türkiye eksenine kaptırmamaktır. Çünkü PKK'nın yeniden silahlı çatışma sürecine dönmesi Türkiye'nin Irak'ın kuzeyindeki askeri faaliyetlerini artırabilir. Bu ise Süleymaniye'yi doğrudan bir jeopolitik gerilim alanına dönüştürebilir.
İran'ın tercih edeceği daha sofistike yöntem, KYB'yi siyasi bir kaldıraç olarak korumaktır.
Türkiye-PKK sürecinin başarısız olması halinde Ankara'nın Irak'ın kuzeyindeki güvenlik operasyonları artarsa, KYB'nin "Irak'ın egemenliği" ve "bölgesel istikrar" söylemi üzerinden pozisyon alması mümkündür. Böyle bir tabloda Bağdat da denkleme daha fazla dahil olabilir. Böylece başlangıçta Türkiye ile PKK arasında görünen mesele, zamanla Ankara ile Bağdat ve KYB arasındaki daha geniş bir diplomatik pazarlığa dönüşebilir.
İran açısından en değerli sonuç da budur.
Çünkü Tahran'ın hedefi Türkiye'yi bütünüyle karşısına almak değildir. İran'ın Türkiye ile ticaret, enerji, güvenlik ve bölgesel siyaset alanlarında ilişkilerini sürdürme zorunluluğu vardır. Fakat Ankara'nın Irak Kürdistanı üzerindeki etkisinin tek merkezli ve rakipsiz hale gelmesi de Tahran'ın stratejik çıkarlarıyla örtüşmez.
Bu nedenle Bafel Talabani'nin önemi, PKK üzerinde doğrudan bir kontrol sahibi olmasından çok, farklı güç merkezleri arasında konuşabilen bir aktör olmasından kaynaklanmaktadır.
Önümüzdeki dönemde asıl izlenmesi gereken, Tahran'da hangi cümlelerin kurulduğu değil, Süleymaniye'de hangi adımların atılacağıdır.
KYB, PKK konusunda sahada ne yapacak?
Türkiye ile ilişkilerini hangi noktaya taşıyacak?
İran'ın sınır güvenliği taleplerine ne ölçüde karşılık verecek?
Ve en önemlisi, Ankara ile Tahran arasındaki bölgesel rekabette ne kadar bağımsız hareket edebilecek?
Ortadoğu'da bazen şeytan ayrıntıda değil, görülmesi istenmeyen ayrıntıdadır.
ŞEYTANIN GÖR DEDİĞİ tam da budur: Bugün Tahran'da ağırlanan kişi yalnızca bir Kürt siyasetçisi değildir. Aynı zamanda İran'ın Irak Kürdistanı'ndaki denge politikasının önemli bir taşıyıcısıdır.
Ve bazen bir ülkenin stratejisini anlamak için söylediklerine değil, hangi aktörü masanın başına oturttuğuna bakmak gerekir.